Politika

Yüksekdağ: "Sur'u Toledo yapacağız" diyenler, niyetinin ilçeyi IŞİD Palmira yapmak olduğunu gösterdi

Figen Yüksekdağ: Türkiye’deki hiçbir şey normal işlemiyor

29 Mart 2016 19:46

Meclis Kadın Grubu toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Sur’un ‘acele kamulaştırılmasıyla’ ilgili, “Ne için yapılıyor bu kamulaştırma? Sur halkına hiçbir şey sormadan yıkım dayatılıyor. Bu halkın deneyimleri güçlü ve geniştir. Yıkım planları için 'kentsel mimariye dönüştüreceğiz' demesinler. 4 bin yıllık Palmira IŞİD’in elinden alındı, ama bugün Türkiye’deki siyasetçiler gözünü Sur’a dikmiş. 'Sur’u Toledo yapacağız diyenler, niyetlerinin Palmira gibi olduğunu ilan etiler" dedi. 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, partisinin Meclis Kadın Grubu toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

 

Yüksekdağ’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

 

“Türkiye’deki hiçbir şey normal işlemiyor”

 

Demokratik basın açıklamalarını yasaklıyorlar. İstanbul’da bir ay boyunca sokağa çıkmak, yaşam formu göstermek yasaklanmıştır. Uygulanan bütün yönetim metotları bu amaca endekslenmiş. Siyaset, esaret üreten, şiddet üreten bir kuruma yönelmiştir.

Egemen siyaset mekanizması gerçeğin üzerini örtme konusunda oldukça mahir. Bizler ısrarla saklanan gerçeği ifşa etmeye devam edeceğiz. Türkiye’deki hiçbir şey normal işlemiyor.

 

“677 gün sokağa çıkmayı yasakladılar”

 

Geride bıraktığımız dönemde biri il merkezi olmak üzere 7 ilde sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Neden? Çünkü bu siyasi rejimde en iyi halk, yaşam formu göstermeyen halktır. 677 gün halkın sokağa çıkmasını yasakladılar. Buna rağmen bu ablukalara karşı direnen bir halk gerçeği var. Umudumuzu diri tutan cesaretimizi sağlam tutan bu direniştir. Bu pervasız saldırılar karşısında hala direnenler var. Bütün toplumun birleşik direnişiyle, bu baskı, abluka siyasetine son verebiliriz.

 

“791 sivil ablukada yaşamını yitirdi”

 

Sokağa çıkma yasakları döneminde 791 sivil ablukada yaşamını yitirdi, katledilen her sivil ‘terörist’ ilan edilmiştir. 96’sı kadın, 94’ü çocuk, yaşlılar, gençler günlük yaşam alanında katledildi. Sadece öldürülmekle bitmeyen bir zulüm. Cenazelere işkence ediliyor. Hala alınamayan cenazeler var. Cizre halkı cenazelerini arıyor defnedebilmek için. Böyle bir zulüm yaşatıldı Türkiye halklarına.

Karşımızdaki siyasi iktidar hiçbir şey yokmuş gibi, baskı siyasetini Türkiye’nin normalitesi haline getiriyor. “İsteseniz de istemeseniz de rejim değişmiştir” diyenler, bu rejimi kabul etmeyi dayatıyor.

 

Sur’un acele kamulaştırılması

 

Sokağa çıkma yasakları kalktıktan sonra da operasyon bitmedi. Sur’da, Silopi’de katliamlardan kurtulan halkın mahallelerin yıkma peşindeler. Master Plan, yaşam alanlarını gasp etmeye dönüştü.

Sur’a top atışlarıyla, ölüm makineleriyle girdiler yetmedi, bugün dozerlerle girmek istiyorlar. Acil kamulaştırma adı altında Sur’un 90’ına devlet tarafından el konuldu. Ne için yapılıyor bu kamulaştırma? Sur halkına hiçbir şey sormadan yıkım dayatılıyor. Bu halkın deneyimleri güçlü ve geniştir. Yıkım planları için “kentsel mimariye dönüştüreceğiz” demesinler.

