Pınar Okyay

07 Mart 2021

8 Mart: Bu yolda biz bizeyiz, kız kardeşlerim

Korkarım bu yolda biz bizeyiz, kız kardeşlerim. O gri siyah takım elbiselerin arasına renkli, çiçekli, uzun ve kısa etekli, ama mutlaka bir şekilde gireceğiz

Mimoza çiçeklerinin mevsimi geldi.

Soğuk kış günlerinde açan çiçek çok azdır. Hele de mis kokanı.

1820'lerde Avustralya'dan getirilmiş olan "Acacia Dealbata" buralarda "mimoza" adını almış. Aslında Latincesinden de anlaşılacağı üzere bir akasya türü. Sarı rengi sevdiğimden olsa gerek, bu ağacı da çok severim. Son yıllarda cadde kenarlarına ya da bulvar ortalarına daha çok dikilmeye başladı.

"güneşe giden bir yeşil bir yola bakar gibi"1

Güneşe, gürgen ağacı ile yapraklarının yeşil yolundan ulaşırken, mimoza ile o yolu yürümüyor, güneşin kendisini yaşıyorsunuz sanki. Bakınca, içim ısınıyor.

Üstelik çok da zahmetsiz, dayanıklı ve kendi kendine yetiyor.

Bu özellikleri ile olsa gerek, özellikle İtalya'da Dünya Emekçi Kadınlar Gününün bir simgesi haline gelmiş. Bu geleneğin geçmişi 2. Dünya Savaşı sonrasına kadar gidiyor. Kadın hakları savunucusu Rita Montagnana ve Teresa Mattei öncülüğünde, İtalya'da 8 Mart'ın kadın günü olarak kutlanma fikrine kadar uzanıyor. Kadınlar bu sürece destek vermek için birbirlerine mimoza dalları hediye etmeye başlamışlar, sevgi ve saygı işareti olarak.

İtalyanlar bu güne, "La Festa della Donna" ya da "La Giornata delle Donne", diyorlarmış. Evler, sokaklar, marketler ve ofislerden mimoza çiçekleri taşar, mimoza kokarmış her yer.

Dünya Kadınlar Günü, 1975'ten itibaren Birleşmiş Milletler tarafından da resmi olarak kutlanmaya başlandı. Kadınlar, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutluyor haklı olarak. Erkek egemen bakışın ayrımcılığını en derinden yaşayan ve bu nedenle hayatlarını kaybeden emekçi kadınları onurlandırmak amacıyla.

Neredeyse her güne bir konunun tanımlandığı bu özel günlerin çok tartışmalı olduğunu biliyorum. Bazıları çok ticari gerçekten. Ancak 8 Mart'ı önemsiyorum. Böyle özel bir tanımlama ile sorunun tüm dünyada aynı anda gündeme gelmesini önemsiyorum. Kadınların, sadece kadın olmaları nedeni ile yaşadıkları, erkeklere göre yaşamın her alanındaki hak kayıplarını konuşmak gerekli. Buradaki derin uçurumu, boşluğu görmek ve üzerinde düşünmek.

Pandemi, ülkelerin tamamında insanları işsizlik ile karşı karşıya getirdi. Ama bu konuda en kötü etkilenenler, kadınlar. Kadınlardan da özellikle azınlık gruplar ve anneler. ABD Çalışma Bakanlığı verilerine göre, Mart 2020'den bu yana yaklaşık 1,8 milyon erkek ve 2,5 milyon kadın işsiz kaldı. Çalışan kadın ve erkeklere göre işsizlik oranlandığında fark daha da çarpıcı. Yeniden iş kazandırma da bu eşitsizlik sürdü. Sadece Aralık 2020'de erkeklerden 16 bini yeni bir iş bulurken, 156 bin kadın daha işsizlere eklendi.

Bu kadınların çoğu zaten düşük ücretli işlerde çalışıyorlardı. Özellikle, kafe, restoran gibi hizmet sektöründeki pandemi nedeni ile kapanışlar onları çok etkiledi. Ancak çok sayıda kanıt, eğitimli kadınların da ayrımcılıkla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. En üst kariyerdeki kadınlar da aynı konumdaki erkek meslektaşlarına göre daha düşük ücret alıyorlar. Üstelik bir meslek, daha kadın egemen hale geldikçe, ortalama ücretlerin düştüğü de biliniyor.

Pandemide çalışan annelerin durumu ise iyice zorlaştı. Bu dönemdeki istihdam kaybı ile çocuk bakımı ve okul desteklerinde meydana gelen büyük kesintiler, kadın ve aileyi mali zorluğa düşürdü. Çalışan anneler, bu dönemde ortaya çıkan çocuk bakımı sorumluluklarının çoğunu üstlendiler; eşlerine göre daha sık olarak çalışma saatlerini kısalttılar. Bazıları ise işlerini tamamen bırakmak durumunda kaldılar. Kadınların bakım hizmetleri ile ilgili yaptıkları işlerin maddi ya da güvence olarak karşılığı yok.

