Medya

"Yenikapı’da ne yeni bir şey, ne de kapı gördüm; o kapı özgürlüklere kapatılan bir kapı"

Türkiye'de gazetecilik yapan Mihail Vasiliadis ve Pakrat Estukyan gündeme dair yorumlarda bulundu

23 Ağustos 2016 11:05

Apoyevmatini Gazetesi sahibi Mihail Vasiliadis, 15 Temmuz'da TSK içindeki bir grup cuntacı asker tarafından gerçekleştirilen darbe girişimine dair olarak, "Bence darbe bir araçtır. Anayasaya uymamak, hukuku kenara itip; şiddet kullanarak istediğini yapmaktır. Eğer ben darbe yapmadan anayasayı askıya alacak usulü bulduysam, ben darbeci değil; masum muyum?" dedi. Darbe girşiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Yenikapı'da düzenlenen HDP hariç Meclis'teki 3 partinin ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın katıldığı mitinge ilişkin olarak, "Yenikapı’da ne yeni bir şey, ne de kapı gördüm. O kapı özgürlüklere kapatılan bir kapı" dedi. AGOS’un Ermenice sayfalarını hazırlayan deneyimli gazeteci Pakrat Estukyan ise darbe girişimiyele ilgili olarak, "Bunu bir şekilde kanıksadık, ama birileri tankla yapınca darbe dedik. Zaten darbe içindeydik. Şu anda halen bir darbe var, hukuk sistemi kalmadı. Zaten olağanüstü koşullarda yaşıyorduk. Darbe Erdoğan’ın '7 Haziran’ı saymıyorum yenisini yapacağız' demesiyle başladı" diye konuştu.

 

Mihail Vasiliadis ve Pakrat Estukyan'ın Cumhuriyet gazetesinden Umur Yedikardeş'e verdiği söyleşi şöyle:

- Türkiye’de 2002’den beri Erdoğan ile birlikte her zaman gidişatı değiştiren olaylara tanıklık ediliyor. Şimdi de darbe girişimi, OHAL ve tasfiyeler... Bugünü nasıl yorumluyorsunuz?

Pakrat Estukyan: Türkiye’de birçok iklime şerbetliyiz. Bu ülkedeki ötekilerden biri, politize olan Müslümanlar 2002 yılında ilk defa iktidara geldiler. AKP, demokrasi ve özgürlük diye geldi. Erdoğan, “Demokrasi bir tramvaydır, gideceğiniz yere kadar binersiniz” dedi ve çoktan indi. Darbe Erdoğan’ın “7 Haziran’ı saymıyorum yenisini yapacağız” demesiyle başladı. Bunu bir şekilde kanıksadık, ama birileri tankla yapınca darbe dedik. Zaten darbe içindeydik. Şu anda halen bir darbe var, hukuk sistemi kalmadı. Zaten olağanüstü koşullarda yaşıyorduk.

Mihail Vasiliadis: Darbe amaç mı, araç mı? Bence darbe bir araçtır. Anayasaya uymamak, hukuku kenara itip; şiddet kullanarak istediğini yapmaktır. Eğer ben darbe yapmadan anayasayı askıya alacak usulü bulduysam, ben darbeci değil; masum muyum? Emin olduğum tek şey yarının bugünden daha kötü olacağıdır.

 

"Yabancı muamelesi beni rencide ediyor"

 

- Erdoğan iktidara geldiğinde azınlıklara yönelik birçok vaatte bulundu. Darbe ertesinde ise azınlıkların, kiliselere yönelik saldırılar ve nefret söylemleri ile gündeme gelmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mihail Vasiliadis: Buna öpücük dağıtıldığında yanağını uzatanlar üzülsün. Ben yanağını uzatanlardan değilim. Malları iade etmek, sadaka değil. Azınlıklar değil, Türkiye açısından bakalım. Bana 6-7 Eylül’ü, 915’i sordukları zaman; “Türkiye Devleti daha mağdurdur” diyorum. Bunları yapanlar, memleketini benden çok daha fazla seviyordu ve bu ülke için kanını dökecek kişilerdi ama bizim ülkemize zarar verdiler. Bu ülke bizim, hepimizin. Bunu herkesin hazmetmesi lazım.