Soykırımın özünde bir halkın tarihi, kültürel değerlerini yok etmek var. 7000 yıllık tarih, bütün Mezopotamya halklarının tarihidir. 4000 yıllık Palmira IŞİD’in elinden alındı, ama bugün Türkiye’deki siyasetçiler gözünü Sur’a dikmiş. “Sur’u Toledo yapacağız” diyenler, niyetlerinin Palmira gibi olduğunu ilan etiler. 7 bin yıllık tarihin köklerini kesmeye sizin gücünüz yetmez.

 

“Mesele hendek, barikat değil, yaşam alanlarını gasp etmek”

 

Sürdürülen haksız ve ahlaksız şiddet siyasetinin geldiği aşama karşısında geri adım atmayacağız. Ablukanın kaldırıldığı kentlerde yağma, gasp uygulaması sürdürülüyor. Dertleri şiddeti durdurmak değil. Derdiniz hendekleri kapatmaksa Sur’da yok örneğin, Silopi’de yok. Nusaybin’de hendek yok, barikat yok. Buna rağmen halkın yakasından düşmüyorsunuz. Çünkü mesele hendek, barikat değil, yaşam alanlarını gasp etmek. Bir taraftan halkı soykırıma tabi tutmak, bir taraftan yakılan yıkılan alanların ganimeti peşindeler.

Bütün savaş ve sürgün dayatmalarına rağmen, halkımız topraklarını terk etmediyse, bir mahalleden diğer mahalleye, bir ilçeden diğer ilçeye geçmişse, her yerde halkımız bu şiddet ve yıkım saldırısı karşısında toprağına sahip çıkacaktır.

Bu kararı alanlar halka sormadığı gibi, seçilmişlerini de devre dışı bırakmış durumdalar. El koyma kararı verilen alanlar içinde belediyeye ait hizmet binaları da var. Kamuya ait olan mala mülke el koyuyorlar. Bunun neresinde hak var, hukuk var.

 

Acil El Koyma Yasası

 

Acil El Koyma Yasası 1930’larda çıkarılmış bir yasadır. İhtiyaç halinde devreye sokuyorlar. Bugün darbe rejimi yaşanıyor, bu savaş yasasını halka karşı kullanmaya devam ediyorlar. Gasp politikasını atanmışlar eliyle, devlet zoru ve baskısıyla uyguluyorlar. Bunun hem kültürel hem siyasi boyutlarının farkındayız. Halkımızın malına, mülküne, yaşam alanlarına, kültürünü üretme mekanlarına dönüşen saldırılar sonuçsuz kalacaktır.

Sorarlar insana, “Şark Islahat” denilen planlarınız vardı. Ne oldu o planın sonucu? Kürtleri yok edebildiniz mi? Bugün kocaman olarak, tam karşınızda olduğu gerçeğini değiştirebildiniz mi? Şark Islahat Planı tarihe gömüldüyse, siz de tarihe gömüleceksiniz.

Halkların eşitliği temelinde barışın sağlanması yoluyla bu sorun çözülebilir. Kültürel soykırım, baskıyla eğilip bükülecek bir halk yok karşımızda. Bizler de bu halkın tutarlı savunucuları olarak etkin mücadele sürdüreceğiz.

 

Sokağa çıkma yasakları

 

Yüksekova’da, Nusaybin’de, Şırnak il merkezinde sokağa çıkma yasakları devam ediyor. Sosyal medyaya yansıyan görüntüleri izliyorsunuz. Bunlarla ilgili hiçbir açıklama yok.

İdil’de “operasyon bitti” denilse de kentte sokağa çıkma devam ediyor. Savaş suçu işleyen çeteler ev ev gezip talan ediyor, yıkıyor. Evler ve yaşam alanları berhava ediliyor, işgal anlayışıyla, sistematik yıkım örgütleniyor.

Silopi’ye gidiyor Başbakan “huzuru asayişi sağladık” diye gösteri yapıyor. Aynı Silopi’de sağlık ocağını yıkıp karakol yapıyorlar. Sur’da, Silopi’de yıkılan yerlere karakol inşa etmek tek dertleri.

