Kültür-Sanat

Yasemin Çongar'ın edebiyat yazılarını toplayan üçüncü kitabı raflarda

'O karmaşaya bakarken tiksinti zırhını hepten kuşanmadıkları gibi, sualsiz bir hayranlıkla da kamaşmayan gözlerimi hayli yordu. Bu yorgunluğu sevdim...'

10 Mayıs 2013 19:46

 

Yasemin Çongar'ın Kurucu Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı olduğu Taraf'tan ayrılmadan önce "Ex Libres - Dünya Bunları Okuyor" başlıklı köşesinde kaleme aldığı edebiyat yazılarını  biraraya getiren üçüncü kitabı yayımlandı. Çongar'ın Türkiye medyasında örneği çok görülmeyen ve büyük ilgi gören yazılarını topladığı, "Çok Sevdiklerimiz, Yarım Bıraktıklarımız" ve "İnşaata Girmek Tehlikeli ve Mubahtır"ın ardından üçüncü kitabı "İsyan ve Yerçekimi" adıyla raflardaki yerini aldı.

Yasemin Çongar, deneme türünün güzel örneklerini verdiği sunuşlarla kaleme aldığı yazılarda dünya edebiyatından yaptığı okumaları çarpıcı bir üslupla okurlarıyla paylaşıyor.

Çongar'ın Everest Yayınları'ndan çıkan kitabı da adını "Ziyafet ve katliam, isyan ve yerçekimi" isimli yazısından alıyor.

Çongar kitabında Michael Haneke, Jean Genet, Damien Hirst, Lawrence Durell, Victor Hugo, Charles Dickens, Mo Yan, Salman Rushdie, Alan Turing, John Irving, Will Self, David Hockney, Richard Sennett, Siri Hustvedt, Denis Lehane, Claire Messud ve daha nice kültürel figürün izinden gidiyor.

Çongar'ın güncel sanat alanında işler üreten Damien Hirst'e ayırdığı "Ziyafet ve katliam, isyan ve yerçekimi" başlıklı deneme yazısının bir bölümü şöyle:

 

Kabe'nin ortasında bir kafatası

 

"Ondan nefret etmeyi giderek daha çok seven eleştirmenlerin “dünyanın en çok para kazanan sanatçısı” unvanını isminin yanından zinhar eksik etmedikleri 1965 Bristol doğumlu Damien Hirst’ün 1988’den bu yana yaptıklarının toplamından oluşan sergi, bütün o karmaşaya bakarken tiksinti zırhını hepten kuşanmadıkları gibi, sualsiz bir hayranlıkla da kamaşmayan gözlerimi hayli yordu. Bu yorgunluğu sevdim. Gördüklerimi, okuduklarımdan süzerek anlatacağım sana; gitmesen, gezmesen de, serginin kitabını –kataloğunu demiyorum bak– karıştırmak istersin belki.

Londra’nın Tate Modern Müzesi, bu ilk Hirst retrospektifini düzenlemeye girişirken, bunca eleştirinin hedefi olacağını da tahmin etmişti sanırım. Bense “bayağı, iğrenç, çirkin, yüzeysel, tekrarcı, paragöz” diye özetlenebilecek eleştirileri okumadan ve Tate’in bu vesileyle bastığı Damien Hirst kitabını elime almadan gezdim sergiyi. Ama ak bir sayfa değildim haliyle. Yıllardır hakkında çıkan haberlerden damıtılmış “Elmas kafatası kitsch bir fikirdir” nev’inden cümleler, ve tabii, Michel Houellebecq’in La carte et le territoire (Harita ve Topraklar, Can Yayınları, Orçun Türkay’ın tercümesi) romanından yadigâr o müstehzi tarifin etkisindeydi hislerim. Houellebecq’in ressamı, Hirst’ü, “ziyadesiyle zenginleşmiş” bir başka sanatçı olan 1955 doğumlu Jeff Koons’la karşılıklı resmedeceği tabloyu tasavvur ederken Koons’u biraz daha gizemli bulur. Hirst’ü ise yakalamak kolaydır: “Hoyrat, edepsiz bir ifadeyle resmedilebilirdi, hani ‘bendeki mangırlar hepinizin ağzına sıçmama yeter’ dermişçesine bir ifadeyle; ayrıcaölüm üstüne sıkıntılı bir çalışma yürüten asi (ama zengin) sanatçı olarak da çizilebilirdi; yüzü kıpkırmızı, tepkisizdi, tam bir İngiliz, bu haliyle bir Arsenal taraftarına benziyordu.” Hâsılı, etkilenmeye teşne bir halde gitmedim Tate’e. Ama henüz bilet alıp sergi katına bile çıkmamışken, huzuruna vardığım For the Love of God ’ı (Tanrı Aşkına) tavaf ettikten sonra usulca değişmeye başladı bir şey. Değişmeye başladım.

