Yaşam

Sığınmacı krizi Berlinale’de

66. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde gösterilen birçok film sığınmacıları, sığınmacıların yurtlarını terk etmelerinin nedenlerini ve mutluluk arayışlarını konu ediyor.

20 Şubat 2016 12:57


Altın Ayı yarışına İtalya'dan katılan "Fuocoammare" seyircileri, yıllar boyu sığınmacı akınının sembolü olan adaya, Lampedusa'ya götürüyor. Çekimler için adada bir yıla yakın bir zaman geçiren belgeselci Gianfranco Rosi, tezatlardan oluşan bir tablo sunuyor filminde. Bir yanda gündelik hayatını neredeyse hiç değiştirmeden devam ettiren ada sakinleri, diğer yanda ise ada açıklarında hayatta kalma savaşı veren çoğunluğu Afrika kökenli sığınmacılar.

“Holokost'tan sonra çağımızın en büyük trajedisi”

Bu tablonun iki tarafı da yorumsuz şekilde gösteriliyor seyircilere ve adadaki bir nevi olağanüstü hal durumunun nasıl sıradan bir nitelik kazandığı gözler önüne seriliyor.

İnsan "Ben olsaydım ne yapardım?!" diye düşünmek zorunda kalıyor. Aynı anda, sığınmacıların sadece Lampedusa'ya gelmediklerini de düşünerek "Peki, burada ne yapıyorum?" diye kendini sorguluyor izleyici. Yönetmen Rosi, aslında filmini siyasi bir mesaj vermek için çekmediğini söylüyor:

"Benim filmlerimin pek siyasi vurgusu yoktur. Eğer bu film siyasi olduysa, bu bilinçli olarak planlanmadan olmuştur. Burada hepimizin gözleri önünde cereyan eden bir trajedi söz konusu. Ben hepimizin bu trajedide sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Bu belki de Yahudi Soykırımı'ndan sonra çağımızın en büyük trajedisi."

Yarışma bölümünün güçlü favorilerinden "Fuocoammare" bir belgesel olduğu için, günümüzün sorunlarını daha çabuk bir şekilde beyazperdeye yansıtma konusunda avantajlı, zira kurmaca filmler, hazırlık ve prodüksiyon süresi nedeniyle güncelliği yakalamakta daha yavaş.

YouTube'dan sinemaya

Nispeten daha hızlı bir şekilde kotarılabilen deneysel filmler de bu konuda etkileyici sonuçlar verebiliyor. Alman yönetmen Philip Scheffner'in Berlinale'nin Forum bölümünde gösterilen "Havarie" adlı filmi de buna iyi bir örnek. Scheffner, filmi için 3,5 dakikalık bir YouTube videosu almış ve görüntüleri yavaşlatarak 90 dakikaya çıkarmış. Söz konusu video, rotası üzerinde sığınmacıları taşıyan bir tekne ile karşılaşan turistik bir yolcu gemisinden çekilmiş. Neredeyse sadece, motoru bozulmuş bir sığınmacı teknesi görüyorsunuz. Görüntülere ise kurgu bir ses kulisi eşlik ediyor. Tam 90 dakika boyunca. Zira tekne ile yolcu gemisinin karşılaşması da gerçekte tam bu kadar sürmüş.

Çocuk gözüyle sığınmacıların hayatı

"Sarhoş Atlar Zamanı" ve "Kaplumbağalar da Uçar" filmlerinin usta ismi, İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi'nin son çalışması "Life on the Border" ise çocuk ve gençlik filmleri bölümünde büyük beğeni topladı. Bu belgesel, Kobani ve Şengal'deki sığınmacı kamplarının hikayesi, hem de çocukların gözünden, zira yönetmen sekiz çocuğun eline birer kamera veriyor ve kamptaki hayatı anlatmalarını istiyor.

Filmin en başında bir çocuğun sözleri şöyle: "Benim senden dileğim, buraya gelmen ve hayatımı görmen." İşte film de size bu imkanı veriyor. Örneğin yaşlı bir adamın isyanına tanık oluyorsunuz. "Hiçbir din, ne Yahudilik, ne Islam, ne de Ezidilik buna izin vermez" diyor adam çaresizlik içinde ve "10 dolar bir tavuk için bile az. Ama bizim 12 yaşındaki kızlarımızı 10 dolara satiyorlar" diyerek IŞİD'e öfkesini dile getiriyor. Hikayeler acı ama yine de bir umut parıltısı görülebiliyor. Örneğin kendinden emin bir kız, UNICEF'e çağrı yapıyor: "Bize okul yapın ki, daha iyi bir geleceğe sahip olalım."

Bahman Ghobadi imzalı "Life on the Border" zekice ve hümanist bir fikrin beyazperdede ne kadar etkili olabileceğinin çok iyi bir örneği.