Burak Özçetin

20 Haziran 2022

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem'e geçiş: Bir toplantı üzerine notlar

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Sürecinde Yol Haritaları” başlıklı toplantıya İyi Parti’den herhangi bir katılımın olmaması, bunun sebebininse HDP ile yan yana gelmemek olması altılı masanın yumuşak karnının Kürt sorunu olduğunun bir göstergesiydi. Bununla birlikte sorulara verilen cevaplardan ziyade, siyasi parti temsilcilerinin ve diğer konuşmacıların diyaloğa ve tartışmaya açık tavırları olumluydu.

10 Haziran 2022 Cuma günü, İstanbul Şişli'de, Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES) tarafından “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Sürecinde Yol Haritaları” başlıklı önemli ve ufuk açıcı bir toplantı düzenlendi. Friedrich Ebert Vakfı’nın katkılarıyla düzenlenen etkinliğe vatandaşlar, gazeteciler, akademisyenler ve aralarında altılı masada yer alan siyasi partilerin temsilcilerinin olduğu geniş bir kitle katıldı. Gün boyu süren dört oturumdan oluşan etkinliğe ilgi son derece yüksekti. Bu kısa değerlendirmenin amacı konuşmacı olarak katılma şansını yakaladığım toplantı ile ilgili tarihe küçük de olsa bir not düşmek.

Ertan Aksoy’un açılış konuşması ile başlayan toplantı ekonomi ve demokrasi temalı birinci oturum; ekonomide atılması gereken adımları ele alan ikinci oturum; iletişim ve siyasal iletişim konularını ele alan üçüncü oturum ve beş muhalefet partisinin temsilcilerinin katıldığı dördüncü oturumla devam etti.

Ertan Aksoy, “Toplumun Siyasete Bakışı ve Siyasetten Beklentileri” başlıklı açılış konuşmasına “Artık Türkiye’de sağ değil, aşırı sağ bir iktidar olduğu” saptaması ile başladı. Güncel görgül verinin analizine ve saha bulgularına dayanan sunumunda “nitelikli yoksullar” olarak adlandırılabilecek yeni bir toplumsal kesimin ortaya çıktığını belirtti. Aksoy’a göre mevcut iktidarın topluma şu anda sunabildiği iki şeyse daha fazla gerilim-kutuplaşma ve ertelenmiş mutluluklardır. Bununla birlikte Aksoy, iktidarın yaşadığı sorunlara karşın muhalefetin hala yeterince net olmadığını, muhalefetin mevcut sorunları nasıl çözeceği konusunda bir yol haritası sunmadığını belirtti.

Demokrasinin Ekonomi Ayağı: Ekonomi Üzerinden Demokrasiyi Konuşmak” başlıklı oturumda Seda Demiralp ve Murat Somer konuştu. İki sunumun da ortak vurgusu demokratik iyileşme ile ekonomik iyileşmenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceği oldu. Demiralp bu ikili ilişkiyi vurgulayarak başladığı konuşmasında demokratik kırılganlık ile ekonomik kırılganlık arasındaki kısır döngüye dikkat çekti. Ekonomi-demokrasi ilişkisinin sağlam dayanakları olarak da geniş, güçlü bir orta sınıfın varlığı ile adaletli ve dengeli bir vergi sistemini işaret etti. Demiralp günümüz Türkiye’sindeki vergi sistemini orta sınıftan alan yukarı ve aşağıya veren dengesiz ve adaletsiz bir organizasyona sahip olmakla eleştirdi. 1990’lar Türkiye’sinde yapılan önemli bir hatanın her ne pahasına olursa olsun büyümeyi hedeflemesi olduğunu ve bu süreçte dar gelirlilerin büyümenin dışında kaldığını belirtti. Türkiye’de sağ popülizmin yükselişinin kaynağının da burada aranması gerektiğini vurguladı. Demiralp konuşmasının sonunda demokrasi yanlılarının yoksulluğu odağa alması gerektiğinin altını çizdi. Aynı oturumda konuşan Murat Somer hem demokrasinin hem de ekonominin krizde olduğu çifte bir OHAL ile seçimlere gittiğimizi vurguladı. Acil çözüm bekleyen üç temel krizin yönetim krizi, demokrasinin askıya alınması ve bölüşüm ve sosyal adalet krizi olduğunu vurguladı. Somer, Türkiye’nin ekonomik krizden kurtuluşunun anahtarının demokratikleşmede yattığının altını çizdi.

Geçiş Sürecinde Ekonomide Hangi Adımlar Atılmalı?” başlıklı ikinci oturumda Uğur Gürses ve İbrahim Kahveci konuştu. İki ismin de üzerinde uzlaştığı nokta sorunun ekonomik reçetelerle çözülemeyecek kadar derin olduğuydu. Gürses, demokrasi, hukuk ve politika düzene konulduğu takdirde ekonomi konusunda umutlu olduğunu vurguladı. Kahveci ise, heyecanlı ve provokatif (burada kelimeyi olumlu anlamıyla kullanıyorum) konuşmasına hızla yaşlanan ve yoksullaşan bir ülke olduğumuzu, ekonomi ve siyasette reforma değil, devrime ihtiyacımız olduğunu vurguladı. Türkiye’nin kısa vadeli çözümlere değil hem sorunların teşhisinde hem de tedavide radikal, köklü değişikliklere ihtiyacı olduğunu vurgulayan Kahveci, gelir adaleti, vergi politikaları, hane halkının güveninin tesis edilmesi ve yatırıma önem verilmesi konularına dikkat çekti.

