Avrupa Amerika’nın Cüppesini Taşıyabilir mi? D.Trump’ın ABD Dışında Etkisi Var mıdır?
1970’li yıllarda ABD başkanı olan R.Nixon yetkilerini kötüye kullandığı için kongre tarafından yargılandı. Kongre üyeleri ABD anayasası karşısındaki sorumlulukları uyarınca ve anayasayı korumak üzere R.Nixon’u başkanlık görevinden azletmek üzereyken, başkan istifa etti.
D.Trump birinci Başkanlık döneminden sonra, Kasım 2020 başkanlık seçimini kaybetmesi üzerine 2021 yılı şubat ayında taraftarlarını Kongreye karşı başkaldırmaya teşvik etti. Kongre’nin yaptığı yargılamada ancak 7 Cumhuriyetçi senatör azil yönünde oy kullandığı için D.Trump kurtuldu, böylece kongre anayasayı öldürmüş oldu.[1]
“Dünyada olanların yanında Türkiye’de olanlar hafif mi kalıyor? ABD’de Trump’ın başkanlıktan azledilmesi yönünde yeterince senatör oy kullanmadığı için ABD anayasası öldürülmüş olduysa, Türkiye’de TBMM’nin yetkisinin kalmamasıyla T.C. anayasası sürekli işkence altında demektir.
Yoksa Türkiye’deki “siyasiler” oyunun düzeyini yükseltmedikleri için mi bize öyle geliyor?
Belki de doğru açıklama, her ülkede anayasanın, yasaların kalitesinin, uygulanan demokrasinin kalitesine göre oluştuğudur.
Geçen hafta dünya sorunlarını anlamaya çalışırken, Yalta konferansının bu defa Trump-Putin-Xi Jingpin katılımıyla yeniden toplanmasından söz etmiştim.
Buna paralel olarak, konvertibilitenin, uluslararası para konusunun, yeniden, bir konferansta ele alınmasından söz edilmeye başlanmıştır. Daha önce dünya ticaretinde belirleyici rol oynayan ülkeler, 1-22 Temmuz 1944 tarihleri arasında ABD’de Bretton Woods’da bir araya gelmişler ve İngiltere’den J.M.Keynes, ABD’den H.D.White önderliğinde küresel ticaretin finansmanını, paranın akışını ele almışlardır.
1929 ekonomik krizinin ardından uluslararası ödeme sistemlerinin yeniden ele alınması gerekmiş, finansman kurumları inşa edilmiştir. Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ve bunlarla bağlantılı kurumlar bu çalışmanın sonucudur. Uluslararası ticarette ABD dolarının kullanılması bu süreçte benimsenmiştir. 1958’de, doların değeri bir ounce, 35gram altın, bir dolar olarak belirlenmiş, 1971’de başkan R.Nixon bu bağı kopartarak Bretton Woods sistemini sona erdirmiştir.
Konuya ideolojik pencereden bakanlar, bu olanları ABD’nin emperyalist oyunu olarak görürler. Sorun doların başta petrol ticareti olmak üzere, küresel ticarette her ülkenin tartışmadan ödeme aleti olarak kullanılmasıdır. Ülkeler ekonomik olarak büyüdükçe ihracat ve ithalatın ekonomik faaliyetleri içindeki payı küçülmektedir. İhtiyaçlarını kendi bünyelerinde gidermektedirler.
Konu 1929 krizinden sonra küresel ekonomide ve onun en büyük oyuncusu olan ABD’de “güvenin” yeniden kurulmasıdır. Konu iktisat, sistemi kuranlar 1929 ve sonra ki makro ekonomik krizlerden çıkışın mimarı J.M.Keynes ile onun Washington’daki karşılığı H.D.White’tır. Ödemeler sistemi bugün sorunlarla karşılaşmaktadır. Çünkü doların yanında, Çin’in Yuan’ı da (CNY ve RMB Remninbi) ile dikey ticaret ağlarının (vertical trade networks) oluşturduğu araştırmalarla desteklenmektedir.
Dolar en fazla kullanılan para birimidir. Küresel ekonomideki dolar miktarı ise ABD tarafından herhangi bir kurala, kısıtlamaya bağlı olmadan belirlenmektedir. ABD Merkez Bankası (Federal Reserve) sınırsız miktarda doları piyasa sürebilmekte, küresel piyasada borçlanabilmektedir. Doların üstünde “in GOD we trust” ifadesinden başka bir şey yazılı değildir. Yani doların değeri, Allah’a kalmıştır!
Ülkelerin ulusal paralarının değerini belirleyen ise ihracatlarının talep esnekliğidir. Almanya kaliteli sanayi ürünü ihraç eder, İsviçre’nin merkez bankacılığı ve genel olarak bankacılık uygulaması güven vericidir. Bunun sonucu euroya kadar Alman markının, bugün euronun, İsviçre francının değerinin istikrarlı ve yüksek olmasıdır.
