Videoröportaj

“ Türk kamerası Kürtlüğü işaretledi ama adlandırmadı”

14 Aralık 2019 11:10
Candan Yıldız

‘Gemideki Hayalet; Türk Sinemasında Kürtlüğün ve Türklüğün Kuruluşu’

Kitap ‘Bu suça ortak olmayacağız’ bildirisine imza atan ve bu nedenle Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nden ihraç olan akademisyen Sebahattin Şen’e ait. Şen, kitabını T24'e anlattı. 

Akademisyen Şen, kitabında Kürtlerin, ‘Kürt’ olarak isimlendirilmeden Türk sinemasındaki temsillerini irdeliyor.
Türk sinemasında Kürtlerin ‘Dağlılar, dağ Türkleri, Doğulu, geri kalmış, feodal, sert, silah sever, çocuk gibi masum ve saf” insanlar olarak kodlanmasının egemenlik ilişkisiyle bağını kuruyor.

     

Şen kitabında sinemadaki ‘adlandırmadan gösterme’ stratejisinin Kürtlüğe ilişkin kalıpları, sabitleri nasıl yeniden ürettiğini, bunun milliyetçilik ve ırkçılıkla bağını, ama asıl olarak ulus devlet inşasında Türklüğün kendisini karşısındakine göre ideolojik alan olarak filmlerde nasıl kurduğunu anlatıyor.

1950’lerden 2000’lerin ortalarına kadar Kürtlüğün temsil rejiminin sürekliliğine de bakan Şen, yönetmen/dönem sinemasına göre bu temsillerin hangi filmlerde “nasıl devam ettiğini, kırıldığını ya da tamamen farklılaşarak yeni türden fikir ve duygulara işaret eden hangi imgeleri ortaya çıkardığına” bakıyor.

Dönem sinemaları üzerinden Kürt temsilini irdeleyen Sebahattin Şen, 60’larda yapılmış olan Hudutların Kanunu ve Toprağın Kanı filmlerinde “devletin idealist memurlarının aksanı ile yerlilerinin aksanının aynı olmasını” Doğu’nun bir tür ‘ev’ olarak kurgulanmasına bağlıyor. Ve diyor ki “ Kemalist fikriyatın ideal kurgusu olan ‘imtiyazsız, sınıfsız ve kaynaşmış bir kitle’ olarak halk düşüncesine uygun olarak konuşulan dilin ‘steril’, herhangi bir ayrıma işaret etmeyen homojen bir Türkçe olması şaşırtıcı değil”

Şen’e göre 70’lerden sonra filmlerdeki Kürt karakterler ‘Doğulu aksanı’ diye nitelendirilen bir Türkçe ile konuşmaya başlıyor. Sürü ve Hakkari’de Bir Mevsim filmlerini irdeleyerek “dil ve aksan, ‘Doğulu’ ile batıdan geleni ayıran temsil araçlarına dönüşüyor"

90’ların sonlarından itibaren dünyadaki ve Türkiye’deki değişimler ve Kürtlerin tanınma ve kimlik mücadeleleriyle birlikte sinemanın dönüşmek zorunda kaldığını söyleyen Şen, “sanat sineması veya bağımsız filmlerde bölgenin gerçekçi bir imgesi belirmeye başlıyor: Savaşın ve şiddetin bir tür kampa dönüştürdüğü bir uzam” diyor.

‘Kürtleri işaretleyen ama adlandırmayan Türk kamerası” analizini yapan yazar, 2000’lerdeki popüler filmlerde Doğu’nun “içinde yetişkin çocukların, naif ve saf insanların bulunduğu bir tür egzotik müze” olarak temsil edildiğini söylüyor.

Metis Yayınları’ndan çıkan kitap Sebahattin Şen’in doktora tezinin genişletilmiş hali…