Konuşmacı olarak Ayşen Şahin’le birlikte katkı sunduğum üçüncü oturumda Tamer Altunay’ın sorularını cevapladık. İletişim ve siyasal iletişim süreçlerinin ele alındığı bu oturumda Şahin ile siyasal iletişim süreçlerinin sadece seçim kampanya süreçlerine ve siyasal reklama indirgenmemesi gerektiğini, uzun erimli, kapsayıcı, planlı ve kurumsal bir çaba olarak ele alınması gerektiğini vurguladık. Bununla birlikte, siyasi partilerin ekseriyetle siyasal iletişimi seçmeni “etkileme” ve “seçmenin oy tercihini” değiştirme gibi dar bir çerçevede, kısa erimli bir stratejik faaliyet olarak ele aldıkları da vurgulandı.

Sempozyumun “Muhalefet Partileri ve Demokrasi İçin Yol Haritaları” başlıklı son oturumunda CHP Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Taşkın, DEVA Partisi Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Gülçin Avşar, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Mente, HDP İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu ve Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sabri Tekir konuşmalarını yaptılar ve soruları cevaplandırdılar. Tekir, para sistemi ile oynanmasının getirdiği sonuçlara Osmanlı tarihinden örneklerle dikkat çekti. HDP Milletvekili Katırcıoğlu da Türkiye’nin sorunlarının reformla çözülmenin çok ötesine geçtiğini, cumhuriyetin yüzüncü yılına Kürt sorunu, Alevi sorunu, ekonomik sorunlar gibi devasa sorunlarla girdiğini belirtti. Katırcıoğlu yeni dönemde kurucu bir yaklaşımla, daha kapsayıcı ve cesur bir siyasi hattı benimsemek gerektiğini vurguladı. Gelecek Partisi’nden Mente, Türkiye’nin otoriter bir yolsuzluk düzeni içerisinde olduğunu, karşı karşıya olduğumuz krizin derin bir ekonomik ve yönetim krizi olduğunu vurguladı. Modern-seküler, ulusalcı-milliyetçi ve muhafazakâr üç tarzı siyaseti ve üç ana damarı yan yana getiren altılı masanın gelecek için önemli bir umut sunduğunu söyledi. DEVA Partisi’ni temsilen konuşan Avşar ise birbirine benzemeyen partilerden oluşan 6'lı masanın dayanışmasının Türkiye’nin karşı karşıya olduğu bunalımı aşmak için önemli bir girişim olduğunu vurguladı. Avşar, altılı masanın kısa vadeli stratejik ve pragmatik bir birliktelik değil, krizi aşmak için girişilen esaslı bir ittifak olduğunu belirtti. Konuşmasında adalet, huzur ve barışın önemine dikkat çeken Avşar, rövanşizmi andıran her türlü söylemden de kaçınılması gerektiğinin altını çizdi. Son konuşmacı olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Taşkın, altılı masayla ulaşılan detaylı ve nezaketli diyaloğun önemine vurgu yaparak ittifakın matematiksel hesaplara değil, kalıcı çözümlere odaklandığını belirtti. Mevcut durumda yapılacak olan yanlışın bir kurtarıcı beklemek olduğunu belirten Taşkın, aday tartışmalarının ikincil olduğunu vurguladı. Demokratik güçlerin kazanması için üç koşuldan bahsetti: Otoriter bloktan kopmaların olması, geniş muhalefet kesimlerinin yan yana gelmesi, sivil toplumun devreye girmesi ve senkronize şekilde yan yana gelmesi.

***

10 Haziran tarihli toplantı hem konuşmacıların hem de izleyicilerin yoğun ilgisi ve katılımı ile tamamlandı. İzleyici sıralarından sıkça adayın kim olacağına, altılı masanın somut politika önerilerinin ne olduğuna ve özellikle de altılı masanın Kürt sorununa dair net bir şekilde ne söylediğine dair soru ve eleştiriler yöneltildi. İyi Parti’den toplantıya herhangi bir katılımın olmaması, bunun sebebininse HDP ile yan yana gelmemek olması altılı masanın yumuşak karnının Kürt sorunu olduğunun bir göstergesiydi. Bununla birlikte sorulara verilen cevaplardan ziyade, siyasi parti temsilcilerinin ve diğer konuşmacıların diyaloğa ve tartışmaya açık tavırları olumluydu. Özellikle DEVA Partisi temsilcisi Avşar’ın, altılı masanın komisyon çalışmaları ve takvimine dair net açıklamaları belirsizliği biraz da olsa giderdi. Bütün gün tüm konuşmacıları dikkatle dinleme, sayfalar dolusu not alma ve diğer katılımcılarla sohbet etme imkânım oldu. Çok sayıda eksiklik ve belirsizlik olsa da altılı masa temsilcileri ayakları yere basan, sakin, tartışmaya ve gelişmeye açık bir görünüm sergiledi.  

Bu yazının amacı tarihe bir not düşmek dedim, söze öyle başladım. Umarım bu, Türkiye’nin demokratikleşme ve kapsayıcı, eşitlikçi ve çoğulcu bir cumhuriyet olması yolunda ilerlediği bir tarihe düşülen not olur.