Sevda Yüzbaşıoğlu

15 Kasım 2020

Dayanışma ekonomisinin çanları bizim için çalıyor

Deprem, ekonomik kriz, küresel salgın, kutuplaşma gibi ağır gerçeklerle sınanan günlük hayatlarımızın rotasını daha iyiye kırmanın yolu dayanışma ekosistemini derinleştirmekten geçiyor

Yaşanan krizler karşısında yapayalnız bırakılan, sisteme karşı hep 1-0 yenik olduğunu hisseden, zarların hileli olduğunu bile göre oyuna devam etme zorunluluğunu boynunda ağır bir yük gibi taşıyan günümüz insanının dayanışmaya verdiği cevap 'nabzı atıyor!' dedirten cinsten. Zira neoliberal politikaların tıkanması karşısında bir alternatif olarak yükselen dayanışma ekonomisine verdiğimiz tepki insanlığımızdan arta kalan ne varsa ortaya koymak için bir nefes alanı bulduğumuzu gösteriyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Krize Cevap Raporu tarihsel olarak, kriz dönemlerinde iş birliğinin, dayanışmanın ve ortaklaşa ilerlemenin en iyi örneklerine tanıklık ettiğimizin altını çiziyor. Aynı zamanda bu tip dönemlerde kooperatiflerin üyelik ve cirolarında dayanışma ekonomisinin izlerini sürmek mümkün. 2007-2008 küresel mali krizi ve Arjantin'deki 2001 krizi sırasında ve sonrasında durum buydu.

Pandemi, sosyal bölünme ve eşitsizliklerin derinleşmesine sebep olurken, bu süreçte topluluklar arasında sosyal adalet, demokrasi ve dayanışmayı güçlendirmek önem kazandı. Bu kavramlar kooperatifler ve dayanışma ekonomisinin aktörlerinin var oluş sebepleri arasında yer alıyor. Sosyal ekonomi politikalarının geliştirilmesindeki katkıları bu yüzden de çok önem taşıyor. Nobel ödüllü Ekonomist Joseph E. Stiglitz'in araştırması en büyük 300 kooperatifin cirolarının 200 trilyon dolar büyüklüğünde olduğunu ve özel sektörün girmekte çok başarılı olamadığı alanlarda başarılı olduklarını söylüyor

Kooperatiflerin istihdam yaratma ve sürdürme konusunda kanıtlanmış bir sicili var, bugün dünya genelinde 279 milyon iş sağladıkları tahmin ediliyor. İnsana yakışır işlerin teşvik edilmesine ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin ilerletilmesine katkıda bulunuyorlar. Bizde 'yapı' kooperatifleriyle algısı zedelenen kooperatif modeli aslında 'insana dair' ne varsa barındırıyor. Türkiye'de ise bugün toplam 6,3 milyona yakın kooperatif ortağı, 38 farklı türde 50 bini aşkın kooperatif bulunuyor. Türkiye kooperatif sayısı itibarıyla İtalya ve İspanya'dan sonra Avrupa'da üçüncü sırada. Özetle dayanışma konusunda fena bir sınav vermiyoruz.

Brezilya'da çöp toplayıcılara destek yağdı

Brezilya'da kooperatifler pandemi ile ön cephede savaşıyor. Atık toplama konusunda ulusal bir hareket başlatan yerel bir kooperatif dayanışma kampanyasıyla 15 binden fazla çöp toplayıcı için nakit fon yarattı. Öte yandan üretici ve tüketici kooperatifleri temel gıda ve malların taşınmasını sağlamakta hızla yaratıcı çözümler üretmeye başladı. Birçoğu koruyucu ekipman ve sosyal yardım için hizmet ve ürünlerini acil yerel ihtiyaçlara uygun hale getirmek için dönüşüme öncelik verdi.

İtalya'da eğlence sektörü çalışanları tazminat kazandı

Dünya genelinde zorunlu evden çıkma yasakları ilk önce kayıt dışı ekonomi çalışanlarını zor durumda bıraktı. Kayıt dışı ekonomi çalışanlarının üyesi olduğu kooperatifler ve dayanışma ekonomisinin diğer aktörleri / kurumlar onlar adına hak savunuculuğu ve temel yardım sağladı. İtalya'da pandemi önlemleri kapsamında devletin öncelikli gündeminde yer almayan eğlence sektörü çalışanları için bir kampanya çalışan Merkezi Çalışma Vakfı birkaç gün içinde 47 bin imza toplayarak üç ay içinde hükümetten sektör çalışanları için tazminat almayı başardı. Hindistan'da ise sanatçı kooperatifleri 500 binden fazla maske satışı sağladı. Kooperatifler ayrıca altyapı ve geniş ağlarını topluluklar arasında katalizör olarak da kullandılar ve ihtiyaç içinde olan insanları yerel yönetimlerle buluşturdular.

Evrensel dayanışma modeli ortaya çıktı

Türkiye'nin köklü kurumsal sosyal sorumluluk ajanslarından SUCSR Genel Müdürü Asya Deniz Akyol, 2020 yılında dünya tarihi çok önemli bir olaya tanıklık ederken, dünyanın farklı yerlerindeki insanların evrensel bir 'dayanışma' modelini kendiliğinden ortaya çıkardığını vurguluyor; yalnızca salgın sürecinde değil, küreselleşmenin getirdiği yerelleşme ihtiyacının toplumlarda ekonomik, sosyal ve ekolojik anlamda değer kazanmaya başladığını belirtiyor.

Akyol, sosyal ekonomi kapsamında kooperatifleri, dernekleri, vakıfları ve sosyal girişimleri bireysel olarak desteklemenin yanı sıra bir kamu politikası olarak görmenin gerekliliğinin altını çiziyor. Sürdürülebilir kalkınmanın herkes için sağlanmasının ancak doğa dostu, insancıl, adil ve dayanışma temelli modellerin gelişmesi, yaygınlaşması ve karar vericiler tarafından tanınmasıyla mümkün olduğunu belirterek; "özel sektör bu sosyal ortaklığın en önemli taraflarından biri konumunda, bu yüzden toplumsal yatırımlarını ve sürdürülebilirlik politikalarını bu yönde geliştirmeye devam etmesi gerekiyor" diyor.

Bugün önümüzde derinleşmesi beklenen bir ekonomik kriz ve yoksulluk dalgası var. Dayanışma ekonomisinin daha iyi çalışması ve organize bir şekilde gelişmesi içinse stratejik paydaş iletişimi ve yönetişim kavramlarının üzerinde çalışmamız gerekiyor. Çünkü karar verici ve politika yapıcılarından kritik kararlarda kamu, özel sektör ve sivil toplumu içine alan, hesap verebilir, şeffaf, kapsayıcı yönetim talep etmek en doğal hakkımız…

Sadece covid-19 süreci ve sonrası için değil sürdürülebilir bir geleceğin yeniden inşası için ILO Kooperatif Birimi Başkanı Simel Esim'in çağrısına kulak vermekte fayda var: "Daha iyi bir dünya mümkün ancak bunun için hükümetlerin, sosyal paydaşların, kooperatiflerin, dayanışma ekonomisinin tüm aktörlerinin birlikte çalışmasına ihtiyacımız var. Ancak bu sayede daha iyi bir yeniden yapılanma sürecine sahip olabiliriz…"


Ek bilgi/okuma için: Aslıhan Aykaç-Dayanışma Ekonomisi-Metis Kitap.