Yaşam

"Bacaklarım kesildikten sonra sağlık bilimiyle ilgilendim; şu anda ölümsüz bacaklara sahibim"

Amerikalı dağcı ve bilim adamı Hugh Herr bacakları kesildikten sonraki hayatını anlattı

04 Aralık 2016 18:12

17 yaşında Amerika’nın en iyi dağcıları arasına giren fakat bir dağ tırmanışı sırasında fırtınaya yakalanıp donduğu için iki bacağı kesilen Hugh Herr, "İyi ki ayaklarım kesilmiş diyorum! Çünkü bu sayede insanlığa faydalı bir şey yapıyorum. Biyolojik bacaklarım yaşlanmaya bağlı olarak dejenerasyona uğrayacaktı. Biyonik bacaklarım ise, gün geçtikçe daha da güçlenecek. Söylemek istediğim şu: Ben şu anda ölümsüz bacaklara sahibim" diyor. O günden sonra hayatı değişen ve bilim adamı olmaya karar veren Herr, bugün dünyanın en saygılı üniversitelerinden MIT Medya Laboratuvarı’nın da Biyomekatronik Grubu Başkanı ve geleceği yönlendiren dünya çapında bir bilim adamı.

Time Dergisi tarafından iki kere sağlık buluşları alanında dünyanın en önemli 10 insanından biri seçilen Herr, biyonik bacaklarıyla tırmanabileceği yerlere tırmanmaya devam ediyor. Gelecekte insanların daha yüksek performans sağladığı için sağlıklı uzuvlarından kurtularak, biyonik uzuvlarla hayatlarına devam etmek isteyeceklerini savunan Herr, "Bir nevi gelecekte insanlar isteyerek Terminatörler’e dönüşecek" diyor!

Hugh Herr'i "Müthiş biri! Kendine güveni ve komplekssizliği hayranlık verici. İnsan gözlerini onun biyonik bacaklarından alamıyor." sözleriyle tanımlayan Ayşe Arman'ın Hürriyet gazetesinin bugünkü nüshasında (4 Aralık 2016) yayımlanan röportajı şöyle:

Başınıza gelen bir felaket yüzünden insanlığa en faydalı insanlardan biri oldunuz… Bu nasıl bir duygu?

-Şahane! Bazen dünyanın en şanslı adamı olduğumu düşünüyorum. Çünkü bana insanlığın acılarını biraz olsun hafifletecek bir teknoloji yaratma ayrıcalığı verildi... Bu, olağanüstü bir şey!

“İyi ki dizlerimin aşağısı kesilmek durumunda kalmış!” mı diyorsunuz yani…

-Aynen öyle! İyi ki ayaklarım kesilmiş diyorum! Çünkü bu sayede insanlığa faydalı bir şey yapıyorum. Ayrıca yeni ayaklarım çok daha eğlenceli ve fonksiyonel. Onları geliştirip yenileyebiliyorum. Oysa biyolojik bacaklarım yaşlanmaya bağlı olarak dejenerasyona uğrayacaktı. Biyonik bacaklarım ise, gün geçtikçe daha da güçlenecek. Söylemek istediğim şu: Ben şu anda ölümsüz bacaklara sahibim!

Sizce bütün bunlar tesadüf mü? Bazen bu dünyaya bir misyonu yerine getirmek için geldiğinizi düşünüyor musunuz?

-Evet, bu bir misyondu, bir çağrıydı. Teknolojiyi kullanarak önce kendi engelimi, ardından diğerlerinin engellerini ortadan kaldıracak şeyleri yapmam için bir çağrı. Ben de bu çağrıya uydum. Bana en çok sorular sorulardan biri, kendimi eksik hissedip hissetmediğimdi. Yıllar içerisinde iyice anladım ki, eksik olan ben değilim…

Nasıl yani?

