Ahmet Talimciler

27 Ağustos 2016

Olimpiyatlardan kalanlar

Kısa dönemli madalya hevesi ile yapacağınız vatandaşlık tekliflerinin bir getirisi olmayacak tam tersine ağır götürülere yol açacaktır

Neyi istediğiniz neleri öne, neleri de arkaya attığınızla yakından ilgilidir. Bu açıdan Türkiye’de olimpiyat oyunlarının izlenmesine yönelik bir ilgi olmakla birlikte yayıncı kuruluşun asıl ilgisinin futbol olduğu gerçeği her şeyi net bir biçimde ortaya koymaktadır. Sizin amacınız olimpiyat sporcularınızın gelecekte spor yapacak olan çocuklara rol modeli olmalarına olanak yaratmak mı? Yoksa popüler futbolcu ikonları üzerinden futbolu parlatmaya devam etmek mi?

Yayıncılık anlayışının ikincisine odaklandığını ve olimpiyatların son günlerinde Süper Ligimizin başlamasıyla birlikte Stadyum programını öne çekmesiyle anlamış olduk. Her şeyden önce dünyanın spor şöleni olarak niteleyebileceğimiz olimpiyat oyunlarının başlamasına bir gün kalıncaya kadar, yayınlanıp yayınlanmayacağı bile belli değildi. Belirsizlik nedeniyle yayınların iyi planlanamadığı ve kötü bir şekilde kitlelerle buluşturulduğunu hatta çoğu zaman da buluşturulamadığını gördük! Ülkemizin içinden geçtiği olağanüstü günlerin de etkisiyle yayınların ilk bir haftalık kısmında canlı bağlantılar nedeniyle sık sık kesintiler yaşandı. Ancak asıl sıkıntı madalya alma şansımızın daha yüksek olduğu güreş müsabakalarını bizlere aktarmakla görevli olan spiker ve yorumcuların kullandıkları kelimelerde yaşandı. Örneğin altın madalya umudumuz olarak Rio’ya gelen ve açılışta bayrağımızı taşıyan güreşçimiz Rıza Kayaalp’in gerçekten çok başarılı karşılaşmalarla finale kadar çıkış aşaması seyrettik. Grekoromen 130 kg final karşılaşmasında ise Küba’lı güreşçi Lopez Nunez ile mücadele için mindere çıkarken bize aktarılan gençlikle deneyimin mücadelesi şeklinde geçecek bir karşılaşmaya şahit olacağımız ve gençliğin yani bizim daha avantajlı olduğumuzdu.

Kübalı güreşçinin iki olimpiyat üst üste altın madalya ile buraya geldiğini ve bu maçı da kazanarak kırılması güç bir rekora imza attığını ise ancak maçın sonunda öğrenebildik. Deneyimli güreşçi, finale gelirken maçların normal sürelerini tamamlayamayan güreşçimizi hiç umulmadık bir şekilde mağlup etti. Mağlubiyet sonrası ise maçları aktaran spiker ve yorumcumuz, her zaman yapıla geldiği gibi ‘ikincilik de bir başarıdır’ klişesi üzerinden yorumlar yapmaya başladılar. Altın madalya olsaydı tabii ki çok daha fazla sevinecektik ama gümüş madalya da büyük bir başarıdır. Bu sakat anlayış ülkemizdeki spor ve spor kültürünün ne kadar sıkıntılı bir konumda olduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Benzer şekilde ve hemen hemen aynı cümlelerle diğer bütün branşlarda özellikle de futbolda da aynı ifadelerin kullanıldığını da hatırlatmak isterim. İkinci örneğimiz serbest güreş 86 kg’da mücadele eden güreşçimiz Selim Yaşar’ın, Rus güreşçi Abdulrashıd Sadulaev ile yaptığı karşılaşmanın sunumuyla ilgili. Bu kez Selim Yaşar deneyimli güreşçi buna karşın rakibi daha genç ve hareketli, bize aktarılan yorumlar ise Rıza Kayaalp’in karşılaşmasında söylenenlerin tam tersi: Tecrübenin, gençlikten daha önemli olduğu ve bunun sonucu etkileyeceği. İşimize geldiği gibi yorum yapmanın ötesine geç(e)meyen, iş kendi sporcumuza geldiğinde onun pozisyonuna göre yorum yapmanın bir adım ötesine ulaş(a)mayan bir zihniyetle karşılaşıyoruz.

