Yaşam

Kadın futbolunun feminizmle ne ilgisi var?

'Feministlerin futbola daha fazla odaklanmaları gerek çünkü spor, kültürel kodların en yoğun şekilde üretildiği alanlardan biri'

18 Ağustos 2015 17:08

Denzi Deng / 5harfliler.com*

“Geçen yıl arkadaşlarıma Dünya Kupası’nı izlemek için Brezilya’ya gideceğimi söylediğimde büyük ikramiyeyi kazanmışım gibi bakmışlardı yüzüme. Bu yıl yine Dünya Kupası’na gittim, piyango yoktu, maç biletleri -final maçı da dahil- geçen yılın yarısı fiyatınaydı. İnsanlara söylediğimde çoğu ‘bu yıl dünya kupası mı var’ diye sordu. Vardı, ama erkekler değil kadınlar oynuyordu.

Bu yılki dünya kupası ve ardından gelen bir iki hafta boyunca, futbolla ilgilenen insanlar bu kupadan haberdar oldu; belki daha önce bilmedikleri birkaç kadın futbolcunun adını öğrendiler. O kadar. Çoğu insan, cinsiyet eşitliğini savunan insanların büyük kısmı da buna dahil, geçimlerini sağlamak için aynı işi yapan kadın ve erkek futbolcuların maddi olanakları arasındaki büyük fark üzerine düşünmedi.”

Makro siyasetteki ‘büyük, ciddi meseleler’ arasında kadınların, hele de lezbiyen ve biseksüel kadınların özerk gündemlerinin önemsiz görülmesine, geçiştirilmesine aşinayız. Ayrıca ‘her şeyi feminizme bağlamamız’ gündelik hayatlarımızda bazen sorun yaratabiliyor. Ama bir alan var ki, onu feminist bir mercekten ele alma konusunda kadın hareketinin kendisi bile henüz yeterince gönüllü görünmüyor. Bahsettiğim alan spor, özellikle de en erkek egemen sporlardan biri olan futbol.

Futbolda suyun başını, dünyanın neresine giderseniz gidin, erkekler tutuyor. Son yıllarda hem dünya kupası hem de ABD ve İsveç gibi ülkelerin ulusal turnuvaları, kadınların bu alanda sadece taraftar olarak değil futbolcu olarak da yerlerini sağlamlaştırdığını gösterse de verilen destek ve hizmetler büyük ölçüde erkekleri hedef alıyor. Spor dünyası içinden ve dışından bunu bir sorun olarak ortaya koyan insanlar var ama bu sayı çok az. Geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan bir yazı, futbolun neden feminist bir mesele olduğunu açıklamış ve feminist hareketin bu alana yeterli ilgiyi göstermediğinden yakınmış. Yazının İngilizce’sineburadan ulaşabilirsiniz. Pek çok yönden hislerime tercüman olan bu yazının özet bir çevirisini yapmak ve yorumlarımla beraber tartışmaya açmak istedim.

“1978’te, ikinci dalga feminizminin ateşli günlerinde Hollis Elkins, kadın hareketinin spordaki cinsiyet eşitliğiyle ilgilenmemesinden yakınıyordu. (Bu sitem, ABD’deki tüm devlet okullarının sporda kız ve erkek öğrencilere fırsat eşitliği sağlamasını zorunlu kılan Title 9’un 6 yıl sonrasına denk geliyor.) Bugün yaşasaydı muhtemelen hâlâ aynı dertten yakınacak olan Elkins, bu ilgisizliğin dört temel sebebi olduğunu söylüyordu:

1- Kadın sporcular genellikle kadın hareketine ilgisiz hatta tepkili bir grup olarak algılanıyordu.

2- Feministler, ‘lezbiyenlik damgası’nı bir de kadın sporcular üzerinden yemek istemiyordu.

3- Spor, erkeklerin erkekliklerini kanıtladıkları bir alan olarak görüldüğünden pekçok feminist spora ilgi duymuyordu.

