Medya

Baskın Oran: Lozan hezimet değil, zafer yönü ağır basan bir uzlaşmadır

"Bu kurucu metin hakkında Sayın Cumhurbaşkanı’nın yanı sıra ağzı olan herkes epey eğlendirici şeyler üretiyor"

02 Ekim 2016 18:28

Baskın Oran*

Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 1923’te kuruldu. Bu, rejimdir. Türkiye Devleti ise üç ay önce, 24 Temmuz 1923’te Lozan’ı imzalayınca kuruldu. Bu kurucu metin hakkında Sayın Cumhurbaşkanı’nın yanı sıra ağzı olan herkes epey eğlendirici şeyler üretiyor. Bunların kaynağı: Bir kısmı bilgisizlik. Bir kısmı, ulusalcılık elbisesi altında Batı düşmanlığı. Bir kısmı da Türkiye’nin komşu ülkeleri işgal etmesini savunan yayılmacı zihniyet. Çok kısaca özetleyeyim.

Klasik efsaneler

1) “Lozan’da sadece Ermeni, Rum ve Musevilere haklar getirilmiştir.” Tabii ki yanlış. Bütün “gayrimüslimler”e getirilmiştir. 143 maddelik Lozan’ın hiçbir yerinde bu üç azınlığın adı hak grubu olarak geçmez. Sadece “gayrimüslimler” geçer.

2) “Lozan’da sadece gayrimüslimlere haklar getirilmiştir”. Tabii ki yanlış. “Azınlıkların Hakları” başlıklı Kesim III’te gayrimüslimler dışında daha üç gruba haklar getirilmiştir: a) “Türkçeden başka dil konuşan T.C. vatandaşları”, b) “Bütün T.C. vatandaşları”, c) “Türkiye’de oturan herkes”. (Çünkü bu Kesim’de sadece azınlık hakları değil, insan hakları da getirilmiştir; bkz. benim Türkiye’de Azınlıklar s. 72-74).

3) “1926’da Medeni Kanun çıkınca bazı gayrimüslimler Lozan’daki haklarından feragat etmişlerdir”. Tabii ki yanlış. Bu hukuken mümkün olmadığı gibi, sekiz devletin imzaladığı bir uluslararası barış antlaşmasındaki haklar bireyler tarafından değiştirilemez.

4) “Lozan’da o dönemde geçerli üçlü kriterden (ırk, dil, din) sadece din kriteri kabul edilmiştir.” Tabii ki yanlış. “Din” kriteri de kabul edilmemiş, uluslararası güvence altında hak sahibi azınlık olarak sadece “gayrimüslimler” kriteri kabul edilmiştir. Din kabul edilseydi, bizzat görüşmeleri yürüten Dr. Rıza Nur’un açıkça yazdığı gibi, Aleviler de uluslararası güvenceye sahip olacaklardı.

5) “Lozan Md. 45 Yunanistan’la mütekabiliyet maddesidir.” Tabii ki yanlış. Paralel yükümlülük sahibi iki taraftan biri hak vermekten vazgeçerse öbür taraf onu taklit edemez. Mütekabiliyet insan haklarında yasaktır (1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, Md. 60/5).

6) “Lozan bir hezimettir”. Tabii ki yanlış. Bir kere, her şeyi ak-kara gören kafaların bir mahsulü. İkincisi, her barış antlaşması bir savaşı bitirir oysa Lozan iki savaşı bitirmiştir: Türklerin yenildiği Birinci Dünya Savaşı’nı ve Türklerin yendiği Kurtuluş Savaşı’nı. Bu sebeple, bir uzlaşmadır. Ama zafer yönü daha ağır basan bir uzlaşma. Çünkü hem ikinci savaş zaferle sonuçlanmıştır, hem de o sırada büyük devlet İngiltere’nin başı derttedir (“Oğullarımızı derhal terhis edin” kampanyaları, İrlanda sorunu, Fransa ve İtalya’yla sürtüşmeler, vs.) ve bir an önce barış yapmak istemektedir.

Daha ‘modern’ efsaneler

Kitaplarda-makalelerde görülen bu hataların yanı sıra, çocukluğundan beri “Sen sus bakiim!”le büyütülen vatandaşlar internet çıktığından beri kendilerini kapıp koyuverdiler, sanal âlemde küçük birer fırtına oldular:

1) “Lozan 100 yıl için yapıldı, 2023’te kendiliğinden sona erecek.” Lahavle! Hadi, bunu internette dolaştıranlar Lozan’ın 1923’te yapıldıktan sonra 5 Eylül 1924’te Milletler Cemiyeti’nde tescil edilmiş çok taraflı bir uluslararası barış antlaşması olduğunu bilmiyorlar. Ama insan düşünmez mi yahu; ticaret, savunma, dostluk vs. gibi antlaşmalarının aksine, bir savaşı bitiren barış antlaşmalarının süresi falan olmaz; olsaydı savaş yeniden başlardı! Bu internet silahşörleri Lozan’ı süpermarket ürünlerinin “raf ömrü”yle karıştırıyor olmalılar.

2) “Lozan’ın gizli maddeleri var.” Lahavle! 1923’ten beri imzacı sekiz devletin büyük başarıyla sakladıkları bu gizli maddelerin neler olduğu büyük bir ulusal ve uluslararası merak konusu olsa gerek. Bu fasılda en çok, bu esrarengiz maddelerin, bor ve petrol gibi stratejik doğal kaynakları aramamızı ve işletmemizi 2023 yılına kadar engellediğinden bahsedilmekte. Oysa Türkiye bütün bu madenleri en baştan bu yana aramakta ve işletmekte.

3) “Musul ve Kerkük, şu veya bu şekilde Irak dışında bir devletin egemenliğine geçerse, o zaman Türkiye’nin ilhak hakkı doğar.” Lahavle! Bunu söyleyenler Musul’u ilhak heveslisi olmanın yanı sıra, bir olasılıkla Musul- Kerkük’ü Nahcivan’la karıştırmaktalar. Ama Nahcivan konusunda da Türkiye’nin böyle bir hakkı kesinlikle yok (1921 Moskova Antlaşması Md. 3).

4) “ABD, Lozan’ı onamayı reddetti.” Lahavle! ABD Lozan Barış Konferansı’na sadece “gözlemci” sıfatıyla katıldı; nasıl onasın veya reddetsin? Bir yerden duydukları, Türkiye ile ABD arasında Lozan kentinde 6 Ağustos 1923’te imzalanan ve 1917’den beri kesik olan diplomatik ilişkileri yeniden kurmayı amaçlayan ikili anlaşma. Bu anlaşma ABD Senatosu’nda gerekli üçte iki çoğunluğu sağlayamadığı için reddedilmiş oldu. T.C.-ABD diplomatik ilişkileri 17 Şubat 1927’de imzalanan yeni bir anlaşmayla tesis edildi. Hani ne diyorlar ya, “Ağzı olan konuşuyor”. Lozan için özellikle böyle.


Bu yazı ilk olarak Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır