Yaşam

Çınarlı Köyün Muhtarı: Fevzi Kavuk

TİP’in radyodaki seçim konuşmaları yapan, Yaşar Kemal’den Can Yücel’e, geniş bir sanatçı çevresinde hep ilgi ve saygı gören Fevzi Kavuk, hayatını kaybetti

21 Şubat 2017 03:20

Atilla Aşut*

“Sosyalizm kurulursa bizim zeytinlikler de geder mi elden İsmail Aga?”

“Gitmez Fevzi, korkma.”

“Korkumdan değil, merakımdan sordum.”

“Sosyalizm geldiğinde kooperatifler kurulacak. İsteyen girer, iste(me)yen girmez bu kooperatiflere. Devlet bu kuruluşları desteklediği için, kooperatif üyesi olmak köylünün yararına olacak.”

“Yine toprağı çok olan daha fazla kazanırsa eskisi gibi, ne anladım ben bu işten be İsmail Aga?”

“Kooperatiflerde kârın bölüşümü, ilkin emek, sonra da toprak büyüklüğü göz önüne alınarak yapılır Fevzi. Onun için de eski hamam eski tas olmaz sosyalizm kurulunca. Yeni hamamda yeni tasla yıkanır köylüler o rejimde. Nâzım’n hapiste bize anlattığı böyleydi.”

“Bizim ülkede kim kuracak o rejimi İsmail Aga?”

“Türkiye Komünist Partisi....”

“Ortalarda yok hani Komünist Partisi diye bir şey?”

“Vardır, vardır da biz göremeyiz onu Fevzi. Ama o bizi görür, sen hiç merak etme.”

“Nasıl iş be o İsmail Aga?”

“O öyle iş işte. Yeraltındaki partiler öyle çalışır. Bu anlattıklarım aramızda kalsın olur mu Fevzi?”

“Sen hiç merak etme İsmail Aga.” (Çınarlı Köyün Muhtarı, TÜSTAV Yayınları, 2007, s. 47- 48)

Bu diyalogda “İsmail Aga” diye hitap edilen kişi, Nâzım Hikmet’le Bursa Hapishanesi’nde yatan İsmail Başaran’dır. Öküzlerini zeytinliğine soktuğu için babası Rıza’yı köy meydanında döven Ömer Sarı’yı öldürüp hapse giren ve orada Nâzım’dan ilk “sosyalizm dersleri”ni alan, sonra da İznik’in Müşküle köyüne sosyalist düşünceyi taşıyan adam... Başaran’a durmadan soru soran ve aldığı her yanıtla merakı şaşkınlığı dönüşen “Fevzi” ise, daha sonra “Müşküle köyünün sosyalist muhtarı” olarak ünlenecek olan Fevzi Kavuk’tur. Kitabın yazarı Hasan Öztürk, yakından tanıdığı ve aynı siyasal hareket içinde yer aldığı Fevzi Kavuk’la günler süren uzun konuşmalar yapar bu belgesel roman için. Kitabın önsözünde ise, “Bu roman Fevzi Kavuk tarafından yaşayarak yazılmıştır, ben sadece kâğıda doktum” der...

• • •

Sol hareketin tarihinde Müşküle köyünün özel bir yeri vardır. Ressam İbrahim Balaban da yakınlardaki bir köydendir ve o da -ne tesadüf!- Nâzım’ın yetiştirmesidir. “Cinayet”ten Bursa Hapishanesi’ne düşmüş, “Damdaki Baba”nın yönlendirmesiyle resme başlamış ve ünlü bir ressam olmuştur. İbrahim Balaban da sonraki yıllarda Türkiye İşçi Partisi’nin Bursa örgütlenmesinde yer almıştır.

Cezaevinde “kader kurbanı” halk çocuklarını eğitip bilinçlendirerek aydınlık toplum önderleri durumuna getiren Nâzım Hikmet’in Müşküle köyündeki konumu çok ayrıdır. Şiirlerinde andığı “Bursa’da havlucu Recep”, “Fakir köylü Hatçe kadın”, “Irgat Süleyman”, pek severler Nâzım’ı. O yüzden, vasiyetine uyarak Nâzım için ilk çınarı dikenler ve onu her koşulda gizli gizli büyütenler, Müşküle köylüleri olmuştur. İşte Hasan Öztürk’ün kitabının adı da bu “çınar”ın öyküsüyle ilintilidir.

