Yaşam

91 yaşındaki bir güzellik kraliçesinin olağanüstü hikayesi

Kristina Farley, ABD'nin Connecticut eyaletinde yaşlıların katıldığı yarışmada güzellik kraliçesi seçildi. Polonya'da başlayan hayatı 2. Dünya Savaşı ve sonrası farklı ülkelerde geçen Farley, "İnsanlar 60 yaşından sonra bittiğini düşünüyor ama bu doğru de

29 Nisan 2018 20:30

Kristina Farley, "Cildim güzel olduğu için makyaj yapmıyorum, sadece ruj sürüyorum o kadar" diyor.

Farley, yaşlıların katıldığı Ms Connecticut Senior America'nın kraliçesi seçildi.

"İnsanlar 60 yaşından sonra bittiğini düşünüyor ama bu doğru değil" diyen Farley'e göre bu yarışmaların en güzel yanı, "insanlara hâlâ hayatta olduğunu, dans edebileceğini, dikiş dikebileceğini, resim yapabileceğini gösterme" fırsatı tanıması.

Gençlik yıllarında yaşadığı korkunç deneyimler düşünülürse, Kristina Farley'nin pozitif tavrı ve yaşam sevinci dikkat çekici.

Kristina Farley 1925'te Polonya'nın doğusunda, beş çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasının Birinci Dünya Savaşı'ndaki hizmetlerine karşılık olarak aileye verilen 15 hektarlık arazide, vişne ağaçlarıyla çevrili bir evde yaşadı:

"Hayat muhteşemdi çünkü hiçbir derdimiz yoktu. Gençtik ve güzel zaman geçiriyorduk."

Farley Polonya'nın kırsal bölgesinde sevgi dolu bir evde büyümüş olsa da, savaşın çıkmasıyla çocukluğu da kısa sürdü.

Kristina 14 yaşına geldiğinde, Almanya ve Sovyetler Birliği Polonya'yı işgal etti ve İkinci Dünya Savaşı çıktı.

1940'ta Rus ordusu ve Ukrayna polisinin topladığı yüzbinlerce Polonyalı aile gibi, Kristina ve ailesi de soğuk bir gecede sığırların taşındığı bir trene sıkışarak, buz tutmuş Ural Dağları'na doğru yola çıktı.

Kristina zorlu yolculuğunu şu sözlerle anlatıyor:

"Trenin hiç camı yoktu. Tuvalet için bir koridor ve köşede bir kömür sobası vardı, o kadar. Her yolcu vagonunda 60 kişi vardı ve tek yiyebildiğimiz şey ekmekti.

Aile, açlık grevindeki Rus işçilerin kampına kerestelik ağaç toplamaları için yerleştirildi. Almanya Sovyetler Birliği'ne 22 Haziran 1941'de saldırana kadar, burada iki korkunç yıl geçirdiler.

Kristina'nın babası Andrzej binlercesi gibi Nazi Almanyası'na karşı batılı mütteffiklerle savaşan Polonya ordusuna katıldı. Ancak Hitler Polonya'nın doğusunu istila ettiği için, erkeklerin geri bıraktıkları kadın ve çocukların evlerine dönmeleri imkansızdı.

Kristina, annesi Valentina ve kardeşleriyle beraber hasta ve aç sürgünlerin doldurduğu bir bota binerek Hazar Denizi'ni geçti. Özbekistan'ın başkenti Taşkent yakınlarında pamuk toplamaya başladılar.

Artık köy ekmeği, böğürtlen, sert peynir ve kurutulmuş karpuz yiyebiliyorlardı. Ama hayat halen zordu. Valentina zor bir karar alarak, en büyüğü olan Alice hariç tüm çocuklarını Batı'daki Polonya ordusunun kurduğu bir yetimhaneye gönderdi.

Çocuklar İran'a ulaşabilmek için Hazar Denizi'ni geçerek Tahran'a doğru giden bir tır konvoyuna katıldı. Annelerini ve ablalarını son kez gördüklerini henüz bilmiyorlardı.

Temiz yataklar ve bol yemek bulabildikleri Tahran'da hayat daha kolaydı. Ama Kristina hastaydı.

