Atilla Dorsay

29 Haziran 2018

Sınırları cehennem haline getirmek...

İki genç yetenek, yaşlı ve deneyimli oyuncularla aşık atmayı başarıyor

 

SICARIO 2:  SOLDADO      X  X  X
(Sicario: Day of the Soldado)

Yönetmen: Stefano Sollima
Senaryo: Taylor Sheridan
Görüntü: Dariusz Wolski
Müzik: Hildur Guanodottir
Oyuncular:  Benicio del Toro, Josh Brolin, İsabela Moner, Jeffrey Donovan, Catherine Keener, Matthew Modine, Elijah Rodriguez

Columbia- Lionsgate yapımı

 

 

Sınırlar artık dünyanın her yanında sorunludur. Farklı kültürler kadar farklı, giderek düşman siyasetler, ideolojiler ve çıkar savaşları sınırları daha da ayırır, böler ve yaşamsal önemde birer dekora çevirir.

Ve böylece bizim güneyde Suriye sınırımıza duvar örmemizle Trump’ın Meksika sınırını duvarla ayırması, bir yerde gelip aynı mantıkta buluşurlar

2015 yılının ilginç filmi Sicario bu temaya yaklaşıyor ve Trump-öncesi bir ABD’nin, uyuşturucu ticaretinin vatanı olan Latin Amerika ülkelerinden biri olan Meksika ve onun ünlü ‘kartel’leriyle savaşımını anlatıyordu. Kanadalı yönetmen Dennis Villeneuve’ün kusursuz yönetimiyle..

Üç yıl sonra gelen bu devam filminde yönetmen değişmiş, ama senaryo yazarı yine bu konulara aşina Taylor Sheridan. ABD bu kez ağır terör saldırıları altında kalıyor. Sınırda bir adam kendini uçuruyor, ardından Kansas City’de bir büyük mağazada dört adam dört bombayı birden patlatıyor. Ve Afrika’da Somali’de askerler öldürülüyor.

Tüm bunları yapanların Mexico City’den geldiği bilgisi üzerine, ABD savunma bakanlığı CİA sorumlusu Matt Graver’i göreve çağırıyor. O da Meksika’daki silahşoru Alejandro’yu....Ki ikisi ilk filmin de kahramanlarıydı: yine ayni oyuncularla...

Bu kez yöntem farklı. CIA rakip iki Meksikalı  çeteyi birbirine düşürmeyi seçiyor: cinayetler ve kaçırmalarla... En başta da birinin reisi Carlos Reyes’in gencecik kızı Isabela’yı kaçırarak...

Ve ayrıca bir grup çok genç insanı acımasız biçimde işin içine sokarak...

Böylece karşımıza çağımızın en sorunlu yörelerinden, en büyük yasadışı ticaretlerinden ve onun yarattığı en bitmeyen çatışmalardan biri üzerine hayli akıcı bir film geliyor. Bir yanında “Amerikan Rüyası”, öte yanında aslında çok güzel, ama yoksulluk ve cehaleti aşamamış bir ülke. Ve cehenneme dönüştürülmüş bir coğrafya.

Film ortalara doğru biraz sarkar gibi oluyor. Ve bir ‘déjà vu- görülmüşlük’ duygusu egemen oluyor. Ama sonra (en az bir saat sonra!) hikâye biraz yön değiştiriyor. Ve kaçırılıp elden ele geçen Isabela odak noktası haline geliyor.

Böylece yine kusursuz iki büyük oyuncu, Benicio del Toro ve James Brolin’in yanısıra biraz taze kan geliyor: Isabela’da Isabela Moner ve daha 14 yaşındaki Meksikalı, ama Amerikan vatandaşı Miguel’de Elijah Rodriguez.

Bu da doğrusu filmin lehine oluyor. Ve iki genç yetenek, yaşlı ve deneyimli oyuncularla aşık atmayı başarıyor.

Ama belki filmden asıl akıllarda kalan ABD’ye getirilen eleştiri olacak. Savunma bakanlığıyla, CIA’in kadın sorumlusuyla (bu önemli, çünkü bir masumun, hem de kadın olan bir masumun mutlaka öldürülmesi emri bu hanımdan geliyor!), paralı askerleriyle, ABD devasa bir kumpas ve entrika çarkına dönüştürülüyor.

Ve film çok özgün olmasa da, birçok açıdan görülmeyi hak ediyor.


Yarın: YAKALANDIN!