Çeşitli ülkelerin faiz politikalarını yakından izleyenler, merkez bankalarının faiz oranı uygulamalarını “bir diğerine karşı” oynayarak, faiz oranının düşük olduğu ülkede borçlanıp, yüksek olduğu ülkede borç vererek, riskli ülkeleri “shortlayarak”, “carry trade”den önemli para kazanmaktadır. G.Soros 1992 yılında İngiliz Pound’unun devalüe edileceği beklentisiyle bu para üzerinden borçlanmış, devalüasyon üzerine bir milyar pound kazanç elde etmiştir.
Bu para piyasalarını sürekli olarak izleyenler tarafından hep oynanan bir oyundur. Ülkemizde daha birkaç yıl önce izlenen yanlış para politikası yüzünden Türk lirası önemli kayıplara uğramıştır. Hem ihracatçıların hem de para otoritesi üzerinde etkili olanların ekonomi bilgisizlikleri yüzünden paramız bugünkü düzeyine düşmüştür. İhracatçılar sattıkları malın TL fiyatını karşılığını indirerek, değerini düşürmüşlerdir. Hiç kimse bu hareketin anlamının “benim malımın değeri 10 değil 5 dolardır” demek olduğunu düşünmemiştir. Bunun müşteri bakımından anlamı anlık değil, kalıcıdır. Türkiye’den ithal edilen malın fiyatı düşük demek, değeri düşük demektir.
İhracatçılarımız ürünlerinin kalitesini aşağı çekmenin cezasını ülke ekonomisinin satın alma gücünü zayıflatarak ödemekte, ödetmektedirler.
Her ülkenin ulusal parasının dolar karşısındaki değeri, üretip ihraç ettiği malların talep esnekliğine bağlıdır. Bu bağlamda altın ve petrol ilginç iki maldır. Altın, fiziki üretim maliyeti dışında, dolara atfedilen değer tarafından, (o da küresel istikrar, barış veya savaş riski tarafından) belirlenen maldır. Sonuç olarak birbirine bağlı olan küresel merkez bankacılığı sistemine güvenmeyenler, yani kurum olarak ekonomiye devlete inanmayanlar, altına yatırım yapar. Ülkemizde de varlığını “yastık altında” muhafaza edenler bu kategoridedir.
1983 yılında David Chaum adında, gizli haberleşme konusunda uzman olan (cryptographer) bir Amerika’lı “cryptocurrency” adıyla bir para birimi geliştirmişlerdir. Aralarında bu para birimini kullanarak alışveriş yapan bir grup kişinin alışveriş hacmi kripto paranın değerini belirlemektedir. Kripto paranın talebi arttıkça “değeri” yükselmekte, düşünce azalmaktadır.
Doların arkasında ABD Federal Reserve değil, dolarla yapılan alışveriş yani doların alışveriş malı konusu mal veya hizmetin değerini temsil gücü vardır. Kripto paranın arkasında ise bu alışverişleri yapanların yarattıkları (bu maden çıkartmak gibi “to mine” olarak ifade edilmektedir) kripto para stoku ve bunun gücü vardır.
Sistem bilgisayar üzerinden çalışmaktadır, kripto paranın maliyeti bilgisayar kullanımının elektrik enerjisi, riski, günün birinde herkesin kripto para hesabını boşaltması olasılığıdır. Blockchain denilen sistem, aslında egemen ülkelerin para otoritesinin yerini almaktadır. Alışveriş yapanlar bu egemen otoriteye değil, kendi yarattıkları sisteme güvenmektedir.
Doların değerine geri dönersek, Çin Halk Cumhuriyeti ABD ile olan ticaret fazlasını, ABD hazine bonolarına yatırmakta, ABD’nin ticaret bilançosu açığı böyle kapanmaktadır. Farazi olarak Çin her zaman elindeki ABD hazine bonolarını nakte çevirebilir, “Federal Reserve”ise doğacak dolar talebini, dolar basarak karşılayabilir. Dolar değer yitirir, ama basılan ve değer yitiren dolar Çin hazinesindedir. Böylece bu hareketten dolar stoklarını altına bağlamış olanlar dışında herkes kaybetmiş olur. Kaybetmeyen, dünyadaki üretim kapasiteleridir. Fiyatlar yine dengeye gelir. Üretim kapasitesini muhafaza eden kazançlı çıkar.
Sonuç olarak karşımızda para, fiyat, değer kavramları vardır. Değeri biz mala veya hizmete atfederiz, fiyat bir malın değerinin bir başka mal veya hizmete kıyasla herkesin kullanmakta uzlaştığı ölçü, para ise bunun ne cinsinden ölçüldüğüdür.
Ne kadar zayıf kavramlar, değil mi? Ve insanlık bu denli zayıf kavramlar üzerinden çekişiyor, savaşıyor.
[1] Wolf, M.FT, 12.03.2025