Ahmet Talimciler

03 Kasım 2021

Futbolun Kültür Kodları'na dair

Müslüm Gülhan kitabında, yerel ile küresel arasındaki çekişmeleri futbol üzerinden olduğu kadar futbolun içinde bulunduğu kültür ve o kültürün şekillendirdiği insan tiplerinin futbol dünyası içerisindeki pozisyonları üzerinden de görmeye başlıyorsunuz. Yazar bize hem olması gerekeni hem de olmaması gerekenleri gösteriyor tabii anlamak isteyene ve anladıklarını hayata geçirmek suretiyle değişmeyi hedefleyene!

Türkiye’de futbol dendiğinde çoğu kez akan sular durur ve bu ülkede kahir ekseriyetin futbola dair mutlak bir fikri vardır! Hatta bu fikirlerini gittikleri stadyumlarda tuttukları takımın teknik direktörlerine söyleyecek kadar kendilerine de güven beslerler. Futbolu bu kadar çok bildiğini zanneden ve futbolu sevdiğini söyleyen insanların yer aldığı bir ülkede futbola ilişkin sözlerin anlatılanların aksine kısır olması ise başka bir duruma işaret etmektedir. Bu sorunun arkasında sadece futbol ve futbola bakışımız yer almamaktadır burası aynı zamanda bu toprakların insanlarının yumuşak karnı olan okuma ve yazmayla birlikte işleyen düşünme ediminin de çoğu kez karşılık bulmaması ile yakından bağlantılıdır. İşte tam bu noktada Müslüm Gülhan’ın Futbolun Kültür Kodları isimli çalışması adeta çölde vaha gibi bir işlevi yerine getirmektedir. Her şeyden önce kitaptaki yazılar sadece futbolu ve futbol etrafındaki iklimi değil hayatı ve hayatın akışı içerisindeki gidiş gelişleri bünyesinde taşıyorlar. Son derece akıcı bir dil ile kaleme alınmış ve bir o kadar da duygu yüklü cümlelerle örülmüş metinler örgüsü var karşınızda. Üstelik daha en başında yazarın annesi ile Johan Cruyff’a yönelik ifadeleri dikkat çekiyor çünkü burada hem yereli hem de evrenseli bir arada düşünen ve bu ikisini futbol üzerinden bir araya getirmeyi başaran bir bakış açısının ete kemiğe büründüğünü görüyorsunuz.

