Hürkuş

14 Eylül 2021

11 Eylül saldırıları uçakla seyahati nasıl değiştirdi?

Bu trajedi havacılık endüstrisini ve havayolu ile seyahati geri dönülmez bir şekilde değiştirdi.

Uçuş ve uçak sevdalılarının en büyük hayallerinden biri 11 Eylül saldırıları ile yok oldu: kokpite girebilmek ve yolculuğun bir kısmını pilotların arkasındaki koltukta geçirebilmek.

2001 yılının 11 Eylül'ünde havacılık ve terörizm tarihinin en önemli olayı gerçekleşti. 19 kişiden oluşan terörist grubu, 4 farklı, iç hat uçuşu yapan yolcu uçağını kaçırdı. Kaçırılan uçaklar Amerikan rüyasının ikonik binalarına çarparak yaklaşık 3,000 kişinin ölümüne sebep oldu. Bu trajedi havacılık endüstrisini ve havayolu ile seyahati geri dönülmez bir şekilde değiştirdi.

Havacılığın erken dönemlerinde uçakla seyahat etmek otobüsle veya trenle seyahat etmekten farksız olarak herhangi bir güvenlik unsuru içermiyordu. 1970’lerden itibaren terörist eylemler, uçak kaçırma girişimleri ile güvenlik konusu ciddiyet kazandı. Uçaklara yapılan her saldırı girişimi güvenlik kontrollerine yenisini ekledi. Bu gelişmelere rağmen 11 Eylül’e kadar hiçbir zaman güvenlik önlemleri yeterince sıkı olmadı. Çantaların aranmadığı, yolcuları uğurlamaya gelen yolcu yakınlarının uçak kapısına kadar gidebildiği, uçuş ve kimlik belgelerinin yüzeysel olarak incelendiği dönem devam etti.  Yurt içi uçuşlarda havalimanına uçuştan 30 dakika önce gelmek ve buna rağmen uçuşa yetişmek mümkündü.

1973 yılında Filistinli bir grubun, Roma havalimanında başlattıkları terör eylemi ve sonrasında kaçırılan uçakta patlattıkları bomba ile 34 kişi öldü. Bu saldırıdan sonra hava trafiğinin terör saldırılarına ne kadar açık olduğu anlaşıldı

ABD Denver’da bulunan Metropolitan State Üniversitesi'nde havacılık güvenliği dersleri veren Jeff Price şöyle diyor: “11 Eylül'den önceki sisteme bugün baktığımız zaman, içi deliklerle dolu bir İsviçre peyniri görüyorum. Bugüne kadar bu deliklerden biri, nasıl peyniri paramparça etmedi, buna şaşırmamız lazım”

11 Eylül saldırısının yarattığı şoktan 2 ay sonra ABD Başkanı George Bush TSA’nın (Transportation Security Administration) kuruluş genelgesini imzaladı. Böylece bu zamana özel sektör kuruluşlarına devredilmiş olan güvenlik işlemleri yeniden kamu otoritesinin konusu haline geldi. TSA ile tüm kurallar yeniden yazıldı ve kontroller sıkılaştı. TSA, günümüzde 50,000 kişinin çalıştığı dev bir organizasyon.

Böylelikle kabin çantalarında sıvı taşınmaması, kesici, delici malzemelere izin verilmemesi, güvenlikten geçerken ayakkabıların çıkarılması, çantaların içini gösteren görüntüleme cihazlarından geçirilmesi (X-Ray cihazı olarak bildiğimiz bu cihazlar aslında bir tomografi makinesi) hatta vücudun tamamının taranmasına olanak veren kontroller hayata geçirildi. Vücut tarama cihazlarının kullanımı mahremiyet açısından önemli tartışmalar yarattı. Taramadan geçen bir bilgisayarın Apple ya da Dell marka mı olduğunu ayrıştıracak kadar detaylı sistemler kuruldu.

22 Aralık 2001'de “ayakakkabı bombacısı” olarak da bilinen Richard Reid, Paris-Miami uçuşunu yapan American Airlines'ın 63 sefer sayılı uçağına, patlayıcılarla dolu ayakkabılarla binmeyi başardı. Ancak uçuş esnasında bombaları patlatma girişimi başarısız oldu.  Reid, yolcuların yardımıyla etkisiz hale getirildi. Böylelikle kontroller sırasında ayakkabıları çıkarma ve X-Ray cihazından geçirme süreci başladı.

Benzer şekilde iç çamaşırlarında patlayıcı ile yakalanan terör girişimleri elle aramaların yetersiz olduğunu gösterdi.

Uçak içine geldiğimizde ise en önemli değişiklik kokpitlerin korunmasında ortaya çıktı. Saldırılar öncesinde pilotların kendi inisiyatifleri ile kokpite uçuş ekibinden olmayan bir kişiyi -örneğin bir tanıdık yolcu- almaları mümkün iken, günümüzde kokpite kimlerin girebileceği katı kurallara bağlanmış durumda. Yani pilot tanıdığınızla beraber uçma ve uçuşun bir bölümünü kokpitte geçirme hayalleri suya düştü.

Kokpit kapıları kurşun geçirmez olarak tasarlandı ve tüm uçuş boyunca kilitli tutulması kuralı getirildi. Artık kabin ekibi bile kokpite giremez hale geldi. Kokpit girişine konan kameralarla girişler sıkı bir şekilde kayıt alınmaya başladı.

Bu önlemlere ek olarak 11 Eylül saldırısından 1 yıl sonra ABD, “terörizmle mücadele için pilotların silahlandırılması” yasasını çıkardı ve pilotları silah kullanımı için eğitmeye başladı. Pilotların teröristleri etkisiz hale getirmesine imkân verecek şekilde dövüş tekniklerinin de öğretildiği eğitim kamplarına katılmak gönüllü. 56 saatlik eğitim programında kaç pilotun eğitildiği ve sonrasında silahlandırıldığının açıklanmadığı bu çalışma günümüzde halen devam etmekte. Yolcu uçağı pilotları için başlatılan bu çalışma sonra kargo uçağı pilotlarını da kapsayacak şekilde genişletildi. Dünya’da silahlandırılmış pilot uygulaması sadece ABD’de var.

Benzer şekilde uçakta yolcu gibi seyahat eden ama silah taşıyan bir güvenlik görevlisinin bulundurulması da yasallaştı. Her uçakta olup olmadığını bilmiyoruz. Yüksek maliyeti sebebiyeti ile yaygınlaştırılmamış bu uygulamanın sadece riskli uçuşlarda uygulandığı tahmin ediliyor.

Ayrıca kabin görevlilerinin yolcuları çok dikkatli bir şekilde gözlemlemesi, en ufak bir şüphe durumunda gerekli önlemleri alma sorumlulukları var.

11 Eylül saldırılarının esrarı henüz çözülmedi. Terörist bir saldırı mıydı, yoksa ABD’nin Ortadoğu’da kurmaya çalıştığı hâkimiyet için bir adım olarak mı tasarlandı? Bunun cevabını zaman gösterecek. Sıklaşan güvenlik önlemleri, uzayan kuyruklar, mahremiyeti yok eden aramalar yolculuğun keyfine limon sıkma potansiyeline sahipse bile, bulutların üzerinden dünyayı seyredebilmenin keyfi paha biçilmez.