Zatürre nedeniyle öldüğü sanılan Kristina morga kaldırıldı. Şansına bir hemşire hareket ettiğini ve hayatta olduğunu fark etti. İyileştiğinde erkek kardeşleri Teddy ve Chester'ı askeri okula, 8 yaşındaki kız kardeşi Natalie'yi de Afrika'daki bir yetimhaneye gönderdi.

Batı'daki Polonya ordusuna katılıp şoför olmak istiyordu. 18 yaşındaki genç kadın, kendini 19 yaşında göstererek orduya katıldı. Şoför olamasa da, Irak'ta bir hemşirenin yanına yardımcı olarak gönderildi.

Ordudaki beş yılının ardından Kral George madalyasına layık görüldü. Irak'ta babasıyla tekrar bir araya geldi ve Kudüs'e yerleştiler.

Babasıyla beraber Nazi bombacılarının sürekli tehdidi altında orduyla beraber Akdeniz'i geçtiler. Roma'nın güneyinde Monte Cassino Muharebesi'ne katıldılar.

Hemşirelik yaparken, bacağından yaralanan asker Stanley Slovikovski ile, yani ilk eşiyle tanıştı. Savaş bittiğinde Kristina ve Stanley İngiltere'ye yerleşti. Yıllar sonra Kristina, babası ve kardeşleri buluşabildi. Ancak yıllar sonra annesinin sıtmadan öldüğünü öğrendi.

Özbekistan'da bıraktığı ablası Alice'den bir daha haber alamadı. Ancak halen yaşadığına inanıyor Kristina.

Kristina 1945'te Stanley Slovikovski ile evlendi. Savaş travması nedeniyle alkol sorunu yaşayan Kristina'nın eşi Stanley 1949'da hayatını kaybederek kadını çok az para ve üç çocukla arkasında bıraktı.

Kristina yılmadı ve çocukken öğrendiği dansları çocuklara öğretmeye başladı. 1953'te kurduğu dans grubu, Kraliçe Elizabeth'in taç giyme töreninde çaldı. Tüm kostümler Kristina'nın elinden çıkmıştı.

İngiltere'yi terk etmeden önce bir kız çocuğu daha oldu. Babası evlenmeyi teklif etse de Kristina yeniden evlenmeye hazır değildi.

Merak duygusu, sırtında bir kürk mantoyla 1955'te onu ABD'ye getirdi. Cebinde birkaç yüz doları, yanında dört küçük çocuğu vardı.

Yıllarca burada dişçi olarak çalıştı ve çocuklarıyla burada yeni bir hayat kurdu.

1956'da yeniden evlendi ve Eva adında bir kızı daha oldu.

Hayatının aşkı olduğunu söylediği Ed Farley'le ise, 50'li yaşlarının sonunda tanıştı. 1979'da evlenen çift ayrılmaz bir ikili oldu.

Kristina Connecticut'ta Polonyalıların bir araya geldiği derneklere aktif destek veriyor. Çocuklara Polonya'nın geleneksel danslarını öğretiyor ve onları yarışmalara sokuyor.

Son olarak 70 yaşında ilk kez Ms Connecticut Senior America güzellik yarışmasına katıldı.

Bu ilk denemede üçüncü, ikinci denemede de ikinci oldu. 2016'da yarışmaya üçüncü kez katıldığında, kraliçe tacını giydi.

Kristina, "Şiir okuyabiliyor, dans edebiliyor, Carmen Miranda taklidi yapabiliyorum. Hayattaki felsefem herkesi sevmek ve herkese iyi davranmak" diyor.

Geçen yıl katıldığı yarışmada tacı kendinden 30 yaş küçük bir kadına kaptırmıştı.

19 Ağustos'ta 92'inci doğumgününü kutlayacak olan Kristina artık tacını kenara koyma vaktinin geldiğini söylüyor.

"Artık güzellik yarışması falan yok" diyen Kristina'nın dokuz torunu ve dört torun çocuğu var.

Kristina, buna rağmen hayatını dolu dolu yaşamayı sürdürüyor, "Bakın, şu anda da elbisemleyim, küpelerim kulağımda. Her an yeni bir şey olmasına hazırım" diyor.