Tüm kitap boyunca yerel ile küresel arasındaki çekişmeleri futbol üzerinden olduğu kadar futbolun içinde bulunduğu kültür ve o kültürün şekillendirdiği insan tiplerinin futbol dünyası içerisindeki pozisyonları üzerinden de görmeye başlıyorsunuz. Yazar bize hem olması gerekeni hem de olmaması gerekenleri gösteriyor tabii anlamak isteyene ve anladıklarını hayata geçirmek suretiyle değişmeyi hedefleyene! Kitabı bir solukta okumayı sağlayan biraz da içinden çıkılan kültürle yoğrulmuş olması kadar o kültürün futbol adına herhangi bir söz üretemeyişi karşısında ciddi biçimde kafa yormuş olması geliyor. ‘Futbolun gerçeği detaydır’ (s.20) cümlesi futbolun entelektüel yanına bu ülkeden bir katkı niteliğini taşıyor. Yazar adeta bir örümceğin ağını örmesi gibi futbolun kültürel kodları olarak adlandırdığı noktaları birer birer açıklayarak hayata geçiriyor. Kültür kodları ile başlamak suretiyle de kültürün önemini gözler önüne sererek futbolla kültür arasındaki bağlantıyı daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. “Kültür bir bütünlük arz eder ve gösterilen tepkilerin aynı olması ve ortak algı yaratmasını sağlar. Yaşadığı dünyayı bu kodlar sayesinde algılayarak tepkilerini gösterir… Toplumu oluşturan bireylerin tüm psişik yapıları farklıdır. Fakat hiçbir akit belgesi olmadan, toplumda sessizce mutabakat sağlayana bir sosyolojik benzerlik taşırlar. Bunu sağlayan unsur ise kültürdür. İtalyanların giyim tarzı ve stilleri ile Fransızların, Türklerin tarzları birbirinden farklıdır. Nedeni, yaşadıkları ve bakış açılarındaki farklılıklar yani tavır farklılıklarıdır. Futbolda da aynıdır. ‘Ekol’ olarak algılanan örneğin Alman Ekolü, İngiliz Ekolü diye ayrıştırma nedenini sağlayan, o ülkelerdeki sosyo-ekonomik farklılıkların ve yaşamdaki karakteristik farklılıkların sahaya, bir sistem içinde yansımasıdır” (s.25). Nasıl yaşıyorsak öyle oynarız ifadesi beraberinde içinde yaşanılan kültüre göndermede bulunmaktadır. Kültür, bizi biz yapan bütün o yapının ta kendisidir ve o bütünlük içerisinde futbol dediğimiz alan da anlam kazanmaktadır. Kültür kodları yazısı içerisinde toplumların neden farklı tepkiler verdiklerini açıklayabilmek için Geert Hofstede’nin Kültür Boyutları Teorisine başvurulmuş olduğunu görmek bir sosyolog olarak beni oldukça sevindirdi. Çünkü yazar ilerleyen yazılarına da temel teşkil edecek kavramsal çerçeveyi tam da bulabileceği noktadan sağlama yoluna gitmişti. Hofstede’nin kavramlarını okuyuculara hatırlatmak gerekirse Güç Mesafesi, Bireysellik-Toplumsallık, Eril Toplum-Dişil Toplum, Belirsizlikten Kaçınma, Kısa Vadeye Dönüklük-Uzun Vadeye Dönüklük ile Heveslilik-Kısıtlılık karşılaştırmaları yatmaktadır. Müslüm Gülhan ilk dört madde üzerinden futbolun kültür kodları ile nasıl bir araya gelmekte olduğuna dair okuyucularını ilerleyen yazılarına hazırlama yoluna gitmiştir ki bir sonraki yazının başlığı olan kulüp kültür kodları makalesindeki şu ifadeyle durumu ortaya koymaktadır: “Kulüplerin tarihsel hikâyeleri, misyonları ve sorumlulukları ile oluşan ‘kültür’ yapısı, ‘küresel’ etki ile birtakım değişkenleri de içine almak zorundadır. Bundan dolayı her kulübün ‘kültür’ deseni farklıdır. Önemli olan istikrarı ve başarının sürdürebilmesi için kendine ait ‘kültür’ kodlarını iyi bilmesi gerekir” (s.28).

Son yıllarda sürekli olarak marka değeri kavramının tartışıldığı Türk futbolu için futbolda kurumsal kültür başlıklı yazı adeta bir manifesto anlamına gelmektedir. Kulüplerimizin kurumsal kültürleri için neleri yapmaları ve yapmamaları hususunda bu yazıyı döne döne okumalarında büyük yarar görmekteyim. “Futbolda ‘kurumsal’ yapıyı belirleyici en önemli unsur kulüplerin tarihsel süreçleri ve bu süreç içerisinde elde ettikleri kimliktir. Kimliğin en belirleyici öğeleri kulüp arması ve forma renkleridir. Daha sonra ise, rekabet unsurlarındaki tarihsel başarıları ve bu başarılarını sürdürülebilir kılan istikrarın yakalanması kulüp kimliğinin kurumsallaşmasını sağlayan en önemli etkenlerdir… Kulübün sosyal normları ve bu normlar sayesinde oluşturulan hikâyeler yok edilerek, kulüpler yenileşme adı altında adeta bir rant kurgusu haline getirilmektedir. Şu an için kulüplerin ‘kurumsal’ yapılarının sürdürülebilir olmasının önündeki en büyük tehlike budur” (s.30-31).

