Ahmet Talimciler

01 Ağustos 2017

İzmir güzellemeleri sıkıyor!

AKP dışında bir başka merkez partisi seçimlere girdiği takdirde bu bulunmaz Hint kumaşı durumunuzun da sona ereceği gerçeğini yerel yöneticilere hatırlatmak isterim

İçinde yaşanılan mekanlarla kurduğumuz ilişkiler bizi biz yapan kimliğimizin en özel parçalarından bir tanesidir. Hatta bazı zamanlarda kimliğimizin en nadide özelliğini oluşturduğuna da şahit oluruz. Son on beş yıl içerisinde ülkemizde siyasal alanda yaşanılan gelişmeler ve bunun ülke içerisindeki yansımaları karşısında, topyekûn değil ancak içinde yaşanılan şehirler bazında karşı çıkış eğilimleri görmekteyiz. Bu açıdan hiç şüphesiz en özgül kent olarak karşımıza Egenin incisi olarak nitelendirilen ve bir dönemin Gavurluğuna vurgu yapılan İzmir çıkmakta. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İzmir kentine yönelik ilgisi ve çabalarına karşın, kentin kendisini özdeşleştirdiği anlayış, yerel seçimlerde ana muhalefet partisinin çok da fazla çaba sarf etmeden başarılı olmasına yol açıyor. Hatta CHP yönetiminin bütün yanlışlarına karşın, kent insanının verdiği oylarda azalma değil artış yaşanıyor. Bu ise ilçe belediye başkanları ve büyükşehir belediye başkanının kendisine dönük eleştirilere kulaklarını tıkamalarına ve başarı sarhoşluğu içerisinde bulunmalarına neden oluyor. Verilen oyların kendi şahıslarına verildiğini zanneden ve bu yüzden de giderek daha fazla yapıp ettikleri ile halkın beklentilerinden uzaklaşan bir zihniyetin oluşmasına katkıda bulunuyorlar. Bu öylesine tuhaf bir ikilimi beraberinde getiriyor ki, katılım konusunda sürekli olarak demokrasi dersi veren CHP yönetimi, yerel seçimlerde belediye başkan adaylarının kimler olacağı konusunda yoklama yapıyor ancak gece yarısı belediye başkan adayları farklı yerlerden aday gösterilebiliyorlar. AKP korkusu ile seçilen belediye başkanlarının icraatları hususunda ses çıkartılması durumu ise bazı kitlelerce laiklik karşıtlığı ve cumhuriyet düşmanlığı olarak algılanabiliyor. Hatta vergisini verdiğiniz kente dair eleştiriler getirdiğiniz vakit, hemen AKP’li damgası yemeyi de göze almak durumundasınız. Oysa öylesine eleştirilecek sorun yumağı ile karşı karşıyayız ki, elinizi nereye atsanız sorunlar beraberinde geliyor.

1980 sonrası yaşanan ekonomik dönüşümün yönünü fark edemeyen İzmir sanayisi ve medyası kadar İzmir insanı da, hayatın tıpkı eski günlerde olduğu gibi yaşanacağını zannetmişti. Oysa değişen ekonomik dengeler ile birlikte İzmir kentinin yetişmiş beyinleri önce okumak daha sonra da iş bulabilmek için İstanbul ve Ankara’yı tercih etmeye başlamışlardı. Burada dikkat çekici husus İstanbul kenti bugün yaşadığımız sel sorunlarının da kaynağını oluşturan tek bir merkez haline dönüştürülmesi ile birlikte göç veren bütün kentleri olduğu gibi İzmir kentini de içine almaya başladı. İzmir sermayesi bu yeni sürece adapte olamadığı için Anadolu kaplanlarının üretim ve satış hızının çok gerisinde kalmaya başladılar. Hayatın akış ritminin son derece rahat ve aheste olduğu bir kent ve o kentin insanlarının alışkanlıkları da bu yeni süreç ile birlikte daha fazla içe kapanmayı beraberinde getirdi. İzmir içinden bir İzmir güzellemesi yaşamaya başladık. İzmir’de şunlara şöyle denir ile başlayan ve bu kentin insanlarının ne kadar hoşgörülü, aydınlık, Atatürkçü, laik ve çağdaş olduğuna övgüler düzüldü. Cumhuriyet mitinglerindeki kalabalık üzerinden kentin aydınlığına ve cumhuriyete bağlılığına paylar biçilmeye başlandı. Bu öylesine bir anlayışı tetiklemeye devam etti ki, İzmir kentinin yerel medyasında yazan gazetecileri de dahil olmak üzere herkes bu İzmir güzellemesine çanak tuttular! Ana akım medyanın ege eklerine şöyle bir göz gezdirin, sanki başka bir dünyadan haber verdiklerini rahatlıkla görebilirsiniz. Tamam da bu içe dönük propaganda var olan sorunları ortadan kaldırmadığı gibi, bu kentin son on beş yıl içerisinde geride kalma ve taşralaşma meselesini de örtemiyor! Trafiğin her geçen gün biraz daha fazla içinden çıkılmaz hale dönüştüğü bir ortamda büyükşehir belediyesinin nostalji tramvayı adı altında kentin iki önemli aksındaki trafiği alt üst edecek uygulamaları devreye sokması görmezden geliniyor! Tıpkı İzmir’in her yerinden görünecek diye Karşıyaka belediyesinin logo olarak kullandığı belki de Türkiye’nin en başarılı anıt projesinin kentin sakinlerinin aksi görüşlerine karşın yıkılmasında olduğu gibi. Benzer bir uygulamayı iktidar partisinin herhangi bir belediyesi yapmış olsaydı çağdaşlık, laiklik adı altında demeyeceğini bırakmayanlar her nedense CHP’li bir belediye yaptığında dillerini yutuyorlar! Bu kentin takımlarının oynayacakları stadyumlarının yapılmasının önündeki en büyük engelin kentin yerel yöneticileri olması ise bir başka tuhaflık olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü aynı partinin İstanbul’da Kadıköy ve Beşiktaş’taki yöneticileri orada stadyumların yapılmasına her nedense karşı çıkmıyorlar. Ama iş bu kente ve bu kentin takımlarına geldiğinde bambaşka bir anlayışla karşı karşıya kalıyorsunuz. Kentin dört bir tarafını İşte Bu Yüzden İzmir tabelaları ile süsleyen yerel yöneticilerin, bu kentin temizliği başta olmak üzere, otopark sorunları ve yeşillendirme konusunda ne yaptıkları büyük bir soru işareti olarak orta yerde durmakta!

