Çevre

COP27 İklim Zirvesi: Türkiye, 2053'te net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için neler yapmalı?

05 Kasım 2022 10:08
  • Asya Robins
  • Unvan,BBC Türkçe

“1,5 derece hedefini canlı tuttuğumuzu artık güvenle söyleyebiliriz ama nabzı zayıf ve yalnızca sözlerimizi tutarsak ve taahhütlerimizi hızlıca eyleme dönüştürürsek hayatta kalabilir.”

Geçen yıl İskoçya’da düzenlenen 26. Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı (COP26) Başkanı Alok Sharma, 197 ülkenin katıldığı zirveyi bu sözlerle sonlandırmıştı.

Dünya küresel ısınma eşiği olan 1,5 derece hedefi, 2015 yılında Paris İklim Anlaşması kapsamında kararlaştırıldı.

Bilim insanları, bu seviyenin üzerine çıkılmasının doğaya ve milyonlarca insanın hayatına geri dönüşü olmayan hasar vereceğini öngörüyor.

BM’nin geçen ay yayımladığı Emisyon Açığı 2022: Kapanan Pencere adlı yeni bir rapor ise dünyanın şu anda 2,5 derece ısınma patikası üzerinde ilerlediğini ve 1,5 derece hedefine ulaşılabilecek ikna edici adımların atılmadığını belirtiyor.

BM, yalnızca sistem genelinde acil bir dönüşümün iklim felaketini önleyebileceğini söylüyor

COP26’da dünya liderleri, bir sonraki yıl yapılacak zirveye kadar iklim hedeflerini yeniden değerlendireceklerini taahhüt etti. Ancak yalnızca 39 ülke sözünü tutarak ulusal katkı beyanını güncelledi.

Pazar günü Mısır’ın Şarm el Şeyh kentinde başlayacak olan COP27 zirvesinde ülkelerin iklim hedefleri ve emisyon azaltım planları yeniden ele alınacak.

Bunun yanı sıra gelişmekte olan ülkelere daha fazla finansal destek sağlanması ve iklim krizinden halihazırda etkilenen ülkelerde kayıp hasar mekanizmalarının oluşturulması gündemde olacak.

Peki güncellenmiş ulusal katkı beyanını henüz açıklamayan Türkiye’nin iklim zirvesine katılımından neler bekleyebiliriz ve Türkiye, 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için neler yapmalı?

2030’a kadar emisyonlarda mutlak azaltım

Bilim insanlarının küresel ısınmanın önüne geçmek için öncelikli olarak yapılması gerekenler konusundaki mesajı çok net: Fosil yakıt kullanımından tamamen uzaklaşarak sera gazı emisyonlarının düşürülmesi lazım.

BM’nin Emisyon Açığı raporu, dünyanın küresel bir felaketten kaçınmak için emisyonları yüzde 45 oranında azaltması gerektiğini söylüyor.

Türkiye, Kasım 2021’de Paris Anlaşması’nı resmi olarak onaylayarak COP26 anlaşmasına da imza atmış ve COP27’ye kadar ulusal katkı beyanını güncelleme sözü vermiş oldu.

2015'te BM Sekretaryası'na sunduğu ulusal katkı beyanı çerçevesinde Türkiye, 2030 itibarıyla emisyonlarında “artıştan yüzde 21 oranında azaltım” taahhüdünde bulunmuştu. Yani Türkiye, hiç önlem alınmazsa emisyonlarının 2030’da 1 milyar 175 milyon tona çıkacağını, verilen beyanla bu miktarın 929 milyon tonda tutulacağını söylemişti. Bu durumda emisyonlarda düşüş değil artış meydana gelecek.

İklim politikalarını takip eden ve bu alanda çalışanlar, Türkiye’nin bu noktada 2053 net sıfır hedefine ulaşabilmesi için 2030’a kadar en az yüzde 35 mutlak emisyon azaltımına doğru çalışması gerektiğini savunuyor. Bu da 2020 yılındaki 523,9 milyon ton karbondioksit eşdeğeri emisyon seviyesinin 2030’da 340 milyon tona inmesi anlamına geliyor.  