-Eksik olan insan değil, teknoloji! “Engelli insan yoktur, engelli teknoloji vardır!” diyorum ben. Ve buna, bütün yüreğimle inanıyorum. O yüzden de canla başla, eksik olan teknolojinin, eksiklerini gidermeye çalışıyorum.Benim bir görevim var yani. Bedenlerimizin teknolojiye birleşmesini sağlamak için sürekli çalışmaya devam edeceğim. Biyonik tasarımların dünyamızın içine özenle entegre edildiği bir gelecek bekliyor bizi. Biz öğrendikçe, geliştikçe, bilgiye ulaştıkça, doğanın kendisini türettik. Artık neyin biyolojik, neyin doğal, neyin yapay olduğunun belli olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Önümüzdeki yıllarda bu daha da artacak. Ama bu kötü bir şey değil.

Siz insanlığa müthiş bir gelecek vadediyorsunuz. Engelleri ortadan kaldırmak için umut veriyorsunuz. Peki bu gelişmenin neresindeyiz?

- Epey ilerledik ama uzun bir yolculuk bu. 21. yüzyılın derinliklerine uzanan bir yolculuk. Bacak amputasyonu, bir zamanlar ciddi bir sakatlıktı. Protezler, icat olduktan sonra sıradan bir görüntü heline geldi. Kimse protezleri yadırgamıyor artık. Gün gelecek aynı şey, biyonik uzuvlar için de geçerli olacak. Benim gibi alışılmadık bedenlere sahip insanlar, engelli olarak değil, dezajantajı avantaja çevirmiş kişiler olarak değerlendirilecek.

Bu kullandıklarınıza da “protez” mi deniyor?

-Biyomekanikler, sıradan protezlerden farklı. Bunlar, yüksek teknolojiye sahip organlarımız. Teknolojik sentetik derilerle, ana gövdemize bağlanarak bizi anlıyor ve ona göre hareket ediyorlar. Hatta, o kadar iyi hareket ediyorlar ki, engeli olmayan insanlarda yaptığımız denemelerde, destek ünitelerinin, biyolojik uzuvlarımızdan daha iyi çalışıyor oldukları ortaya çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz, yaptığımız çalışmalarla, bir dansçıyı tekrar dans ettirecek kadar hassas biyomekanik uzuvlar yaratabiliyoruz. Bu hem bizi heyecanlandırıyor, hem de gelecek için umut veriyor.

Sizin başında olduğunuz laboratuvar, yeryüzünde insan hareketleri üzerine araştırma gerçekleştirilen en kapsamlı laboratuvarlardan biri mi?

-Evet öyle. Biz kamera ve sensör sistemleriyle, bir insanın hareketlerini, her bir hareket için ne kadar güç sarf ettiğini, en düşük milimetrik hesaplara kadar ölçümleyebiliyoruz. Sensörlü koşu bantlarında hareket halindeyken, hangi kasların çalıştığı, ne kadar efor harcandığını gözlemliyoruz. Özellikle bilek, diz, kalçayla, vücuttaki tüm eklemlerin hareket halindeyken tork ve gücünü ölçebiliyoruz. Bu sayede de kişiye özel yüksek teknolojik uzuv tasarlayabiliyoruz.

Daha ne kadar yolunuz var?

-Hep bir adım daha ileri gitmek istiyoruz. Makinelerin, vücudumuza bağlanarak, bizi daha güçlü ve yetenekli kıldığı bir çağa giriyoruz. 20, hatta 10 yıl öncesinde bunlar bize bilim kurgu gibi gelirdi. Oysa şu anda bunların bir kısmını gerçekleştirebiliyoruz, diğer hayal ettiklerimizi de gerçekleştirmeye çok yakınız.

Peki dünyadaki bütün engellilerin, sizin üzerinde çalıştığınız teknolojiden faydalanmasına daha ne kadar var?