Entelektüel kodlar isimli yazı ise sadece başarının değil aynı zamanda o başarıya eşlik eden etik ve bilimsel değerlerin de niçin önem taşıdığını anlamamıza yardımcı olmaktadır. “Şampiyon olmamın temel unsuru, sadece o dereceyi veya o skoru ne pahasına olursa olsun elde etmek değildir. Başarının arkasındaki ‘ahlaki’, ‘etik’ ve ‘bilimsel’ değerlerin kullanılmamasının içeriği, bunu talep edecek ‘kültür’ ve ‘bilgi’ donanımına sahip olmaktan gelmektedir. Sürdürülebilir başarının ve devamlılığın arkasındaki dayanak budur… Sporun ‘etik’, ‘ahlaki’ ve ‘kültürel’ değerleri yüksek bir sadakate bağlıdır. Ancak yapılan sporun ne için, neden yapıldığını anlamak sporun kendi amacı dışında kullanılmasına ve bir araç haline getirilmesine neden olmaktadır. İşte futbol bu popüler yapı içerisinde sömürüye maruz kalacak en yüksek potansiyele sahip branştır… Futbol ‘küresel’ bir oyundur” (s.34-35). Burada yakından bakıldığında neden futbolun diğer spor dallarından çok daha fazla kullanıldığı gerçeğini de daha iyi anlayacak bir arka planın okuyuculara sunulmakta olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Futbolun yönetim kodları başlıklı yazıda ise yazar, gelişmiş ülkeler ile azgelişmiş veyahut gelişmekte olan ülkeler arasındaki farklılıkların futbolun yönetiminde ne gibi etkiler yaratabileceği üzerinde durmaktadır. Demokratik yönetim tarzı ile bilimsel yöntemlerin uygulanabilirliği arasındaki bağlantı futbolda da kendisini göstermek suretiyle bambaşka bir futbol ikliminin hayata geçirilmesine katkıda bulunmaktadır. Yazarın yerinde tespiti ile “futbol da toplumun içinde ve spor içinde bir kesittir. Bu kesit, toplumun tüm özelliklerini taşıyan, gerçeğe uygun ölçeklendirilmiş, nitelikli bir parçadır” (s.43). Sık kullandığım bir ifadeyle bu durumu anlatmak istersem ‘futbol, toplumsal hayatın minik bir minyatürüdür’ oradan bakarak toplumsal hayatın içerisindeki pek çok alanı gözlemleyebilmek ve bu alanlara ilişkin çıkarsamalarda bulunabilmek mümkün hale dönüşebilmektedir. Yönetim kodlarına ilişkin kısa kısa başlıkları ise şöyle sıralamak okuyucular açısından da ilgi çekici olacaktır;

-Takımı kurmak ve ona ruh vermek, takımın değerlerinin ortaya çıkartılmasıyla mümkündür.

-Farklı yaşam kültürleri, dilleri, renkleri, dinleri içinde barındıran futbolda ‘iletişim’ ortak değerlerle sağlanır.

-Futbol bir kültürdür, küresel bir kültürdür.

-Zamanın ruhunu yakalamak, sürdürülebilir olmak için şarttır.

-Futbol, yönetim ve incelikler dahiliğidir.

-Yüz küsur yıllık geçmişlere sahip olan kulüpleri, sadece bir ticari merkez haline getirmek hem işleyiş hem de duygusal misyonları bakımından tehlikeli ve yanlıştır.

-Futbol taraftarlarını yalnızca müşteri olarak görmek bir kulübe verilebilecek en büyük zarardır. Taraftar ile kulüp arasındaki duygusal bağı koparmaya çalışmak kulübün varlığını ortadan kaldırmakla eş değerdir. Taraftar paydaş olarak ele alınmalıdır.

-Değişimdeki en önemli faktör, futbolun kendi dışındaki paydaşlarının varlığının artmasıdır.

-Hiçbir zaman oluşmayan demokratik anlayış ve profesyonel yönetim anlayışı, kulüplerin değişime ayak uyduramama nedenidir. Feodal zihniyet ile kulüp yönetmek, ancak gücü elde toplamaktan başka bir işe yaramamaktadır (s.44-46)