Pakrat Estukyan: İklimden ötürü karamsarım. Maraş’ta, Madımak’ta, Roboski’de de ben mağdur oldum. Bu ülke bizim kaderimizdir. Türkler buraya kılıçla geldi, Ermeniler de kapıyı açtı. Biz 4.000 yıldır buradayız. Bana yabancı muamelesi yapılması beni rencide ediyor.

- Erdoğan Yenikapı’da herkesi birleştirmeye çalıştığını söylerken; sizler “Bu ülke bizim, hepimizin” diyorsunuz. Size fikriniz soruluyor mu?

Pakrat Estukyan: Sorulmuyor, sorulmayacak. Erdoğan’ın hışmından korktukları için Rum Patriği, Ermeni Patrik Vekili, Hahambaşı da ordaydı. Zannettiler ki iktidarı okşarsak; her şey yolunda gider. İktidarla iyi geçinmek için haklarını talep etmemek azınlıkların düştüğü tarihsel bir yanılgıdır.

Mihail Vasiliadis: Yenikapı’da ne yeni bir şey, ne de kapı gördüm. O kapı özgürlüklere kapatılan bir kapı. Ben söyleyeceklerimi serbetçe söyleyebileceğim her toplantıya giderim. Abant Platformu’na da birçok kere gittim, Dolmabahçe’de Meclis Başkanı’nın anayasa toplantısına da. Dolmabahçe’de ne söyleniyorsa, Abant’ta da o söyleniyordu. Toplantıda demokratik geleneğimiz dediklerinde karşı çıktım. Türkiye’de “Odundan aday göstersem seçilir” denildi. Odundan adaylarla demokrasi olmaz. Avrupa’nın demokrasi geleneği var; Reform, Rönesans, Aydınlanma Çağı... Tepeden emretmekle olmaz. “Kadınlara oy hakkı verdik” diyorlar; ben de soruyorum: Sen kadınlara bir oy hakkı mı verdin; yoksa sen o kadının kocasına mı ikinci oy hakkını verdin?

 

"Geri vitesle ileri gidilmez"

 

- Erdoğan kanlı darbe girişiminden hemen sonra yine “Topçu Kışlası” dedi. Askeri darbenin önlenmesinin ardından böyle bir açıklama yapılması sizce bir çelişki değil mi?

Mihail Vasiliadis: Ben kalkıp da “Bizans’ın heykelini dikelim, Ayasofya yeniden Ortadoks kilisesi olsun” diyor muyum? İleri gidiyoruz kardeşim, geri vites takarak ileri gidemeyiz.

Pakrat Estukyan: Sağcılar, Taksim’de bir iz bırakmak istiyor. İstanbul 1453’te fethedildi ama Türklerin eline geçmesi 8 Eylül 1955. Aya Triada’yı görüp rahatsız oluyorlar, cami yapma telaşındalar. Kışlaya Müslümanlaştırma hevesi ile bakıyorlar. Sağcı, Müslüman akıl hâlâ İstanbul’u fethetmekle meşgul. Bu fetih zihniyeti simgesel bir anlam yüklüyor. Çamlıca’daki Cami de böyle. Gezi’de 5 tane ağaç için değil; despotluğa karşı direnildi.

 

"Demokrasi denen çocuk 9 ayda doğmaz"

 

- Bugün Erdoğan demokrasiden, demokratikleşmeden bahsediyor. Sizce bu söylemlerin neresindeyiz? Türkiye’de demokrasi var mıydı?

