Kültür-Sanat

Hayal Perdesi'nin kurucusu Selin İşcan: Dünyayla buluşsak neler yapabileceğimizi gördüler

Üç Kız Kardeş eleştirmenlerden övgüler almıştı

02 Ekim 2016 15:58

Dünyanın en önemli tiyatro festivalleri Avignon Off ve Edinburgh Fringe Festivalleri'nde dünyayla buluşan sahne topluluğu Hayal Perdesi'nin kurucusu Selin İşcan, "Çok mutluyum. Zor olan bir yolculuğu gerçekleştirebilmek ve sonunda başarmış olabilmek ne kadar güzel... Avignon’da ünlü eleştirmen ve dramaturg Gilles Costas Üç Kız Kardeş oyunumuza geldi ve yazdı. Oyundan sonra bizi gelip tebrik etti, Türkiye’ye gelmek istediğini söyledi" diye konuştu. İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz ve Üç Kız Kardeş  ile uluslararası tiyatro çevrelerinden övgü aldıklarını söyleyen İşcan, "Diğer Fransız tiyatro sanatçıları 'Nasıl oldu da bizim oyuna değil de sizin oyunuza geldi?' diye sordu" dedi. İşcan, "Biz bu festivallerde Türkiye olarak pek yer almamışız, tiyatromuza yabancılar; ne yapıyoruz, nasıl bir yerdeyiz bilmiyorlar. Destek verilse dünyayla buluşsak neler yapabileceğimizi gördüler" diye konuştu.

Habertürk'ten Ece Ulusum'un Selin İşcan'la yaptığı söyleşi şöyle:

 

Yurtdışındaki tiyatro otoritelerinden inanılmaz övgüler aldınız. Gösterimlerinizin hepsi doluydu. Nasıl hissediyorsunuz?

Çok mutluyum. Zor olan bir yolculuğu gerçekleştirebilmek ve sonunda başarmış olabilmek ne kadar güzel... Avignon’da ünlü eleştirmen ve dramaturg Gilles Costas Üç Kız Kardeş oyunumuza geldi ve yazdı. Oyundan sonra bizi gelip tebrik etti, Türkiye’ye gelmek istediğini söyledi. Diğer Fransız tiyatro sanatçıları “Nasıl oldu da bizim oyuna değil de sizin oyunuza geldi?” diye sordu. Hatta şöyle yazmış: “Mutsuzluk teması üstünden nadir bir mutluluk sunan fakir, vahşi ve becerikli bir tiyatro...” Ardından aynı festivalde İmparatorluk Kuranlar’ı sahneledik ve Fransız basınında “Un grand bravo à la compagnie Hayal Perdesi” (Büyük bir bravo Hayal Perdesi) yazıldı. Unutulamaz şeyler bunlar...

Edinburg Fringe Festivali’nde de aynı ilgi devam etti sanırım.

Evet, hem de fazlasıyla. The List adında mühim bir dergi var, orada ikinci haftasında Hit List’inde 1 numaraydık. Müthiş bir şey çünkü orda 3 binin üzerinde oyun vardı! Birçok tiyatro eleştirmeni ve The Skinny; Scostman, The List The Stage BroadwayBaby ve Three Weeks 4 yıldız verdi. Anlatırken bile mutlu oluyorum. Çok mail aldık, oyunumuzda ağladıklarını söyleyenler mi dersiniz, bize senaryosunu yollayıp oynamamızı isteyenler mi...

Peki ya Türkiye’deki ilgi nasıl oldu bu olanlardan sonra?

Türkiye’deki eleştirmenlerden de çok iyi övgüler aldık. Oyun yaşıyor, önemli olan bu. 5 haftalık bu festival sürecinin büyük bölümünü Hayal Perdesi olarak üstlenmekle birlikte Kültür Bakanlığı, Beşiktaş Belediyesi Western Union’un katkıları çok değerli; destekleri için çok teşekkür ederiz.

Üç Kız Kardeş’ten biraz bahseder misiniz?