Kitabın içerisinde yönetici kodları ardından antrenörlük kodları ve futbolcu kodlarına ilişkin bakış açıları ve yine bu alanlara ilişkin ülkemizden ve dünyadan örneklere yer verilmektedir. Üzerinde durulması gereken ve endüstriyel futbolla birlikte bambaşka bir hale bürünen en önemli hususlardan birisi ise Arma’dan Logo’ya geçiş meselesidir. “Armanın tarihsel bir hikâyesi vardır. Hikâyesi ve temsil ettiklerinin iç dinamiklerini duygusal bağlılıklar, başarıların ve başarısızlıkların bıraktığı duygusal travmalar kapsamaktadır. Armanın kelime olarak bıraktığı iz, takım tutma ve taraftarlığın onuru üzerine kurgulanan bir yüklemedir. ‘Yenilmez armada’ demek, bir takım için oluşturulan tasvirdir… Arma bir varoluş sürecinin hikâyesidir. Bu süreci tanınır kılan ve güçlendiren en önemli faktör istikrar ve başarıdır. Logo ise bir ticari bakış açısının sloganıdır, kulüpleri ticari olarak pazarlamanın en önemli satış stratejisinin en temel öğesidir” (s.91-92). Armanın yıllar içerisinde logoya dönüşmesinin arka planında sadece zamanın ve paranın etkisi bulunmamaktadır. Bu süreci yanlış anlayan ve olup bitenleri sadece parasal değere tahvil etmeyenler açısından sonuç çoğu kez hüsranla noktalanmaktadır. “Kurumsal kimlik tek başına profesyonel yönetim mekanizması ve onun yaşam alanı olan endüstriyel koşulları içermez. Logo, armadan bir geçiş süresine sahiptir. Öncelikle, sahip olduğu hikâyenin tanınırlığını sağlayacak duygusal mitine de sahip çıkılması gerekir. Çünkü somut bir veri olarak ortaya koyacağınız futbol markası, eğer duygusallığını kaybederse, insan faktörünün sahip olma dürtüsünü de kaybeder. Marka her ne kadar endüstriyel bakış açısı ile açıklanmayı bir girdi olarak anlatmaya çalışsa da temelinde duygusal beklentiler yatar. Duygusallığı var kılan ise armanın etrafında oluşan taraftar topluluğudur. Armanın marka olma süreci onların hikâyesidir. Onlar var ettikleri takımın gerçek sahibidirler, onların sahip çıkmayacağı logo hiçbir zaman varlığını kalıcı kılamaz” (s.92-93).

Markalaşma meselesinde de hep göz ardı edilen taraftarın pozisyonunu yazar net bir biçimde ‘aslında bu onların hikayesidir’ cümlesi ile ortaya koymaktadır. Bununla birlikte taraftarların da üzerine düşen roller olduğu gerçeğini de göz ardı etmemekte ve buna ilişkin olarak futbol taraftarının görevleri başlıklı yazısında bu durumu açıklamaktadır. “Bir tepki sonucu alınan tavır, aslında kulübe olan sadakatin dışa vurumdur… Taraftarsız takım bir hiçtir. Bunu anlamayan başkan ve yöneticiler eninde sonunda bu sürecin dışında kalmaya mahkumdurlar… Taraftarlığın felsefi içeriği ise, taraftarlık ahlaki düsturların ve bunu sağlayan dinamiklere sahip olarak takıma sahip çıkmak ve bu koşulu sağlayacak tepkileri objektif şekilde ortaya koymaktır. Buradaki değerler silsilesi hakaret içermez. Sadece takımın zararını engelleyecek demokratik tepkinin değerini içerir. Taraftarlar için en büyük tehlike, bu koşulları bertaraf edecek konforlarını satarak bu tepkiyi izole ettirmektir. Bu büyük bir ahlaki erozyondur. Sonucu, mutlu azınlık dışında kulüp için ve haliyle taraftar için hüsran olur” (s.142-143).

Müslüm Gülhan eski bir futbolcu yazdıkları bir anlamda alanın içinden gelenler öte yandan beden eğitim spor yüksek okulu mezunu ve işletme alanında yüksek lisans yapmış bir okullu da. Yani hem alaylı hem okullu olarak alının içerisinde olup bitenleri görmeyi, yazmayı, yorumlamayı sürdürüyor. Futbolun Kültür Kodları isimli çalışması, futbolu başka bir pencereden görmek ve anlamak isteyen herkes açısından son derece önemli bir referans kaynağı olacak cinsten. Kendisini bu güzel çalışmayı bizlere kazandırdığı için yürekten kutluyorum. Kitapla ilgili tek eleştirim böylesine kapsamlı ve öğretici içeriğe sahip bir yayının, editörlüğüne yeterince özen gösterilmemiş olmasına ilişkin.

Müslüm Gülhan- Futbolun Kültür Kodları, Tekhne Yayınları