Atilla Dorsay

21 Nisan 2017

Seks kölesi yapılan siyahiler üzerine

Ailenin yapısı, hizmetkârlarıyla karşılıklı ilişkisi ve en önemlisi, siyahilerin güçlü oldukları söylenen/bilinen bir yanlarıyla, cinsel güçleriyle sömürüsü motifleri ilginç

 

KAPAN   (Get Out)  X  X  X  X

Yönetmen ve senaryo: Jordan Peel
Görüntü: Toby Oliver
Müzik: Michael Abels
Oyuncular: Daniel Kaluuya, Allison Williams,  Catherine Keener, Bradley Whitford, Caleb Landry Jones, Marcus Henderson, Betty Gabriel, Lil Rel Howery
Amerikan filmi

 

 

Kapan mütevazı görünümüne ve kadrosuna karşın birden çok sürpriz içeren ve sonuç olarak insanı gerçekten doyuran bir film. Peşinen söylemiş olayım!...

Film moda (ve filmde de çok sık kullanılan) deyimle Afro-Amerikan bir gençle yanındaki beyaz sevgilisinin kızın zengin ailesini ziyaretleriyle başlıyor. Öncesinde bilinmeyen bir siyahinin otoyolda saldırıya uğraması, hemen ardından ise çiftin otomobiline çarpan bir geyiğin yol açtığı kazanın paniğinden hemen sonra...

Bu ziyaret çok önemlidir, çünkü siyahi Chris Washington, siyahları pek de sevmeyen yöredeki bu zengin malikanede yaşayanların kendisini nasıl karşılayacağını hiç bilmez. Ve bu konuda çok kaygı duyar. Her nekadar sevgilisi Rose Armitrage ona sürekli güven verse de...

Chris’in korkuları giderek doğrulanır. Çünkü sakin ve hoşgörülü görünümlerinn ardında, karı-koca Armitrage’lar ve tam bir serseri olan oğulları Jeremy, güven verecek gibi değildir. Hele annenin ünlü bir psikiyatr olması ve Chris’in sigara tutkusundan başlayarak kimi ‘kötü’ alışkanlıklarını hipnoz’la gidermekteki israrı karşısında...

Nitekim o hipnoz seansı kaçınılmaz biçimde yapılır. Ve Chris’in kafası iyice karışır. Evdeki iki siyahi hizmetkâra, gösterişli bir partiye katılan çevre eşrafından beyaz aileler de eklenir. Ve giderek Chris’in önünde yalnızca bir ruhsal tedavi süreci ve yaşadığını sandığı bir tutku değil, tümüyle hayatına ve varlığına yönelik bir saldırı oluşur.

Bu garip öykü, 38 yaşındaki (1979 doğumlu), 2006’lardan beri ABD televizyonlarında sevilen bir komedi oyuncusu olarak tanınan Jordan Peele’in yazıp yönettiği bir film. Ve onun ilk yönetmenlik denemesi. Bunun parlak bir başlangıç olduğunu da kesin.

Çünkü film son derece kendine özgü bir yapım. Öncelikle ABD’deki bitmeyen siyah-beyaz çekişmesi, giderek çatışmasının ve bitmeyen ırkçılığın simgelerle yüklü bir yorumu gibi görünüyor.

Ama yavaş yavaş o son derece çağdaş gözüken aile, hizmetkarlarıyla kimi konuklarının da katılmasıyla, birer korku filmi aktörüne dönüşmeye başlayıncaya dek...

Ondan sonrası gerçekten bir gerilim, hatta fantastik sinema örneği gibi. ABD taşrasındaki tekinsizlik veya garip tarikatları gösteren sayısız filmin/TV dizisinin devamı sanki...

Yine de temel farklılıklar var. Bu filmde ailenin yapısı, hizmetkârlarıyla karşılıklı ilişkisi ve en önemlisi, siyahilerin güçlü oldukları söylenen/bilinen bir yanlarıyla, cinsel güçleriyle sömürüsü motifleri ilginç. Böylece, sanki ırk sorunlarıyla donanmış bir toplumsal mesaj verecek gibi açılan film giderek bir gerilime, hatta düpedüz korku ve fantastiğe kayıyor. İyi ve kötü yanlarıyla...

Oyunculuklar da çok başarılı. Başrolde Daniel Kaluuya, siyahi oyuncular arasında sivrilmeye aday gözüküyor. Rose’da Allison Williams da gerçek bir keşif. Annede bağımsız sinemanın ikon ismi deneyimli Catherine Keener ise parlak bir dönüş yapıyor.

Belki filmin ilk yarıda daha sarsıcı olduğu, ikinci yarıda bu özelliği biraz yitirdiği söylenebilir. Ama bu hafif dengesizliğe karşın, farklı türleri özel bir karışımla veren filmin ilginçliği tartışılmaz.

