Yaşam

Almanya’daki Arap mülteci kadınların ilişki ikilemi

Almanya'daki birçok Arap mülteci kadın evlilik dışı ilişkiler yaşadıklarında ailelerinden tepki görebiliyorlar. Peki, bu kadınlar içinde bulundukları kültürel ikilemi nasıl değerlendiriyor?

06 Ocak 2017 13:47

Almanya'da romantik ilişkiler, Arap toplumlarındakilerden daha serbest ve rahatça yaşanabiliyor. Aşk ve evlilik kavramları, farklı kültürel normlar ve gelenekler çerçevesinde Almanya'da ve Arap dünyasında farklılık gösteriyor. Evlilik dışı cinsel ilişkiler, beraber yaşama ve çocuk sahibi olmak Batı toplumlarında normal ve kabul edilebilir karşılanırken, Arap toplumlarındaysa bunun tam zıttı bir durum söz konusu. Arap toplumlarında bu konuları tartışmak bile bir tabuyken, Almanya'daki genç nesil Arap mülteciler, özellikle de genç kadınlar bu iki perspektif arasında sıkışıp kalıyor.

Kişisel özgürlük

Rama, yirmili yaşlarında, Suriyeli genç bir kadın. Rama, geçen yıl annesiyle iç savaştan kaçarak Almanya'ya geldi. Üniversiteye gidebilmek için şu anda ileri seviyede Almanca dersleri alıyor. Batılı yaşam tarzı, Rama'yı şoka uğratmamış. Ülkedeki yaşam tarzına, özellikle de açık dünya görüşüne alıştığını söylüyor, ancak kamusal alanda öpüşmek gibi bazı ufak tefek şeyler buna dahil değil.

DW Arapça'ya konuşan Rama, Alman toplumundaki özgürlük anlayışına saygı duyduğunu ve Almanların kişisel alan mantığından ve hayatlarını yaşama şeklinden çok etkilendiğini söylüyor. "Ancak romantik ilişkilerde onlar gibi davranamam, çünkü ben Müslüman bir aileden gelen bir Müslüman'ım ve birlikte büyüdüğüm gelenek ve görenekleri sürdürmek istiyorum. Almanya'da doğmuş olsaydım da perspektifim bu yönde olurdu." Rama, "Romantik ilişkiler ve çocuk sahibi olmak evlilik çerçevesinde gerçekleşmeli. Mutlaka bir Arap'la evleneceğim, çünkü Almanlarla aramda büyük bir kültürel mesafe var, başta dil olmak üzere!" diyor.

Kültürel bariyerler

Rama tam olarak ne istediğini biliyor ama durum diğer genç kadınlarda biraz daha farklı. Etrafları internet üzerinden sohbet eden akranlarıyla çevriliyken, okuldaki yaşamlarını evdeki yaşamlarından ayırmak zorundalar. Bu genç mülteciler sert bir kültürel bariyerle karşı karşıyalar: İlişkilere yönelik cevabını bilmek istedikleri soruları, ailelerine sormaya cesaret edemiyorlar.

Bu, birçok kadının yüzleştiği, bir tür iç çatışma. 17 yaşındaki Sara (gerçek adı değil) da bu kadınlardan biri. İki yıldır Almanya'da yaşayan Sara, hayatını "evde" ve "sokakta" olarak ikiye ayırıyor. Diğer yandan, evde birlikte büyüdüğü gelenek ve görenekleri desteklese de, Almanların yaşam şekline de karşı değil. Bu da Sara'da bir çeşit iç çatışma doğuruyor: Dışarıda arkadaşlarıyla genç bir kız olarak Batılı tarzda bir yaşam sürdürse de, aynı zamanda birlikte büyüdüğü muhafazakâr Doğu değerlerinden silkinip kurtulmak istemiyor. DW'ye konuşan Sara, "Üniversiteye başladığımda karar veririm belki. Ama bu konuşmadan anneme hiçbir şekilde bahsetmeyeceğim" diyor.

Ebeveynlerin rolü

Berlin'deki bir aile bakım merkezinin direktörü olan Rana Ebu El-Ala, genç kadın ve erkeklerin yaşadığı kültürel çatışmanın, muhafazakâr aileleri ile liberal arkadaş çevreleri arasındaki büyük farktan kaynaklandığı görüşünde. El-Ala, bu çatışmanın ciddi sorunlara yol açabileceğini düşünüyor.

Rana El-Ala, yayınlanan çıplak fotoğraflarından ötürü öldürülme korkusu duyduğu için ailesinden kaçarak bir insani yardım örgütüne sığınan 13 yaşındaki bir Iraklı kızın öyküsüne değindi. El-Ala'ya göre bu öykü, bu tür sorunların ne kadar ciddi olabileceğinin açık bir örneği. El-Ala bu noktada ebeveynlerin rolünün önemine vurgu yapıyor: "Göç gerçekten çok zor, ama ebeveynler çocuklarının güvenini kazanabilmek adına onları korkutmak yerine diyalog kurmalı ve sorularını cevaplamalılar."

Öte yandan, Arap kökenli olup gelenek ve göreneklerine karşı çıkarak Batılı bir yaşam tarzını benimseyen çok az sayıda kadın var. 24 yaşında bir üniversite öğrencisi olan Suriyeli Hana (gerçek adı değil), Arap toplumlarındaki namus kavramı ve geleneksel değerlere eleştirel yaklaşıyor. Bu tutumu, üç yıl önce Almanya'ya gelmesinin ardında yatan temel nedenlerden biri. İçinde büyüdüğü toplumun muhafazakârlığı Hana'nın kişisel görüşleriyle çelişiyor.

Hana, birkaç ay süresince Alman erkek arkadaşı ile bir öğrenci evinde yaşadı. DW’ye konuşan Hana, böyle bir adımı Suriye'de atmaya cesaret edemeyeceğini söylüyor. "Suriye'de böylesine bir karar vermezdim, çünkü toplum bunu topyekün reddederdi ve bu ailemin tamamının itibarına zarar verirdi. Almanya'da ise durum farklı, çünkü insanlar kişisel hayatınızda ne yaptığınızla ilgilenmiyorlar ve bir çiftin birlikte yaşamak için evlilik cüzdanına ihtiyacı yok. Burada kendi kararlarımı verirken daha özgürüm ve daha fazla özgüven sahibiyim. Bu benim hayatım ve benim bedenim" diyor.

Hana, erkek arkadaşıyla yaşama kararını Suriye'deki ailesine "elbette söylemediğini" de sözlerine ekliyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Reem Dawa