Normalde 14 karakterlik bir oyundur bu ama biz bunu 3 kadın olarak oynuyor, onların cümlelerini de kullanıyoruz. Oyun hangi ülkede olduğu anlaşılmayan bir sınırda geçiyor. Oyunda, 3 aktris bir şekilde mülteci olmuş ve ülkelerinde yaşamaları mümkün değil, bir yerde sıkışmışlar. Onların amacı da kendilerine Çehov’un Üç Kız Kardeş’inin provasını yapmak derken oyunu gerçekten oynamaya başlıyorlar...

İşin içinde yine mültecilik ve mücadele var. Dünyadaki sanat otoritelerinin ezilenleri sahnede, beyazperdede, kitapta vesaire görünce övgüler yağdırmasını ama gerçekte duyarsız olmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Çağımızın paradoksu. Özellikle Edinburg’ta mültecilerle ilgili yapımlar çok dikkat çekti ve ön plana çıktı. Ötekileri çok gördük, beğenildiler. Dikkatimi çeken bir diğer konu terör örgütü DAEŞ konulu oyunlardı; örgütün kaçırdığı kızlar, oraya katılmaya gidenlerin başına gelenler, bomba yapmaya çalışan insanların diyalogları... Hiçbirinin yanında durmuyorlardı ama ilginçti. Belki de kendilerini temyize çekiyorlar, bilemiyorum. Gerçi sanat ile politika başka şeyler ama dediğiniz açık. Ama bu hikâyeleri işlemek ve hatırlatmak da önemliydi.

Oyunları Türkçe oynadınız. Festivallerde ülkemize bakış açısı nasıldı?

Biz bu festivallerde Türkiye olarak pek yer almamışız, tiyatromuza yabancılar; ne yapıyoruz, nasıl bir yerdeyiz bilmiyorlar. Destek verilse dünyayla buluşsak neler yapabileceğimizi gördüler. Bize bir radyo programında ilk sordukları “Neden Türkiye’de Boris Vian’ın metni?” oldu. Daha neler var oysa... Açıkladım, Vian’ın yıllardır ülkemizde oynandığını çok okunduğunu olabildiğince anlattığımda “Muhteşem” dedi. Tuhaf... Bir diğer konu darbe kalkışmasıydı. Bize onu çok sordular, anlamaya çalıştılar.

Size nasıl yansıdı?

Şehir Tiyatroları’nda çalıştığımız için devlet memuruyuz ve bizi geri çağırmışlardı. Tam da Edinburg’a giderken... O kadar zor durumda kaldık ki her yeri aradık zar zor izin aldık derken tam ülkeye giriş yapacağız OHAL’den dolayı ülke girişi için bizden ıslak imza istendi. Festivale gidecekken oturup ağlamaya başlamıştık ki görevli bir arkadaşımızın dizisini izliyormuş. Onu tanıdı da bize izin verdi.

Üç Kız Kardeş’te canlandırdığınız karakterin hangi huyunun sizde olmasını isterdiniz?

Kaderini kabul eden bir kadını canlandırıyorum. Ben de biraz daha kendimi işlerin akışına bırakabilmeyi isterdim.

Avrupa yakasında sahnelerini açan birkaç kurum oldu ve biletler birden tükendi. Oysa kaç sezondur Anadolu yakasında oynanan oyunlardı. Sizce şehir yaşantısı tiyatroyu etkiliyor olabilir mi?

Kesinlikle. İstanbul kolay bir şehir değil, yaşaması ya da çalışması. Tiyatro hep sonralara atılıyor, anlaşılabilir. Trafiği çekmek istemeyebilirler daha merkezi ve büyük sahneler cazip geliyor. Sahne sıkıntısı da var gerçi, Allah’tan küçük bir sahnemiz var.

Tiyatro dünyasında aldığınız en kötü tavsiye neydi?

Hobi olarak yap. (Gülüyor.)

Bundan sonra neler yapacaksınız?

Seneye de bazı hain planlarımız var! (Gülüyor.) Belki daha çok oyun var. Bakalım neler olacak... Bir yol kat ettik daha iyi olmak gerek. Berlin’de bir sahne açma hayalim var.

“Üç Kız Kardeş” ve “İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz” oyunlarında meşhur tiyatro yönetmeni Aleksandar Popovski imzası var.