Kültür-Sanat

Altın Palmiye'yi kazanan Ken Loach: Oscar, Amerikan film sektörünün kendi kendini tebrik etmesidir

"Filmler hikayeyi anlatır, asıl değişimi örgütlü işçiler yapar"

23 Mayıs 2016 13:31

69. Cannes Film Festivali'nde 'I, Daniel Blake' filmiyle Altın Palmiye ödülünü kazanan Ken Loach, "Oscarlar Hollywood filmleri için yaratılmış bir proje. Amerikan film sektörünün kendi kendini tebrik etmesinden ibaret ve kendi kendilerine ödül veriyorlar. Hiçbir zaman beni ilgilendiren bir şey olmadı. Çünkü benim yaptığım iş o değil" dedi.

'İşçi sınıfının yönetmeni' olarak bilinen Ken Loach, "Filmlerin yapabilecekleri konusunda çok fazla beklentiye girmememiz lazım. Filmler sonuç olarak sadece hikayelerdir, insanlara cesaret verir. Ama değişiklik yaratabilecek insanların kendisi ve örgütlü işçi sınıfıdır. Başka hiç kimse değil. Filmler bunu teşvik edebilir, hikayeler anlatabilir, insanları tepkiler duymasını sağlar. Belki bir analiz sunar. Fakat bundan daha fazlasını yapamaz" diye konuştu.

Evrensel'den Arif Bektaş'a konuşan Ken Loach'ın açıklamalarının ilgili bölümü şöyle:

"Filmler hikayeyi anlatır, asıl değişimi örgütlü işçiler yapar"

 

İrlanda bağımsızlık hareketi ve işçi sınıfı hakkında bir çok film yaptınız. İşçi sınıfını temsil eden filmler, üstüne düşen görevi yerine getirebildi mi, veya yeterli işçi sınıfı filmleri var mı?
Şunu peşinen söylemem gerekir. Filmlerin yapabilecekleri konusunda çok fazla beklentiye girmememiz lazım. Filmler sonuç olarak sadece hikayelerdir, insanlara cesaret verir. Ama değişiklik yaratabilecek insanların kendisi ve örgütlü işçi sınıfıdır. Başka hiç kimse değil. Filmler bunu teşvik edebilir, hikayeler anlatabilir, insanları tepkiler duymasını sağlar. Belki bir analiz sunar. Fakat bundan daha fazlasını yapamaz filmler. Filmler teşvik etmek dışında bir şey yapamaz.

Bu görevi  yerine getirdiler mi? Büyük ihtimalle hayır. Bunu yapabilecek çok sayıda film yapımcıları olduğuna inanıyorum. Ama tabii ki film yapmak pahalı bir iş bu yüzden çok fazla fırsatlar olmuyor.

Ken Loach Türkiye’de, işçi filmleri yapan bir yönetmen olarak biliniyor. Bu tür filmler çok da fazla yapılmıyor. Üstünüzde ciddi bir sorumluluk olduğunu düşünüyor musunuz? Daha fazla işçi filmleri yapmak gibi.

Aslında, pek değil. Öncelikle çok iyi anlaşabildiğim değerli yazarlarla çalıştığım için çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Paul Laverty, biliyorsunuz, çok değerli bir yazar. Jim Allen ve Barry Hinds ve beraber çalıştığım diğer yazarlarla paylaştığımız fikirler vardı. Aynı vizyonu paylaşıyorduk. Fonları elde edebilen, bizim filmleri yapabilmemizi sağlayan yapımcılarla çalıştım. Zaten bir filmi yapmak kolektif bir iştir, bireysel değil. Yani sorumluluğu paylaştık. Benim birey olarak görevim değil, bunu söylemeliyim. Sorumluluk devam ediyor mu? Aslında, insan ancak yapabildiği kadar yapabilir ve bu işi devam ettirebilecek bir çok insan var. Belki bahçemde oturup cırcır böceklerini dinlemenin zamanı gelir ve meseleyi bir başkası devralır.

 

"Oscar, Amerika için bir reklamdır"

 

Oscar Ödülleri döneminde ciddi tartışmalar oldu. Yanlı ve ırkçı olduğuna ilişkin. Siz Oscarları nasıl tarif ediyorsunuz?

Oscarları pek düşünmüyorum aslında. Oscarlar Hollywood filmleri için yaratılmış bir proje. Amerikan film sektörünün kendi kendini tebrik etmesinden ibaret ve kendi kendilerine ödül veriyorlar. Hiçbir zaman beni ilgilendiren bir şey olmadı. Çünkü benim yaptığım iş o değil. Bizim yaptığımız filmler farklı bir yöntemle oluyor. Amerikan filmlerinden çok farklı bir çalışma şeklimiz var. Oscar, Amerikan film sektörü için bir reklamdır, başka da bir şey değil. Amerikan sermayesinin çıkarlarını, endişelerini yansıtıyor ve teşvik ettiği fikirler sermayenin istekleri doğrultusundadır. Örneğin; Amerika sözde özgürlük ve demokrasinin koruyucusu. Hollywood filmlerini izlerseniz, Amerika olmanız gereken bir ülke olarak gösteriliyor, Amerika zenginliği seviyor, Amerika başarıyı seviyor. Oscarlar bu değerleri teşvik etmekle ilgili. Bu açıdan beni pek ilgilendiren bir şey değil Oscarlar.

Söyleşinin tamamını okumak için tıklayın