Sur’da aileler cenazelerini alamadı. Siyasi iktidarın tek derdi ise Sur’a girip karakol yapmak. “Sur’dan kaldırılarak Dicle nehrine dökülen molozlar içinde evlatlarımız olabilir” diye bas bas bağırıyor aileler.

 

Ensar Vakfı

 

45 çocuğun tecavüze uğradığı açığa çıktı. Siyasi iktidar bu gerçekle ilgilenmedi. Bakan, açığa çıkan gerçeği tepe taklak etmek için hemen devreye girdi. Açık ve net biçimde istismarın kaynağına, boyutuna yönelmek gerekirken, bakan “bir defa yaşanmış olabilir, o vakfa haksızlık etmemek gerek” dedi. Hepimiz utandık, bizde utanma duygusu oluşturdu, Ama bunlar utanmadı. O günden bu yana organize olduğu anlaşılan suçun üstünü örtmek için çabalıyorlar

Kadın vekiller, grubumuz ve toplumsal basıncın etkisiyle bir komisyon kurulmasını kabul ettiler. Önce reddettiler, direndiler. Muhalefetin basıncıyla kerhen kurulmasını razı oldular. Bu komisyonun kadın denetimine açık çalıştırılması için mücadele edeceğiz.

 

Çocuk istismarı

 

Çocuk istismarlarının üstünün siyasi kaygılarla örtülmesine izin vermeyeceğiz. Bu siyasi iktidarın yaklaşımı, bir döneme özgü görülemez. Bugün Karaman’da çıktı. 2012’te onlarca çocuğa, cezaevinde işkence yöntemi olarak tecavüz uygulandı. Bunun karşısında İHD aktivistleri cezalandırıldı. O istismarı uygulayan suçlular değil, çocuklar cezalandırıldı, en ağır cezalar verildi. O nedenle aile ve sosyal politikalardan sorumlu bakanın söylediği söz, dil sürçmesi değil.

Pozantı’da suçu açığa çıkaranlar cezalandırdılar. “Çocukları cezalandıracağız” sözü dil sürçmesi değil, yaklaşımlarının özetidir. Bugün de Karaman olayının üzerini örtmeye çalışıyorlar.

Siyasi iktidar “suçu ve suçluyu övme” suçu işliyor. “bir kişi işlemiştir” diyorlar. Toplumsal değer olan çocuklara karşı işlenen suç, kişiye özgü ele algılanamaz. Burada siyasi iktidar çıkıp bu suçu işliyor. Bu bütün toplumun üzerine gitmesi gereken bir suçtur. Çocuklara yönelik istismarın organize ve toplumsal kaynaklarının olduğu açıktır. Bu suçla mücadele toplumsal olmak zorundadır.

 

“Organize bir suç şebekesi var”

 

Bir defa diyorlar ama bir defa değil, bir yerde değil. Karşımızda organize bir suç şebekesi var. Birileri suç işliyor, diğerleri sessiz kalıyor, üstünü örtüyor. Bu suçun kaynağına, sorumlularına yöneleceğiz, hesap vermeleri için kesintisiz mücadelemizi sürdüreceğiz.

Aileden sorumlu bakan derhal istifa etmelidir. Bu sözleri ortaya koyan bakanın, o makamı işgal etmesi mümkün değil. Vakıf sorumluları yargılanmalıdır, hesap vermelidir. Başka vakıf olsaydı, sessiz mi kalırlardı. Dünyayı başına yıkarlardı.

Diğer taraftan olayın açığa çıkması, siyasi iktidarın yıllar boyunca çocuklara dönük eğitim politikasının, dindar nesil yetiştirme iddiasının ne anlama geldiğinin çarpıcı bir göstergesidir. “Dindar nesil yetiştireceğiz” diyerek, kamu okullarını yeterli görmeyip, müfredatı değiştirdiler. 4+4+4 sistemini yerleştirmeyi yeterli görmeyip, vakıflar aracılığıyla paralel mekanizma oluşturdular.

 

Tutuklu akademisyenler

 

Esra Mungan şahsında üç tutuklu akademisyen arkadaşımızı selamlamak istiyorum. Üç tutuklu akademisyen tecrit altında tutuluyor. “