 

Kayıp uygarlığın peşine düşen İngiliz

 

 

KAYIP ŞEHİR  Z    (The Lost City of Z)  X  X  X  ½

Yönetmen ve senaryo: James Gray
Görüntü: Darius Khondji
Müzik: Christopher Spelman
Oyuncular: Charlie Hunnam, Robert Pattinson, Siena Miller, Edward Ashley, Tom Holland, Angus Macfadyen, İan McDiarmid, Franco Nero
Amerikan filmi

 

 

Verimli ve çoğu zaman dehaya yakın işler yapan James Gray’in yeni filmi, herşeyiyle bir klasik sinema örneği: gerçek bir olayı anlatan bir romandan uyarlanmış, 35 mm.’lik kamerayla çekilmiş ve anlatımında da uslup cambazlıkları yerine klasik bir yaklaşımı seçmiş....

Ama filmin hayli ilginç, giderek etkileyici  olduğunu da hemen eklemek gerekir.

Film 20. yüzyılın başlarında açılıyor. 1905 yıllarında İngiltere, hep olduğu gibi en uzak ülkelerin bile kaderinde rol oynamaya, hatta o kaderi çizmeye meraklıdır. Coğrafi araştırmalar için kurulmuş özel bir enstitü, bu kez Güney Amerika’da komşu iki ülkeye, Brezilya ve Bolivya’ya eğilmek ister. Çünkü o yörede bol kauçuk çıkmaktadır ve aralarındaki sınırın kesin biçimde çizilmesi, bu önemli maddenin ihracı için gereklidir.

Orta yaşın eşiğindeki asker Percy Fawcett bu görev için seçilir. Latin Amerika’ya yaptığı yolculukta, uygarlıktan uzak yaşayan, hatta yamyam olan bir kabileyle birlikte eski bir kentin kalıntılarını keşfeder. Ama tam sonuca ulaşamadan dönmek zorunda kalır.

Sonra kurumu ikna ederek bir kez daha oraya giden Fawcett, bu kez o halkla ilişki kurmayı ve daha ötelere gitmeyi başarır. Ama tam sonuç alamadan yine döner...

Araya birinci dünya savaşı girer, ona katılır. Ve albay rütbesiyle eve döner. Ancak üç çocuklu ailesine karşın, o saplantıdan kurtulamaz. 1925 yılında yeniden gittiği bu yolculuktan hiç dönmeyecektir. Yanında büyük oğlu olduğu halde...

Bu gerçek hikâye, bu tür filmlerin (en sonuncusu Kong: Kafatası Adası sayılabilir) bilinen fantezi unsurlarına ve hayalgücüne dayalı fantastik ögelere hiç rağbet etmiyor. İngiltere’nin tarihsel biçimde, uzak ve egzotik olanlar dahil tüm dünya coğrafyasına uzanma eğilimi, görkemli biçimde beliriyor.    

Ama ayni biçimde diğer halkları, özellikle uzak kıtalardaki ilkel yaşamları hor görmek ve ırkçılığa varmakla sonuçlanan o yine tipik İngiliz gururu da...

Sonuç olarak, Albay Fawcett’in o gizemli Z kentini bulup bulmadığı pek belirmiyor. Belki bulmuş ve oğluyla birlikte orada kalmayı seçmiştir. Bilinmez ki...

İran kökenli görüntü ustası Darius Khondji’nin sıradışı görüntüleri o farklı doğanın tüm çekiciliğini veriyor. Z kentinin gizemi de merakımızı topluyor.  Ama 140 dakika süren filmin biraz aşırı uzun kaçtığını da söylemek gerek.

 

 

Festivalin en iyileri

 

Biteli bir haftaya yakın oldu. Ama ben yine de görebildiğim 30 kadar film arasından festivalin en iyi bulduğum 12 filmini vermek istiyorum:

DEĞİŞİM/ YENİ BİR HAYAT/ GENÇ KARL MARKS/ SAYGIN VATANDAŞ/ BEDEN VE RUH/ ORNİTOLOG/ ROCK’N ROLL/ ÖZGÜRLÜĞE DOĞRU/ CİNSLER/ / İKİ KADIN/ ANA SEVGİLİM/ DUVARLAR ARASINDA

 

Mersinlilerden özür

 

Hafta başı yazdığım ‘referandum sonrası’ yazımda Mersin’i “birzamanlar AKP’ye yakın olan iller” arasında anmışım. Bu kısa bir yazıda seçim sonuçlarına şöyle bir bakarken, sürpriz yapan illeri en pratik biçimde gruplandırma çabasından kaynaklandı.

Yoksa yakın zamanda ziyaret edip hayran kaldığm Mersin’in hiç AKP’li olmadığını, şimdiki MHP’li başkanın bile çok özetle bir ‘bürokrasi kazası’ olduğunu biliyorum. Sevgili Mersin halkından da özür dilerim.