BBC Türkçe’ye konuşan Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye Koordinatörü Özlem Katısöz, Türkiye’nin bu süreçte güçlü ve iddialı olması gerektiğini söylüyor:

“Müthiş köklü, yapısal değişikliklerden bahsetmiyoruz. Elektrik altyapısının karbondan arındırılması, kömürden çıkış, binalarda ve sanayide doğrudan yenilenebilir enerji kullanımının artması ve ulaşımda elektrifikasyon gibi adımlar talep ediyoruz. 2053 net sıfıra giden yolun taşlarını bugünden döşememiz lazım” diyor.

BBC Türkçe’ye konuşan Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) Kıdemli Uzmanı ve İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin ise COP27’de mutlak azaltım açıklaması yapılmazsa “Türkiye’nin çok büyük bir şansı kaçırmış olacağını ve 2053 hedefinin neredeyse imkansız hale geleceğini” söylüyor.

Kömürden tam çıkış

COP26’da kömürün insan kaynaklı iklim değişikliğinin başlıca sebebi olduğuna dikkat çekilmişti.

Katılımcılar 1,5 derece hedefi doğrultusunda yeni kömür projelerinin tamamen durdurulması ve 2040 yılına kadar var olan kömür sahalarının kapatılması gerektiği konusunda uzlaştı.

Zirvede 40’tan fazla ülke kömürden çıkış sözü verdi. Türkiye bu ülkelerden biri değildi.

BBC Türkçe’ye Greenpeace’in bu yöndeki taleplerini dile getiren Akdeniz Program Direktörü Sevil Turan, “Türkiye COP27’de öncelikle 2030 yılı itibarıyla kömürden elektrik üretimine son vereceğini ve bu sektördeki işçiler ve emekçiler için adil bir geçiş politikası uygulayacağını açıklamalı” diyor ve sözlerine devam ediyor:

“Türkiye, şu anda iklimde hedefleriyle örtüşmeyen bir tablo sunuyor. 75 bin hektarlık alan kömür aramaları için ihale edilmiş durumda. Denizli’de kömür çıkarmak için tarım alanları kazılıyor. Muğla İkizköy’de kömür maden sahası genişletiliyor. Şu anda 20,4 gigawatt olan kurulu güç kapasitesine 10,6 gigawattlık yeni termik santral gücü eklenmesi hedefleniyor.”

Diğer taraftan uzmanlar, kömür ile enerji üretiminin yenilenebilir kaynaklara kıyasla yüksek maliyetine dikkat çekiyor, yeni projelerin sürdürülebilirlik açısından problemli olduğunu öne sürüyor.

İPM uzmanı Şahin, “Yeni yapılan bir kömür santralinin ticari ömrü açısından en az 40 yıl çalışması gerekiyor, bu yüzden tek bir santral bile yapıldığında elektrik sistemi kömüre kilitleniyor. Bugün yapılan santraller 2035 yılına kadar kapatılacaksa sadece 13 yıl çalıştırılabilecek, bunun maddi bedeli de hazineye yüklenecek” diyor ve ekliyor:

“Bundan sonra yeni tek bir santral yapılmaması ve mevcut santrallerin belli bir yıldan sonra çalışmaması için gerekli önlemlerin şimdiden alınması gerekiyor.”

Yenilenebilir enerjiye yatırım

Kömürden çıkış yolunda uzmanlar yenilenebilir enerjiye işaret ediyor. COP26’da kararlaştırılan adımlardan birisi de yenilenebilir enerji endüstrisinin hızla gelişmesini ve en cazip seçenek haline gelmesini sağlamaktı.

Uzmanlar, yenilenebilir enerji alanında enerji üretim ve depolama teknolojilerinin her gün geliştiğini ve maliyetin düştüğünü paylaşıyor.

Stanford Üniversitesi tarafından derlenen bir araştırmaya göre gerekli finansman ve siyasi destek olduğu takdirde dünyanın önümüzdeki 30 yıl içinde tamamen sürdürülebilir bir enerji üretim modeline geçmesi mümkün.

Türkiye’de rüzgar ve güneş enerjisi kurulumları devam etse de uzmanlar “kesik üretim” modeli nedeniyle rüzgar ve güneşten potansiyelinin çok altında yararlanıldığına dikkat çekiyor.