Mihail Vasiliadis: Demokrasi denen çocuk 9 ayda doğmaz, bazen 90 yılda da doğmaz. Batı için en büyük erdem demokrasi, doğuda ise adalettir. Doğu’da “Konu devletse gerisi teferruattır” anlayışı var ve bunu diyen hâkimlerle mi adaleti sağlayacaksın? Bir ülkenin başındaki kişi ne kadar güçlüyse; o ülkede demokrasi o kadar yoktur. Demokrasiyi, adaleti yasalar sağlar; kişiler sağlayamaz. Biz daha demokrasiyi, adaleti sağlayamazken; “Bizi neden AB’ye almıyorlar” diye soruyoruz.

- Siz de bu olaylardan sonra “Kandırıldık” diyor musunuz?

Pakrat Estukyan: Hiç AKP’ye oy vermedim. Aldatılmadım ama hayal kırıklığına uğradım. 2002’de milli gelirin yüzde 40’ını nüfusun yüzde 10’u paylaşırken; bugün aynı yüzde 10 milli gelirin yüzde 55’ini paylaşıyor. Bu makas daha fazla açılacak ve sonunda çalışanlar daha fazla yoksullaşacak. Bir yerde bıçak kemiğe dayanacak ve Müslümanlıkla insanları kandırmak mümkün olmayacak. Nüfusun yarısı IŞİD’i destekliyor ve sempati ile bakıyor. İnsanlıktan bihaberler. Bu zihniyetten barbarlık çıkar. Türkiye barbarlaşıyor. Geçmişte de kardeş katli vardı. Bu barbarlık topluma hâkim oldu. 1915’in mağduru katledilen 1.5 milyon Ermeni midir; yoksa bütün Türkiye midir?

 

"Puslu, karlı, boran bir iklimdeyiz"

 

- Hrant Dink cinayetinde Gülen’in parmağı olduğu konuşulurken; Dink soruşturmasında da, MİT’in 600 Rum aileyi izlediği ortaya çıktı...

Mihail Vasiliadis: Yalan. Azınlıklar arasındaki kişiler onların işini görürken, personele gerek yok.

Pakrat Estukyan: Hrant devlet suikastine kurban gitti. Eğer bu polisler cemaat mensubu kişilerse yine devlet için çalışan insanlardır, devlet memurlarıdır. Cinayet günü ortaya atılan bir slogan vardı, “Katil devlet hesap verecek”. Sokaktaki insanlar bu sloganı atarken meselenin doğru teşhisini koymuştu. Bu slogan milliyetçilerin çok zoruna gitti, “Devlete katil denir mi” dediler. Denir, buz gibi denir. O dosya içinde devletten bağımsız tek insan yok. Bu kendini temizleme çabası çok sahtekârca. Soma’daki faciayı, büyük depremi de Cemaat’e bağlıyorlar. Puslu, karlı, boran bir iklimdeyiz. Gülen’in gitmesiyle devlet politikası değişmeyecek.

- Tarihsel olarak baktığımızda; gelecek açısından kaygılanıyor musunuz?

Pakrat Estukyan: Roma’nın geleceği neye benziyorsa onu görüyoruz. Karşıtını ez. Onurunu kır. Diz çöktürerek tövbe ettir ve egemenliğini pekiştir. Sonra da sana karşı gelmesini sağla; kışkırtarak baskı altına al. Yeter dediği anda da var gücünle üstüne çullan. Türkiye’de siyaset Roma’dan beri aynı. Bu arada da dünya değişti. Spartaküs’ten başlıyor bu macera. Bu direniş geleneği hiçbir zaman bitmeyecek. Bu dünya ne Romalılara kaldı, ne Bizans’a, ne de Osmanlı’ya... Erdoğan’a da kalmayacak. Gelecek aydınlık olacaktır.

Mihail Vasiliadis: Kahramanlaştırma modası egemen oldu. Bu; siz ölün ben yaşayayım anlamı taşıyor. Bir kişinin şehit olup olmadığına Allah karar verir. Ölüyü bile ele geçirmeye çalışıyorlar. Merak etmeyin, bugün kahraman ilan edilenler gelecekte de kahraman ilan edilecek. Çünkü yine kazanan tarafta olacaklar.