Stelyo Berberakis

07 Şubat 2024

Süleyman Gençel terörist değil, haydut hiç değil, olamaz zaten

Dayan Süleyman; adalet elbet yerini bulur

ATİNA

Geçen hafta yine başka bir arkadaşımın tutuklandığını öğrendim. Bu sefer İzmirli yakın arkadaşım Süleyman Gençel yakalanarak "içeri" atılmış.

Süleyman ne yapmış olabilir? Terörist desen değil; haydut, kabadayı desen hiç değil. Olamaz da zaten. Tipi, türü müsait değil. Gazetecilikte hayat boyu barış, dostluk, birlik, beraberlik için mücadele vermiş biridir o çünkü. Bunu ilk elden bilmesem yazmazdım.

Süleyman'ın kendisine göre "haksız - adaletsiz" bulduğu konularda kaleminin sivri olduğunu bilirim. Ama hiç kimseyi tehdit etmez. Edemez. Etse etse "Seni yargıya havale ederim" gibi ifadeler kullanır. Her şeye rağmen kendi inandığı adaletten yana romantik bir tavrı vardır.

O, yalnız bugünkü iktidara karşı değil; geçmişteki iktidarlara da muhalefet etmiş biridir. Bakan olmuş, milletvekili olmuş, belediye başkanı olmuş, onun için fark etmez. Kendisine göre yapılan haksızlıkların, adaletsizliklerin peşine düşer, araştırır ve yazar. Ama kimseden yardım görmez. Bu mücadelelerinde hep yalnızdır Süleyman. Bunu kendisi de bilir. Bu nedenle başına gelmeyen kalmamıştır. Tehditler, hakaretler, darp edilmeler... Ama hiç yılmaz, mücadelesine devam eder.

Süleyman Gençel

Bugün de iktidar karşıtı görüşleri kadar ana muhalefeti ve diğer muhalefet partileri de eleştiren bir gazetecidir. Çünkü bu onun haklı gördüğü dünya görüşüdür. Bunu her defasında cesurca ortaya koyar ve ısrar eder. Karşılığında bir şey almış mıdır? Tabii ki hayır. Almışsa da bunu göstermez, "Bu benim sayemde oldu" hiç demez.

Kendisini 1996'da tanımıştım. Kardak krizi yeni olmuş; Türk ve Yunan gazetecileri bir araya getirmek için yoğun çabalar harcıyordu. Türkiye ile Yunanistan'ı savaşın eşiğine dek getiren Kardak krizinin doğurduğu milliyetçilik akımlarına karşı ilk göğüs geren gazetecilerden biriydi Süleyman. Yanında Midillili Yunan gazeteci Startis Balaskas vardı sadece.

Startis Balaskas

Bu ikili öyle bir savaş karşıtı bir akım başlatmıştı ki, o ana kadar birbirleri ile konuşmak, göz göze gelmek bile istemeyen Türk ve Yunan gazetecileri sarmaş dolaş hale getirecek toplantıları düzenleme cesaretini göstermişlerdi.

Süleyman Gençel ve Stratis Balaskas, Kardak Krizi'nden sonra Türk ve Yunan gazetecileri bir araya getirdiler.

Ege'nin iki yakasındaki belediye başkanlarını bir araya getirmeyi, bazılarını kardeşleştirmeyi, bölge halklarının birbirlerini ziyaret etmelerini, tanışmalarını sağlamışlardı. "Ege'nin diplerinde yatan her iki ülkenin savaş uçaklarının maliyeti ile kaç hastane, kaç okul yapılacağının hesabını" yapıyorlardı.  

Süleyman hâlâ böyle biri.

Kendisini en son geçen yıl Mayıs seçimlerinden önce İzmir'de görmüştüm. Bana son davasından bahsetmişti. Ama kendisine yönelik açılan hakaret davasının 2013'te başlayıp 2017'de kapandığını söylemişti. Ama yine de temkinliydi. Her an her şey olabilir, diyordu. Ama bir de şikayeti vardı. Kendisini fiilen darp edenlere, tehdit ve hakaret edenlere karşı yaptığı suç duyurularına kulak asılmadığından yakınıyordu.

Nitekim korktuğu başına geldi. Aradan geçen 11 yıla rağmen Süleyman'ın aynı davadan yakalandığını, tutuklandığını ve "içeri atıldığını" öğrendik.

İşin garip tarafı Süleyman'ın yakın arkadaşı Midilli'li Yunan gazeteci Stratis Balaskas da milliyetçilik karşıtı yazılarından dolayı zaman zaman Yunan milliyetçilerinin açtığı davalardan yargılanıyor ama her defasında beraat ediyor.

Süleyman, kendi sağlık durumu ile de mücadele ederken, geçen Aralık ayında hepimizin çok sevdiği, neşeli eşi Yeşim'i kaybetmişti. Süleyman iyice sarsılmıştı.

Cenazesine yetişemediğim için, en azından Yeşim'in mezarını ziyaret etmek için İzmir'e geleceğime söz vermiştim. Nisan ayında İzmir'e gitmeyi ve Süleyman'la dertleşmeyi planlıyordum.

Ancak Süleyman'ın bu yılın Nisan ayında sona erecek olan ve aynı hakaret davasından hüküm giydiği denetimli serbestlik cezasının bitmesine iki ay kala, sonradan eklenen 1 yıl 2 ay 17 günlük hapis cezasının onanacağını ve içeri atılacağını kimse tahmin etmemişti.

Ama Süleyman yüreklidir, cesurdur, bunun da üstesinden gelebilecek güce sahiptir.

İçeriden dışarıya, kendisine dayanışma gösterenlere gönderdiği mesajında "Sağlık durumunun iyi olduğunu, bulunduğu koğuşun rahat ve herhangi bir sıkıntısı olmadığını, kendisine destek veren herkese teşekkür ettiğini ve en kısa zamana görüşmek dileklerini" iletmesiyle bu cesaretini, yürekliliğini ve mücadeleci ruhunu koruduğunu gösteriyor.

Süleyman'ın 10 yıl öncesine dayanan davasının 10 yıl sonra görülmesi ve cezasının yeni bir ceza ile birleştirilerek onanması, akıllara 2013 Gezi davasından milletvekilliği düşürülen Can Atalay ve keza Gezi Parkı olaylarından hüküm giyen ve hapisten çıktığı an tekrar başka bir davadan "içeri" atılan Osman Kavala ve davaları birleştirilen Selahattin Demirtaş davalarını getiriyor.

Dayan Süleyman; adalet elbet yerini bulur.