-Öncelikle toplum olarak, “Engelli insan yoktur, engelli teknoloji vardır!” savını kabul etmemiz gerekiyor. Sonra da yürümek, dans etmek, görmek, hatta depresyonda olmadan yaşamanın herkesin hakkı olduğunu… Bu haklara ulaşmanın yolu da teknolojiyi kullanmaktan geçiyor. Engeller ancak ve ancak teknolojik inovasyonlarla aşılır. Gelecekte biyonik ilerlemelerden yola çıkarak, “Teknolojik Vakıflar” kuracağız. Ancak o fonlar devreye girince o hizmetlerden kitleler faydalanmaya başlayabilecek…

Dünyanın en iyi dağcısı olacaktı, ayakları kesildi, bilim insanı oldu

 

17 yaşında Amerika’nın en iyi dağcılarından biriydiniz. O zamanlar bilim adamı olma hayaliniz var mıydı?

-Hayır, yoktu. Üniversite okumak gibi bir niyetim de yoktu. Dünyanın en iyi dağcısı olmak istiyordum. Ama işte o kaza ve sonra bacaklarımı kaybetmem, bilimle ilgilenmemi sağladı.Ve sonra da bilim adamı oldum. Lise mezuniyet buluşmalarına gittiğimde insanlar şaşırıyorlar, “Bu, sen olamazsın!” diyorlar…

Kazaya dair neler hatırlıyorsunuz?

-İnsanın, ölüme bu kadar yakın olması, artık öleceğine inanması, “Evet zamanı geldi!” demesi, bunları deneyimlemesi çok tuhaf… Tarifi yok... Ve sonra ölmemesi daha da tuhaf... Ben ölüme yakın bir deneyim yaşadım. Tek söyleyebileceğim yücelik vardı. Ama aynı zamanda üzüntü ve hüzün… 

Her kare net var mı aklınızda?

-Yok hayır. Soğuktan ve hipotermi’yle baş etmek zorunda kaldığımızdan normal düşünemiyorduk. Zaman kavramı kaybolmuştu. Fırtınada 4 gün geçmiş olmasına rağmen, hala 24 saat geçtiğini zannediyorduk.

Peki nasıl bir travmaydı o? Donmak ve uykuya dalıp gitmek mi istiyordunuz?

-Ne kadar çabuk ölürsek, bizim için o kadar iyi olacağını düşünüyorduk. Önceleri kar mağarası yaparak ve ısınmak için Jeff’le (Baxter) birbirimize sarılarak hayatta kalmaya mücadelesi verdik. Sonra birbirimize sarılmaktan da vazgeçtik.

Kurtarma ekibi gelene kadar öne çıkan en önemli duygu neydi?

-Sevdiklerimizin, ölümümüzün üzerine yaşayacakları üzüntüyü düşünüp daha da çok üzülüyorduk. Kendimiz için değil sevdiklerimiz için üzüldük. Ve galiba sevdiklerimiz için hayatta kalmaya çalıştık.

Peki hayatta kalmanızın bilimsel bir sebebi var mı?

-Yok. Bence şans eseri ya da kader, artık ne derseniz… Saatte 100 mil hızla esen bir rüzgara maruz kaldık. Eksi 78 derecedeydi. Korkunç bir kar fırtınasıydı. Ve biz, onun ortasında kala kaldık. Birkaç günümüzü sığınabileceğimiz bir yer aramakla geçirdik. Sonra medeniyete ulaşmaya çalıştık. Yol kenarına çıkabildik ancak daha fazla yürüyemiyorduk çünkü dizlerimizin altından itibaren bacaklarımız tamamen donmuş ve uyuşmuştu. Şans eseri, birileri, kardaki ayak izlerimizi görmüş ve bizi bulmuştu. Dağdan gönderilen helikopter aracılığıyla kurtarıldık…

Bir dağcı için dizlerinin altından iki ayağının kesilmesi ne demek? “Hayat bitti!” gibi mi?