Son yarım yüzyılda nice sosyalizm savaşçısı, “sessiz ve sitemsiz” ayrıldı aramızdan. Ben bunlardan kimini, ancak yaşamlarının son dönemlerinde tanıyabilme mutluluğuna eriştim. Zihni Anadol, Osman İşçi, Zehra Kosova, Mehmet Bozışık (“Boz Mehmet”) ve İdris Erdinç (“Şoför İdris”), “efsane işçi önderleri” olarak tarihimizdeki onurlu yerlerini aldılar. Onlar, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde doğmuş, Sovyet Devrimi’nin başarılarına tanıklık etmiş, tüm varlıklarını insanlığın “eşitlik ülküsü”ne adayarak yüzyılın son çeyreğinde yaşamlarını noktalamış çınarlarımızdı.

Adları bu ilk kuşaktaki komünistler kadar bilinmese de, sosyalist savaşım tarihimizin “işçi-köylü” kökenli başka önderleri olduğunu unutmamalıyız. Özellikle 60’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi saflarında tanıdığımız bu “renkli insanlar”, o dönemde sosyalist düşüncenin geniş halk kesimlerince tanınıp benimsenmesinde paha biçilmez katkılarda bulundular. Sözgelimi, Antepli “Çoban Hamdoş”un, Türkiye radyolarından yankılanan sesi hâlâ kulaklarımdadır. “Ben Gaziantepli Azap Ali’nin oğlu Hamdoş... Tozun toprağın içinden sürünerek geldim!” diye başlayan o tarihsel konuşmayla Türkiye’de yer yerinden oynamıştı. Daha başkaları da var: “Terzi Sıtkı”lar, “Kürt Reşit”ler, “İmam Naci”ler, “Kaloriferci Abbas”lar, “Muhtar Fevzi”ler… Hepsi de TİP’in ülkemize kazandırdığı gerçek halk önderleri, sosyalizm savaşçılarıdır…

27 Mayıs hareketinden iki ay sonra, Ağustos 1960’ta, henüz 29 yaşındayken, İznik’in yeni kaymakamı, eline muhtarlık mührünü tutuşturup, “Bu köyün muhtarı artık sensin!” diyerek Fevzi Kavuk’u bu göreve adeta zorla getirir. Ama Kavuk, 1963 yılında yenilenen muhtarlık seçiminde, AP’li rakibini büyük oy farkıyla geride bırakır ve bu kez “seçilmiş muhtar” olarak aynı görevi üstlenir. O artık TİP üyesidir ve sosyalist kimliğiyle ortadadır. Genel Başkan Mehmet Ali Aybar’ın da çok sevdiği ve önem verdiği bir köylü önderidir. Partinin Genel Yönetim Kurulu’na seçilir. 1965 yılında Bursa’dan milletvekili adayı gösterilir. Ayrıca Marmara Köy-Der’in Başkanlığını üstlenir. TRT’de Nevzat Şenol ve Hasan Öztürk ile köylü izlenceleri yapar. Partinin isteği üzerine, 1969 yılında Bursa’dan yeniden aday olur. TİP’in radyodaki seçim konuşmalarından birini o yapar. TİP’teki çalışmaları sırasında çok sayıda aydınla tanışır, dostluklar kurar. Yaşar Kemal’den Can Yücel’e, Hasan Hüseyin Korkmazgil’den Ataol Behramoğlu’na uzayan geniş bir sanatçı çevresinde hep ilgi ve saygı görür...

İşte bu unutulmaz halk önderini, 17 Şubat günü 86 yaşında yitirdik ve dün İznik’in Müşküle köyünde toprakla buluşturduk.

Fevzi Kavuk, Bursa’yla, Müşküle köyü ile özdeşleşmiş bir sosyalisttir. “Çınarlı Köyün Muhtarı” hiç unutulmayacak…

*Bu yazı Birgün gazetesinde yayımlanmıştır