4- Spor, önemsiz ve saçma bulunuyordu; çalışma hakkı, eşit işe eşit ücret, kürtaj hakkı ve benzeri meseleler kadar ciddiye alınmıyordu.

Geçen yıl, FIFA’nın dünya kupasını suni çimde oynatma kararına karşı kadın futbolcuların toplu dava açması, yeşil sahalardaki cinsiyet ayrımcılığına karşı büyük bir tepkiydi. Kadın futbolu üzerine çalışan Rachel Allison, futbol camiasında feminizm sözcüğünü kullanmakla ilgili bir tereddüt olduğunu ve FIFA’ya açılan davanın bunu aştığını belirtiyor. Ancak bu dava, Jezebel, Everyday Feminism, The Feminist Wire gibi kadın gündemini ele alan takipçisi bol internet sitelerinde yer almadı. Kadın sporları, kendilerine spor medyası içinde neredeyse hiç yer bulamazken, üzerine Jezebel’in editörleri de kadın sporuna karşı ilgisizlikleriyle ilgili“kayda değer bir şey olsa tabii ki yazarız ama spor sitesi gibi görünmek istemiyoruz” deyince sorun iyice çetrefilli bir hâl alıyor. ESPN’in SportsCenter adlı programı 2014 yılındaki yayın süresinin sadece %2’sini kadınlara ayırmış. Çalışmayı yürütenlerden Cheryl Cooky, “sporda asıl belirleyici olanın yetenek ve çok çalışma olduğu; ırk, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi meselelerin başarıyla ilgili olmadığı yönünde baskın bir fikir var” diyor. Cooky’ye göre kadın futboluna dair algılarımızı büyük ölçüde medya belirliyor. “Erkek sporları daha heyecanlı görünüyor çünkü yapımına ayrılan bütçe daha fazla, kamera önünde ve arkasında önemli isimler yer alıyor ve görüntü kalitesi daha yüksek. Kadın sporlarında ise daha az kamera var, açılar neredeyse hiç değişmiyor, tekrar izleme olanağınız az; sonuç olarak daha yavaş ve daha sıkıcı bir oyun gibi görünüyor.”

Feministlerin futbola (ve genel olarak spora) daha fazla odaklanmaları gerek çünkü Cooky’nin de belirttiği gibi spor, kültürel kodların en yoğun şekilde üretildiği alanlardan biri. Ve asla önemsiz değil; kadınların yaşadığı en ciddi sorunlar (cinsel şiddet, ücret eşitsizliği, üst kademelerde yer alan kadın sayısının azlığı, vb.) burada da görülüyor. Bu oyunu seven ve devam etmek isteyen pek çok kadın, ülkelerinde kadın futbolundaki seviye ve olanaklar ne kadar iyi olursa olsun, kariyerlerini yarıda bırakmak zorunda kalabiliyor.

Son 3 yılın birinci lig şampiyonu Konak Belediyespor Kadın Futbol Takımı’nın şu an yaşadığı sıkıntılar, bu duruma Türkiye’den güncel bir örnek niteliğinde. Belediyenin büyük bir bütçe kesintisine gitmesi üzerine son iki ay içinde pek çok oyuncusu başka takımlara transfer oldu, milli takımda da oynayan iki oyuncu futbolu bırakıp beden eğitimi öğretmenliği yapmaya karar verdi, takıma yıllardır büyük başarılar kazandıran teknik direktör gönderildi… 2013-2014 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde son 16’ya kalarak Türkiye kadın futbolunda bir ilki başaran Konak, geçtiğimiz hafta çıktığı ön eleme maçlarında iki yenilgi ve bir galibiyet alarak maalesef turnuvaya yolun başında veda etti. Destek görmediği gibi mevcut imkanları da elinden alınan Konak’ın hali istisna değil; Türkiye’deki kadın futbol takımları sadece sahada değil saha dışında da mücadele veriyor ve bizim bu mücadeleye daha yakından bakmamız gerekiyor.


*Bu yazı 5harfliler.com'da yayımlanmıştır