-Kolay bir şey olmadığı kesin…

Peki ne kadar ağır bir depresyon yaşadınız? Ben sizi TED konferanslarında izledim, sahnede inanılmaz güvenli duruyorsunuz. Hep böyle bir insan mıydınız?

-Yok hayır. Hiç bir şey, birden bire olmuyor. Ama kazadan sonra depresyondan ziyade öfke yaşadım. Çok öfkeliydim. Çünkü Albert Dow, bizi arama çalışmaları sırasında vefat eti. Buna çok üzüldüm. Ve evrene öfkelendim. Ama bu öfkenin kökünden vaat ve umut ortaya çıktı. Albert'in anısına, onun şerefine ve engelli durumuma yenik düşmedim. Engelsiz bir geleceğe, engelsiz bir dünyaya doğru ilerlemekten vazgeçmedim…

Peki sonra?

-Ampütasyon ameliyatından birkaç ay sonra, takma bacaklarla yürümeye başladım. Çok ilkeldi. Pasif ve herhangi bir kas hareketiyle bütünleşmiş değildi. Felakatti yani. “Bu mudur? Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?” dedim. O andan itibaren de kendimi daha gelişmiş protezleri dizayn etmeye vakfettim. Gece gündüz bunun için çalıştım. Bugün taktığım protez de benim ve ekibimin eseri. Biyom, karbon, silikon, titanyum ve alüminyumdan yapıldı.

Siz çok havalı bir biyonik adam gibi duruyorsunuz. Sanki insan üstü güçleriniz varmış gibi… İsterseniz kendinizi uzatıp, kısaltabiliyorsunuz da. Bunun dalgasını de geçebiliyorsunuz, “Size bacaklarımı göstereceğimi bildiğim için akşamdan traş ettim!” diyebiliyorsunuz… Bu nasıl bir komplekssizlik, bu noktaya nasıl gelebildiniz?

-Teşekkür ederim iltifatlar için. Sanırım ben doğuştan var olan bir organı kaybetmeyi, onun, artık orada olmamasını bir çirkinlik ve eksiklik olarak değerlendirmiyorum. E çünkü orada bir başka organ var artık. Biyonik bir organ ama var… Ve ben onu, yani bedenimin biyonik bölümünü, zarif ve güçlendirici bir unsur olarak görüyorum. Beğeniyorum, iyi anlaşıyorum ve uyumluyum. Bu da galiba hal ve hareketlerime yansıyor…

21. yüzyılda engelli kalmayacak

 


Siz, doğanın kendi tasarımından esinlenerek, yeni nesil biyonik uzuv, robotik protez üretiyorsunuz… MIT Medya Laboratuvarının da Biyomekatronik grubu başkanısınız… Bu alanda, sizin ön ayak olduğunuz gelişmeler sonucunda dünyada neler yaşanacak?

-Oooo pek çok yenilik hayatımıza girecek! Girmeye başladı bile. Biyonik protezler, düşündüklerimizi gerçekleştiren organlarımız olacaklar. Sadece elimiz ayağımız değil, gözümüz de olacaklar. Sinirlerimizle iletişimde olacaklar. MIT'li meslektaşlarımla birlikte, “Aşırı Biyonikler Merkezi” adında bir yer kurduk. Gerçekten ilham verici şeyler üzerinde çalışıyoruz. Yapay zeka, giyilebilir robotik, sinir kontrolü ve implant tasarımı, doku rejenerasyonu ve bakımı, genom ve ekolojik mühendislik ve mikro ve nano imalat. Nano'dan organizmaya kadar bilim ve teknolojiyi geliştireceğiz.

Yani, engelli diye bir şey kalmayacak mı?