Tüm bunların sonucunda da, "yoksulluğun kadınlaşması" daha da belirgin hale geldi.

Gerçekte kadının özellikle çalışma hayatının dışında tutulması toplumun kaybı. Bank of America'daki ekonomistlerin bir raporuna göre, cinsiyet eşitsizliği 1990'dan bu yana dünyaya 70 trilyon dolara mal oldu. Bununla birlikte, rapor, dünyadaki tüm ülkelerin cinsiyet eşitliği olması durumunda, küresel GSYİH'nın 2025 yılına kadar 28 trilyon ABD dolarına kadar artabileceğini iddia ediyor. Eğitim ve istihdamdaki cinsiyet ve ırk uçurumlarının kapatılması bunu sağlayabilecek tek yol.

Bir önemli rapor da 2020 yılında pandemi ortamında yayımlandı.

Dünya Ekonomi Forumu Küresel Cinsiyet Eşitliği Raporu, cinsiyet eşitliği ile ilgili durumu çok bileşenli bir tür ölçek üzerinden değerlendiriyor. İlki, "ekonomik katılım ve eşit fırsat", ikincisi "eğitim", üçüncüsü "siyasi güçlenme" ve dördüncüsü de "sağlık ve yaşam beklentisi".

2020 raporu, 153 ülkeyi karşılaştırıyor, hem genelde hem de bölgesel olarak bir ülke sıralaması da içeriyor. Ölçme yönteminin 2006'dan beri sabit kalması, bu yıldan itibaren olan gelişmelerin karşılaştırılabilir olmasını sağlıyor.

En önemli eşitsizlik alanı, siyasette. Bu alandaki açığın kapatılması konusunda yol alınmış elbette; parlamentolardaki kadın sayısındaki son değerlendirmeye kıyasla önemli bir artış var. Ama yeterli değil.

Liderlik pozisyonları açısından yavaş ama olumlu ilerlemenin aksine, kadınların işgücü piyasasına katılımı yavaşlıyor ve mali eşitsizlikler artıyor. Bu da 2020 yılı için gerileyen değerlerde izlenebiliyor. Böyle giderse, erkeklerle eşit ücret almak için 257 yıl beklememiz gerekecek.

Eğitimle ilgili farkın kapanması yolunda çok yol alındığı rapordan izlenebiliyor. Ancak en iyi göstergelerden biri olan bu konuda bile, genel küresel cinsiyet farkı, raporun ilk baskısından bu yana sürekli olarak kapsanan 107 ülkede, ortalama 99,5 yılda kapanacak.

Bölgeler arasında, beklenildiği gibi, Güney ve Orta Asya, Kuzey ve Sahra Altı Afrika, Doğu Avrupa ve Orta Doğu en kötü durumdaki bölgeler. Gelişme gösteren ülkelerdeki en önemli bulgu, kadınların siyasi kurumlardaki varlığında önemli artışlar.

Peki, ülkemiz?

2020 yılında değerlendirmeye alınan 153 ülke içerisinde, 130. sırada. Bir üzerinden 0.635 puan almış.

Çalışma hayatına katılım ve fırsat eşitliği, 0.478 puan ile en kötüsü, 136. sıradayız.

Eğitime ulaşmada, 113.,

Siyasi güçlenmede, 109.,

Sağlık ve yaşam beklentisinde, 64. sıradayız.

Tek iyi haber, ülkemizin 2006 yılında 0.585 olan toplam puan da dahil olmak üzere tüm alanlardaki puanları artmış.

Ama, 153 ülke arasında 130. sıradayız.

Fazla söze gerek yok.

Uçurum hâlâ büyük ve politikalar yetersiz.

Büyük masalar etrafında oturanlara ya da büyük salondaki ilk sıralara bakın, lütfen.

Karar vericilere…

Pek az kadın göreceksiniz.

Bu konuda mevzuat altyapısının olması çok önemli, ancak yeterli olmadığını ülkemizde görüyoruz. Mevcut yasal hakların kullanılması için bir irade gerekiyor. En başta, siyasi irade.

Haklara samimi şekilde bir inanç, bunun siyasi irade tarafından desteklenmesi, hukuk devleti ile güvence altında olması ve cinsiyet eşitliliğinin kültürel normlara yerleşmesi gerekiyor.

Korkarım bu yolda biz bizeyiz, kız kardeşlerim.

O gri siyah takım elbiselerin arasına renkli, çiçekli, uzun ve kısa etekli, ama mutlaka bir şekilde gireceğiz.


1 Nazım Hikmet. Yürüyen Adam


Kaynaklar