“Huzur” diyorum bak, “tavaf” diyorum. Tate Modern’ın girişinde, simsiyah boyanmış duvarların ortasında simsiyah bir küp düşün. İki katlı ev büyüklüğünde bir tür –hâşâ— Kâbe düşün. Git arkadaki dar kapıdan gir içeri. Senden hemen önce ve hemen sonra girenler dahil hiç kimseyi görmediğin, böyle bir karanlığı en son nerede gördüğünü bile hatırlayamadığın kadar koyu bir karanlığın, zifirin içinde ürkerek yürü. Ruh yordamıyla merkezi bul. Orada, ortada Islington’daki bir eskiciden satın alındığını, on dokuzuncu asır başında ölmüş bir garip âdeme ait olduğunu sonradan öğreneceğin kafatasını göreceksin. Biri eksik olan gerçek dişlerle gülümseyecek sana. Üzerinde, toplamı bin yüz karatı aşan sekiz bin altı yüz bir adet hakiki elmas, sen bu sayılardan bîhaberken, tam tepeden vuran incecik ışık huzmesini öyle bir kırıp yansıtacak, öyle bir çoğaltacak ki, kâinatın en parlak yıldızına baktığını sanacaksın bir an. Küçük adımlarla çevresinde döneceksin. Burunsuz profilinden, yuvarlaklığını avucunda hissetmek isteyeceğin arkasından ve armut kesimi kocaman bir pembe elmasla vaftiz edilmiş alnından göreceksin onu. Sonra yine zifirin içinden geçip, öndeki küçük kapıdan aydınlığa çıkacak, çıkınca Hirst’ün cin fikrine mi, kraliyet kuyumcularının titiz işçiliğine mi, yoksa insan beyni için vaktiyle böyle mükemmel bir sahan tasarlayan büyük ustaya mı selam göndersem diye düşüneceksin."

 

Hepimiz okuduklarımızla değişiriz ve o “norm”ların dışına taşarız


Everest Yayınları'ndan çıkan "İsyan ve Yerçekimi"nin arka kapak yazısı da şöyle:

"Huzursuz bir kuş olmasaydı yürek, belki çok daha uzun sürerdi ömrümüz ama daha az yaşardık. Bunca cinayet işlenmezdi o zaman, bu kadar çok roman yazılmazdı. Efendilik taslayanlar tepemizden hiç eksilmese de kimin sevinciyle sevinip kimin kahrını hayatının harcı yapacağına kendince karar vermiş bir yüreğin çırpınışı kolay dinmiyor. 'Arzu' dediğimiz şey bu kadar asi, bu denli başına buyruk olmasa, tazecikken bizi döktükleri o kalıpların içinde katılaşıp kalırdık herhalde. Taşmazdık, akmazdık, kanamazdık. Yüreğimizin kime varabileceğine hükmetmeyi kendine hak görenlerin gölgesinde, bu halin garabetini pek de sorgulamadan yaşayıp gidiyoruz çoğumuz. Kerameti kendi kutsallarından menkûl bir düzen, kiminle iç içe geçebileceği konusunda kurallar koyuyor yetişkin bedenlerimize. Susuyoruz. Bir norm var kafalarında onların, bir 'normal' var; maazallah anormal sayılmayalım diye uymasak da uyar gibi yaptığımız bir şekil. Derken gün geliyor…”

Hepimiz okuduklarımızla değişiriz ve o “norm”ların dışına taşarız. Yasemin Çongar bir edebiyat metni olan denemelerinde Michael Haneke, Jean Genet, Damien Hirst, Lawrence Durell, Victor Hugo, Charles Dickens, Mo Yan, Salman Rushdie, Alan Turing, John Irving, Will Self, David Hockney, Richard Sennett, Siri Hustvedt, Denis Lehane, Claire Messud ve daha nice yaratıcının izinden kendini kuruyor bir kez daha."