Şahin, “Çok daha fazla teşvik verilse ve yönetimde gerekli adımlar atılsa enerji sistemini yüzde yüz yenilenebilir kaynaklarla çalışabilir hale getirmek şu anda mümkün ama bu yönde ciddi bir çalışma yapılmıyor. Bunun yerine nükleer santral gibi büyük sabit baz yük santrallerinin kurulması tercih ediliyor” diyor.

Greenpeace’den Turan ise, Türkiye’nin elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kullanım payını yüzde 75’e çıkarması gerektiğini paylaşıyor.

Turan, Türkiye’de kömür madenlerinin bulunduğu alanların güneş paneliyle kaplanmasıyla 6,9 milyon hanenin elektrik ihtiyacının karşılanacağını söylüyor.

Her alanda elektrifikasyon

COP26’da karayolu ulaşımının küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 10’undan sorumlu olduğu belirtildi ve bu yönde 2040 yılına kadar 30’dan fazla ülkede tüm yeni araçların sıfır emisyonlu olmasında karar kılındı.

2053 net sıfır hedefi kapsamında Türkiye’de de trafikte ve diğer birçok sektörde elektriğe geçiş olması gerektiğine dikkat çekiliyor.

Turan, “Elektrikli araçların payını binek araçlarda en az yüzde 20’ye, yolcu taşımada da yüzde 10’a çıkarmak gibi somut öneriler var. Buna ek olarak demiryolu yatırımlarının artırılması, karayolu yük taşıma araçlarının yüzde 10’unun raylı sisteme geçiş yapması, sanayi hizmet sektörü ve tarım uygulamalarında enerji verimliliğinin sağlanması, doğrudan yenilenebilir enerji kullanımının artırılması ve binalarda kömür ve sıvı fosil yakıt kullanımını sonlandırarak elektrikli ısıtmaya geçilmesi gerekiyor” diyor.

Doğa ve biyolojik çeşitlilik

Enerji dönüşümünün yanı sıra, iklim kriziyle mücadelede önemli rolü olan ve karbon yutak alanlar görevi gören orman, deniz ve diğer doğal alanların korunması da önemli bir konu olarak ele alınıyor.

Son dönemde dünyada orman yangınları, seller, fırtınalar ve kuraklıklar birçok doğal alanı tahrip etti.

BM’nin bu hafta yayımlanan yeni bir raporunda ise herhangi bir müdahale olmadığı takdirde 2050 yılına kadar dünyada çok sayıda önemli buzulun eriyeceğini öngördü.

Uzmanlar, Türkiye’de de doğanın korunmasına, doğal alanların restorasyonu ve sürdürülebilirliğine ve canlılar ile ekosistemlerin savunulmasına yönelik etkili bir sürecin izlenmediğini aktarıyor.

Turan, özellikle çok ağır bir ormansızlaştırma uygulaması yaşandığını ve ağaç kesimleriyle ilgili siyasi kararlarda şeffaflık olmadığını belirtiyor.

İklim politikalarının genelinde katılım sorunu

İklim alanında çalışanlar Türkiye’nin iklim politikasının genelinde katılım konusunda sorun olduğunu ve karar alma süreçlerinin yeterince şeffaf bir şekilde ilerlemediğini ifade ediyor.

Bugüne kadar iklim alanında çeşitli finansal destek programlarına dahil edilen Türkiye’de bu fonların nasıl harcandığına dair bir açıklık olmadığı dile getiriliyor.

Aynı zamanda önemli siyasi karar verme platformlarında sivil toplumun yeterince temsil edilmediği düşünülüyor.

Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye Koordinatörü Özlem Katısöz, “Örneğin bu yıl yapılan İklim Şurası’nda farklı taraflar bir araya getirildi ama en önemli komisyonlardan biri olan Emisyon Azaltım Komisyonu’nda bu alanda faaliyet gösteren kuruluşlar temsil edilemedi” diyor ve sözlerine devam ediyor:

“Buna rağmen hararetli tartışmaların olduğu bu komisyonun kararları son Şura kararlarına yansımadı. İkim Yasası’nın çalışmaları bir seneden fazladır sürüyor ama bu sürece sivil toplum kuruluşları dahil edilmiyor. Türkiye’de bu alanda katılım mekanizmaları işlemiyor.”

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, BBC Türkçe’nin COP27 katılımı ve ulusal katkı beyanı ilgili sorularını yanıtlamadı.