-Bence kalmayacak. 21 yüzyılda, biyonik uzuvlar bu sorunları ortadan kaldıracak… Ben, sentetik biyonik bacağımın duygusal hisse de sahip olmasını umuyorum. Bunu hayal ediyorum. Bir gün, normal insan dengesinden bile daha üstün bir denge kurmayı umuyorum. Bütün bunları bu gezegende protez kullanan yaklaşık 20 milyon insan için diliyorum. Kimsenin acı çekmemesini istiyorum. Biyonik uzuvlar, bu sorunları toptan ortadan kaldıracak…

Her şeyi anladım ama insanla o biyonik uzuvu nasıl birleştirdiğinizi anlamadım. Netice de o bir makine. Nasıl oluyor da sinir sistemi, o makineye hareket emri verebiliyor… Sonuçta makine cansız, nasıl anlıyor???

-Üç ara yüz var. O sinirsel ara yüzler sayesinde insanın sinir sistemi, makineye komut verebiliyor. O biyonik uzuv, sinirlerimizle iletişim kuruyor. Gelelim o üç ara yüze. Biri dinamik, biri mekanik, öbürü de elektrik. Dinamikte biyonik uzuv bedenin bir parçasıymış, kemik gibi hareket etmesi sağlanıyor. Mekanikte, biyonik uzvun vücuda bağlanması sağlanıyor. Elektrikte, biyonik uzvun sinir sistemiyle iletişim kurması gerçekleştiriliyor.

Sizin bu buluşlarınızın pratikte ne faydaları olacak? İleride insanlar daha iyi görebilmek için biyonik göz mü takacak? Görme engelliler görebilecek mi? Felçli insanlar azalacak mı? Engelli insan, kalmayacak mı? Omurilik zedelenmeleri tarihe mi karışacak?

-Tüm bu soruların cevabını zaman gösterecek. Ama biyonik uzuvları tasarlayan ve inşa eden ekipler, mühendislik veya biyoloji konularında çok çok bilgili ve tecrübeli. Önce biyolojik uzvun nasıl çalıştığını anlıyoruz. Örneğin, ayak, ayak bileği ve dizin biyolojik vücutta nasıl çalıştığını modelliyoruz. Kaslar nedir, tendonlar nedir, kaslar nasıl kontrol edilir, kas ne kadar enerjiyi kullanır gibi. Zeka nasıl işliyor, beden mekanizmaları nasıl işliyor, bunların temel kurallarını çözdüğünüzde ve sentetik formlarını yapabildiğinizde, onları kullanan insanlar için çok güzel bir iş yapmış olursunuz…

Peki bu gelişmelerden engelli olmayanlar da faydalanacak mi?

-Elbette! Yeni bir çağın kapısını çalıyoruz! Bakın yakında, bedene destek veren pantolonlar giyebileceğiz. Bedenlerimize yapışan ve bize fiziksellik kazandıran bir tür robotlara sahip olacağız. Mesela koşmaya gitmek istiyorsunuz ama koşunca sol dizinizde ağrı oluyor. Dizinizi örten bu robotu takacaksınız. Bu robot, stresinizi, biyolojik dizinizden uzaklaştıracak ve dokularınızı daha fazla bozulmadan çalıştırabileceksiniz. Engelleri olmayan insanların üzerinde de bazı deneyler yapıyoruz. Yürümeyi, koşmayı, merdiven çıkmayı destekleyen aparatları üretiyoruz. Denemelerde görüldü ki, destek aparatlarını çıkaran denekler, biyolojik uzuvlarını ağır ve hantal görmeye başladılar.

Biyonik bacalarıyla dans etti herkesi ağlattı


2013 Boston Maratonu saldırısında sol bacağını kaybeden Adrianne Haslet-Davis, sizin ona kazandırdığınız bir biyonik bacakla dans etti ve bütün dünyayı ağlattı… Çok acayip bir şey değil mi? Bir insana bacak kazandırmak başka? Kazandırılmış bacakla dans etmesini sağlamak başka? Nasıl yapıyorsunuz?

