Politika

Star başyazarı: Devlet ajanlarının İslami oluşumlar içine sızdığı kesin!

Ahmet Taşgetiren, Ali Bulaç ve Altan Tan'a 'İslamcı ajanlar' söylemi üzerinden eleştiriler yöneltti

14 Temmuz 2015 11:25

Star başyazarı Ahmet Taşgetiren, Zaman yazarı Ali Bulaç'ın başlattığı "devlet içindeki İslamcı ajanlar" tartışmasına ilişkin olarak, "Devletin 'irtica'yı 'iç tehdit' olarak gördüğü zamanlarda, 'irtica' kapsamında görülen islami oluşumların içine devlet ajanlarının sızdığına, bunların o yapılanmanın en tepe kademelerine ulaşmaya çalıştığına, hatta devletin böyle yapılar oluşturduğuna kesin gözüyle bakmak gerekir" dedi.

Taşgetiren, tartışmanın merkezindeki Ali Bulaç'a şu soruları yöneltti:

- Arkadaş, bir insan, “salya - sümük ağlıyor” diye en aşağılayıcı ifadelerle eleştirdiği birisinin gazetesine neden döner? Orada bir görevi olduğu için mi?

- Bir insan en radikal islamcılıkla çıktığı yolun ileri safhalarında “Biz asla islamcı bir kadroya oy vermedik” diyenlerin yanında neden saf tutar?

Taşgetiren'in Star'da "Ajanlık" başlığıyla yayımlanan (14 Temmuz 2015)  yazısı şöyle:

"Mitingte en önde insanlara en hızlı slogan attıran adamı Emniyet Siyasi Şubede bizi sorgulayanlar arasında gördüm.”

Bu sözü çok duymuşumdur.

Bunun adı sol jargonda “Ajan provokatör”dür. “Kışkırtıcı ajan” yani.

Sol (ve PKK) bunu hep gündemde tutmuş, onun için de ihanet gerekçesine bağlı “iç infazlar” sol örgütlerde gündemden düşmemiştir.

Devletin ajanı, islami yapılanmalar içinde de yer almış mıdır?

Mutlaka.

Devletin “irtica”yı “iç tehdit” olarak gördüğü zamanlarda, “irtica” kapsamında görülen islami oluşumların içine devlet ajanlarının sızdığına, bunların o yapılanmanın en tepe kademelerine ulaşmaya çalıştığına, hatta devletin böyle yapılar oluşturduğuna kesin gözüyle bakmak gerekir.

Tartışma Ali Bulaç’ın “Devletin adamları bana geldi, Nurcular hakkında ajanlık yapmamı istedi, ben kabul etmedim, ama kabul eden başkaları oldu” mealindeki sözü üzerinden çıktı.

Altan Tan, “İslami ve Kürt oluşumları içinde devletin ajanı hep olmuştur” diyerek katıldı bu tartışmaya. Bulaç ve Tan’ın ajanlık söylemi biraz da “Ak Parti ve İslamcılık” tartışmaları ekseninde devreye girdiği ve “Ak Partinin şahsında islamcılığın bittiği” görüşüne eklemlendiği için daha özel bir anlam kazandı.

Burada Ali Bulaç ve Altan Tan’a söylenecek olan şey, varsa kişiler hakkında net bir bilginiz, bunu açıklayın, demektir. Çünkü öyle ortaya karışık laflarla ajanlık suçlaması yapmanın kendisi de bizatihi, devlet ajanlığının bütün yapılar üzerinde şüphe uyandırma politikasının uzantısı olarak okunabilir.

Sonra insanlar size dönüp sorarlar, çünkü bu işler, iki tarafı da kesen bıçak gibidir. Mesela Altan Tan’a sorulsa:

- Arkadaş bir islamcı olarak PKK güdümündeki bir siyasi hareket içinde iki defa milletvekili seçilmek nasıl bir şeydir? O yapıda zatı aliniz hakkında böyle bir devlet uzantısı kaygısı bulunduğu endişesini taşımaz mısınız?

- Arkadaş, Kürt hareketi içindeki ajanlardan bahsediyorsunuz. Bu sizin siyasi bilinç diriliğinizin yansıması olmalı. Acaba kendi kendinize sormakta mısınız, bu ajanlar kimler? Hangi seviyede -tabii içinde bulunduğunuz parti dahil- Kürt hareketine müdahil oluyorlar? Kandil’de ne kadar var, kimler? İmralı nedir? Elinizde ajanları belirleyecek bir ölçme-değerlendirme kriteri var mı ve siz Kürt hareketi içinde yer alan ajanlar hangi seviyede olduğunda onlarla aranıza mesafe koyarsınız?

Mesela Ali Bulaç’a sorulsa:

- Arkadaş, bir insan, “salya - sümük ağlıyor” diye en aşağılayıcı ifadelerle eleştirdiği birisinin gazetesine neden döner? Orada bir görevi olduğu için mi?

- Bir insan en radikal islamcılıkla çıktığı yolun ileri safhalarında “Biz asla islamcı bir kadroya oy vermedik” diyenlerin yanında neden saf tutar?

- Bir insan, neredeyse dünyanın bütün islamcılarının başarısı için dua ettiği, buna karşılık, dünyanın bütün islam karşıtlarının çökmesi için çalıştığı bir siyasi hareketin, üstelik islamcılık adına ana muhalifi olmaya neden soyunur? Bu rol Amerika’dan nasıl görünür acaba?

Ajanlık tartışmasına en çok zemin sunan Camia medyasına da birkaç sorum var bu arada:

- Arkadaşlar, bu ajanlık işi sizin için çok daha iki tarafı keskin bıçak niteliğinde. Bir bakın kendinize: Camia, içinden en tepe noktalarda tasfiyeler gerçekleştirmiş bir camia. Kaç tane ikinci adam gitti. Üçüncü beşincilerin tasfiyesi sıradan bir olay. Camia bünyesindeki tedavülde bunların her birine “İhanet” suçlaması yapıldığı, dün “Abi-İmam” olanların yarın “Hain-Ajan” olduğu cümlenin malumu. Şimdi buradan yola çıkıldığında şu andaki Abi ve İmamların hangi güvene mazhar olduklarını, ya da ne zaman hain ve ajan kategorisine gireceklerini sorgulamak gerekmez mi? Ajanlık uçurumuna gelip de ipten dönenenleri saymıyorum bile.

Sonra işin içinde bir de üstlendiğiniz rol ve sürdürdüğünüz politika gereği “küresel ajan” olmak var. Küresel bir güç ile işbirliği herhangi bir ülke için “ayı ile aynı çuvala girmek” demekse, ülkesi ile kavgalı bir örgüt ve hele onun sunduğu imkanlarla perverde olan lideri için ne anlam taşır?

İşin bir de “Devlet adına kurşun atan da yiyen de şereflidir” boyutu var ki onun adı modern jargonda ajanlık değil, danışmanlık diye tanımlanıyor. Ne demezsin ki!