İzmir üzerinden yapılan hoşgörü ve laiklik güzellemelerinin ötesinde bu kentin özgürlüğünü kordonda rakı içmekle eşleştiren zihniyetin, kabuğunu kırması ve etrafına daha farklı gözlerle yaklaşması elzemdir. İzmir kolay yaşanan ve rahat nefes alınan bir şehirdir ancak İzmir’e ve İzmirliye bunun çok daha ötesinde bir anlam yüklemek ve bunun üzerinden bir takım payeler biçmek hem bu kente hem de bu kentin insanlarına haksızlıktır. Fuarı ve meltemi elinden alınan, yeşili kalmayan ve sakinliği giderek daha fazla gürültüye teslim olan bir kentle karşı karşıya bırakılmaktayız. Tarihsel açıdan İstanbul’dan çok daha eskilere uzanan bir kentin mirasçıları olarak, içinde yaşanan bu kenti deniz kenti olma hüviyetini çoktan ortadan kaldırmış bulunmaktayız. İzmir, denizi olan ancak denizle olan irtibatı büyükşehir belediyesinin son dönemde aldığı kapalı vapurlar sayesinde iyice kesilen bir kenttir.

Bir zamanlar denize girilen, deniz banyoları olan ve sayfiye görünümündeki kenti koruyamadık ancak bununla da kalmayıp bugün elimizde olan kenti de hızla İstanbul benzeri bir görünüme kavuşturma yolunda hızla ilerliyoruz! Ardından da İstanbullular buraya gelmesinler, buraları da İstanbul gibi bir hale dönüştürmesinler nidalarını yükseltiyoruz.

Peki bir kent tüm bu güzellemelerin ötesinde içinde yaşayanlar açısından nasıl bir görünüm arz eder? Beklentileri, artıları, eksileri ve yarına dair umutları nelerdir? İzmir kenti, Levantenlerle başlayan ayrıcalıklarını ve olanaklarını önce onların kenti terk etmesi ve ardından büyük yangın ile birlikte pek çok şeyini birden kaybetmiştir. 1980’ler sonrası yaşanan dönüşüm süreci ise bu kentin bu kez yetiştirdiği parlak beyinlerinin göç etmesiyle sonuçlanmıştır. İzmir, kendine dönen ve kendi ile barışık bir kent görünümü vermeye devam ederken, süreç içerisinde sanayi ve ticaret alanları başta olmak üzere, medya’da, sporda kısacası toplumsal hayatın hemen her alanında kaybeden bir kent görünümüne bürünmüştür.

Bu tabloya bir de var olan iktidar yerel yönetim çekişmesini eklediğiniz vakit işler daha da içinden çıkılmaz bir konuma bürünmektedir. Öyle söylendiği gibi İzmir kenti ne solun/sosyal demokrasinin kalesidir ne de tek başına Türkiye’nin aydınlık yüzüdür. İzmir’in zaman içerisinde kendisine hasredilen bir takım özelliklerle donatılmış olması üzerinden giderek bir İzmir güzellemesi ve İzmir farklılığı yaratmak başta İzmir kentine haksızlık etmektir. İzmir, bu ülkenin batıya açılan ve geçmişten getirdiği özellikleri ile kendine has bir kentidir. Bu durumu başta gavurluk olmak üzere bambaşka temeller ile irdelemeye çalışmak ve bunun üzerinden başka bir hikaye anlatmak da bu kente ve bu kentliye haksızlık etmektir. Son bir söz de kendisini bulunmaz gören yerel yönetimlere, alternatifsizlik yüzünden iktidar olduğunuzu ve size verilen oyların aslında bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine verildiği gerçeğini lütfen unutmayın. Hsize hatırlatmak isterim.