-Önce insan vücudunu inceliyoruz. Engeli olmayan dansçılarla iskelet hareketlerini belirliyoruz. Ardından uzuv eksiği olanların bu hareketleri nasıl yapacağı sorusunun cevabını arıyoruz. Ve sonra da onlara uygun biyonik uzuv tasarlıyoruz. Adrienne bir konuşmamda izleyiciydi. Sonrasında, biyonik eklem projemizin baş kahramanı oldu. Ve başardık. Ekibimle de, Adrienne ile de gurur duyuyorum. Onu çok iyi anlıyorum ben. İkimiz de uzuv kaybı yaşamadan, tutkuyla bağlı olduğumuz bir şeyi yaşıyorduk. Ben tırmanmanın heyecanını yaşadım, o da dans etmenin büyüsünü. Teknoloji sayesinde ikimiz de tutkuyla yaptığımız şeyi yapmaya devam ettik.

"Biyonik bacaklarımla daha iyi tırmanıyorum"

Siz, yeni biyonik bacaklarınızla, kendi bacaklarınızla yapamadığınız neleri yaptınız?

-Şu an kullandığım biyonik bacaklarımın ismi Biomes ve yüzlerce insan tarafından da kullanılan bir teknoloji. Çoğunlukla Irak ve Afganistan’daki savaşta uzuvlarını kaybeden Amerikan askerleri tarafından kullanılıyor. Biomes, dünyanın ilk ayak bileği için yapılmış biyonik bacağı. Biomes’in kendi bilgisayarı ve birçok sensörü bulunuyor. Bununla birlikte, normal bir insanın, ayak bileğinin yaptığı hareketleri taklit ediyor. Yürürken çevreyi algılıyor ve reflekssel olarak tepki gösteriyor. Tam olarak normal bir insan gibi. Artık normal bir insan kadar enerji harcayarak yürüyebiliyor ve konvansiyonel protezlere göre çok daha fazla dengede durabiliyoruz.

Siz sonradan tekrardan tırmanmaya başladınız ve kendiniz için ürettiği protezlerle daha zor tırmanışları gerçekleştirdiniz…

-Ben kendi üretmediğim protezlerle de tırmanıyordum. Çünkü içimde engelleyemediğim bir tırmanma duygusu vardı. Ameliyat sonrası beni bir rehabilitasyon merkezine yatırdılar. Hafta sonları ailelerimizin yanına yolluyorlardı. Ama beni tırmanmayayım diye göndermiyorlardı. Doktorlar kalan eklemlerime zarar vereceğimi düşünüyordu. Ama ben ilk iznimde kardeşimle birlikte hemen tırmanmaya başladım. Tabii bu gelişmiş biyonik uzuvlarla, işi çok ilerlettim. Aparatlar takarak ayaklarımı şekillendirebiliyorum. Kayalıkların oluklarına girecek kadar ince uçlarla donatabiliyorum. Yada buza tırmanmamı sağlayacak çivili başlıklar kullanabiliyorum.

Bu teknolojilerin, etik sorun yaratacağını düşünüyor musunuz?

-Gelecekte teknolojiler, zihnin gücünü artıracak, duyusal deneyimini geliştirecek, öğrenmeyi teşvik edecek ve bize süper insan gücü verecek. Gerçekten de, biyonik uzuvlar, insanlık için muazzam bir potansiyel sunuyor. Ama tabii her şeyde olduğu gibi bunun da kötüye kullanımı olabilir. Risk yok değil yani.

Harika bilgiler verdiniz. Türkiye İnovasyon Haftası kapsamında (TEB) Türk Ekonomi Bankası davetlisi olarak konuşma yapmaya geliyorsunuz… İstanbul’u merak ediyor musunuz?

-Hem de nasıl! Bu, benim ilk ziyaretim olacak. Konferans için de heyecanlıyım, kalan vaktimde de İstanbul’un ihtişamını keşfetmeye çalışacağım, biyonik bacaklarımla!