Klişeler bu karşılaşmanın sonunda da aynı biçimde sürdürüldü. Tek fark serbest güreşi yorumlayan yorumcumuzun grekoromen güreşi yorumlayan yorumcumuza oranla çok daha fazla ‘Allah yar ve yardımcısı olsun’, ‘dualarınızı eksiltmeyin’ ifadelerini kullanmış olmasıydı. Bu ifadeleri gündelik hayatta kullandığınız gibi sürekli olarak tekrarlayarak bir maçı yorumlamak, maça yönelik uzman görüşü aktarmak anlamına gelmez. Karşılaşmayı sunan spikerin yanında alana dair deneyimlerini paylaşması, yapılan mücadeleyi yorumlamasını beklenen kişidir ‘yorumcu’. Allaha emanet ol, Allah yar ve yardımcın olsun gibi cümleleri gündelik hayatta kullanmakla televizyon ekranlarında bir altın madalya mücadelesini yorumlamak aynı kefeye konamaz. Konmaya kalkarsa da ortaya tuhaf ve tuhaf olduğu kadar bir o kadar da garip bir dil çıkar. Tıpkı Selim Yaşar’ın madalya töreni sonrasında verdiği röportajda olduğu gibi. Spikerimiz önce Türkçe ardından İngilizce soruyor, tercüman Rusça’ya çeviriyor, sporcumuz yanıtlıyor ardından tercüman İngilizce olarak aktarıyor. Son olarak spikerimiz yarı İngilizce yarı Türkçe bizlere aktarmış oluyor! Hatta en sonunda sormuş olduğu sorunun yanıtını alamadığı için ne yapacağını da şaşırıyor!

Üçüncü ve son örneğimiz ise Rio 2016’daki tek altın madalya kazanan sporcumuz Taha Akgül. 125 kg serbest güreş finalinde İranlı Nemat Ghasemi ile karşılaştı, diğer iki örnekte aktardığımız yorumlar, bu final karşılaşmasında da fazlasıyla yaşandı. Ayrıca ülkemizin içinden geçtiği hassas dönemlerde bu madalyanın ne kadar önemli olduğu da defalarca dile getirildi. Karşılaşma sonunda Taha Akgül’ün sevinç gösterileri üzerine yapılan yorumlar bile klişelerden öteye gitmiyordu! Keşke annesine tek eksiği olimpiyat altın madalyasını kazandıran ve annesinin de maçın içinde ‘oğlum yanındayım’ yazısı ile destek verdiği sporcumuzun hikayesini daha iyi anlatabilselerdi! Ancak karşılaşmalarda sık sık kendi sporcularımıza yönelik hakem hataları üzerinden yorumlar yapan, zaman zaman rakip sporcuların ismini bile zikretmeyip onun yerine mavi mayolu güreşçi, Ermeni güreşçi, Kübalı boksör ifadeleri kullanan bir yayıncılık anlayışına maruz bırakıldık. Basketbol ve voleybol kadınlarda bronz madalya mücadelesi esnasında TRT spor ekranlarında başlayan Stadyum programında yeni sezon, futbol-siyaset ilişkileri üzerine engin açıklamalarla ufkumuz genişletildi!

Türkiye’de olimpiyatlarda başarı kazanacak sporcular yetiştirmek ve daha fazla madalya kazanmak istiyorsak sportif alanda atılması gereken adımların yanı sıra işin milyonlarca insanı etki altında bırakan medya alanında da yapmamız gerekenler var. Sporu ve fair-play kültürünü bilen hamaset edebiyatı üzerinden konuşmayan, objektif yayıncılık kriterlerine haiz bir spor yayıncılığı ve yorumculuğuna ihtiyacımız bulunuyor. Hayatı zorluklar içerisinde geçmiş pırıl pırıl bir altın madalyalı güreşçimiz var ve onun açtığı yoldan çocuklarımızı ilerletmek için aklı ön plana alacak, rol modeli öne çıkartacak yayıncılık anlayışına geçmeliyiz. Burada kitleler ile buluşacak spor anlayışı esas olarak alınmalı ve bunun tohumları şimdiden ekilmelidir. Devşirme sporculuk içinde bulunduğumuz dönemin bir gerçeğini teşkil etmektedir ve dünyanın pek çok ülkesinde kabul görmektedir. Bu açıdan sistematiğe bağlamadığınız ve belirli kriterleri uygulamadığınız sürece sadece kısa dönemli madalya hevesi ile yapacağınız vatandaşlık tekliflerinin bir getirisi olmayacak tam tersine ağır götürülere yol açacaktır.

Olimpiyatlar sporseverlerin dört yılda bir nefeslendikleri, dünyadaki farklı alanlarda yarışan ülkeleri ve sporcuları izleme keyfine eriştikleri ender zamanlardır. Böylesi büyük organizasyonlara sadece kendi sporcularınızın yarıştıkları branşlar ve madalya mücadeleleri üzerinden bakamazsınız. Bakarsanız da bu durum aslında sizin sportif camia içinde nerede durduğunuzu bir başka biçimde size gösteriverir. İlk kez bu kadar geniş yelpazede mücadele ettik, kazanılan toplam sekiz madalya üzerinden hesaplaşma mantığı içine girmeye gerek yok, asıl mücadele bundan sonra başlamak zorunda aksi takdirde 2020 Tokyo olimpiyatlarında işimiz çok daha zor olacaktır.