Atilla Dorsay

13 Aralık 2019

Sinemamızda yapılagemiş en kanlı gerilim

Filmin akan kanı kadar sürprizleri de bitmiyor. Özellikle ikinci yarıda. Öyle bir entrika düşünün ki kahramanlarından bazıları ancak finale doğru ortaya çıksın... Öylesine yoğun, öylesine girift...

GÜZELLİĞİN  PORTRESİ  

   X  X  X

Yönetmen: Umur Turagay 
Senaryo: Pınar Bulut, Onur Koralp
Görüntü: Yon Thomas 
Müzik: Marios Takoushis    
Oyuncular: Burçin Terzioğlu, Birkan Sokollu, Serkan Keskin, Melisa Şenolsun, Feridun Düzağaç, Şencan Güleryüz, Gizem Erman Soysaldı, Lara Tonka

Türk-Kore ortak-yapımı.

Güney Kore ile ilişkiler sürüyor! Birçok Kore filminden ve dizisinden yapılan uyarlamalardan ve ülkemizin sinema dağıtımının bir bölümünü onlara bırakmamızdan sonra, şimdi yeni bir proje bu aslında çok uzak, ama tarihin kimi zamanlar buluşturduğu iki ülkeyi yeniden bir araya getiriyor.

Yani aslen Kore'de yazılmış bir senaryo, burada bize uyarlanıyor. Ve ortaya iki saati aşkın hayli ticari bir film çıkıyor. Belki temel özelliği şimdiye dek bu ülkede yapılmış en kanlı, en vahşi polisiye film olması denebilecek...

Çok 'spoiler' vermeden anlatmaya çalışırsam... Filmin başında yaşlı ve yalnız bir adamın boğazına aldığı bir bıçak darbesiyle öldüğünü görürüz. Polis kayıtlarına intihar olarak geçen olaydan hemen sonra, adamın kızı Nisan yanında kocası Özgür ve küçük kızı Alin'le birlikte yıllar önce terk ettiği baba evine dönüyor.

Niye çok genç yaşta, üstelik ünlü bir ressam olan babasını terk edip gitmiştir? Ve üst üste iki kez evlenip bir çocuk sahibi olduğunda baba evine dönmemiştir? Bunu ancak filmin sonunda öğreniriz.

Ama bu arada olaylar akar durur. Ressam babanın görkemli ve gizemli evinde topladığı resimler artık çok değer kazanmıştır ve bir servet etmektedir. Ama Nisan bunların sergilenmesine bile izin vermez. Çok sevecen kocasının isteğine rağmen...

Ve aile bir süre baba evinde kalmaya karar verir. Ama burası eski bir A. J. Cronin romanının adı gibi, tam bir 'Kabuslar Şatosu'dur. Ve o karabasanlar Nisan kadar küçük Alin'i ve diğer kişileri de hedef almaktan çekinmeyecektir.

Aslında birçok açıdan ilginç bir film. Başta dediğim gibi inanılmaz bir gerilim ve şiddet içeriyor. Belki bizim polisiye türümüze yabancı, ancak Uzak-Doğu'dan gelebilecek bir şey... Çok farklı biçimde olsa da, yakın zamanda izlediğimiz Parazit adlı ve Bong Joon Ho imzalı Güney Kore filminde olduğu gibi... Elbette o filmin bir başyapıt olduğu gerçeğini de unutmadan...

Ve filmin akan kanı kadar sürprizleri de bitmiyor. Özellikle ikinci yarıda. Öyle bir entrika düşünün ki kahramanlarından bazıları ancak finale doğru ortaya çıksın... Öylesine yoğun, öylesine girift...

Hikâyenin bizde işlenişiyse fena değil. Reklamdan gelen yönetmeni Umur Turagay 1998'den başlayarak Karışık Pizza, İkimizin Yerine gibi filmler yapmıştı. Bu üçüncü uzun filminde kameraya hakimiyetini gösteriyor. Mekanlar iyi, hele içi ve dışıyla o koca ev... Aksamayan bir tempo, düzgün çekimler, iyi bir müzik... Ki son ikisi yabancı sanatçılara emanet edilmiş; ortak-yapımın kaçınılmaz ve aslında yararlı durumları...

Ama sinema sanatı açısından bakıldığında, keşke entrika temel düğümlerini korusa da bu kadar abartılmış olmasaydı... Ve keşke her şey biraz daha normallik ve inandırıcılık sınırları içinde kalabilseydi dememek elde değil...   

Oyuncularsa iyi seçilmiş ve işlerini iyi yapmış duruyor. Burçin Terzioğlu'nun Nazan'ına özellikle bayıldım. Ayrıca Birkan Sokollu Özgür'de, Melisa Şenolsun Hilal'da yeterince iyiydiler. Serkan Keskin alkolik komiserde ne denli iyi bir karakter oyuncusu olduğunu bir kez daha gösterdi. Müziğini çok sevdiğim Feridun Düzağaç ise ressam babada az gözükmesine karşın gerçekten ürkünçtü; neredeyse Dijitürk'deki Prodigal Son dizisinin seri katil babası kadar!

Sonuç olarak, türün meraklılarınca yaşanması ilginç olabilecek bir deneyim...


Yarın: Jumanji – Yeni Seviye