Atilla Dorsay

20 Ekim 2018

“Bir insan için küçük, insanlık için dev bir adım”

Filmin belki en başarılı yanı tüm bunları koşut biçimde ve özenle, titizlikle anlatması

 

AYDA İLK İNSAN      X  X  X  X
X  X  X  X
(First Man)

Yönetmen:  Damien Chazelle
Senaryo: Josh Singer
Görüntü: Linus Sandgren
Müzik: Justin Hurwitz
Oyuncular: Ryan Gosling, Claire Foy, Jason Clark, Kyle Chandler, Corey Stoll, Ciaran Hinds, Patrick Fugit, Christopher Abbott, Olivia Hamilton, Brian d’Arcy James, Lukas Haas

Universal- Dreamworks filmi.

 

Ayın insanoğlu tarafından fethi çabaları ve bunların 1969 yılında, ilk kez oraya ayak basmak biçiminde atılan dev adımı.

Yani daha o tarihlerde, Stanley Kubrick’in dehasıyla bu ana konuyu aşıp tam bir felsefi bilim-kurguya dönüşen 2001- Uzay Yolu Macerası. Ya da daha sonra The Right Stuff- Boşluktaki Kahramanlar veya Apollo 13 filmlerinin işlediği öyküye yeni bir yaklaşım.

Ama işin başında üst üste Whiplash ve La La Land- Aşıklar Şehri gibi büyük ilgi gören (ve Oscar’lar toplayan) başyapıtlar üretmiş bir sanatçı olursa... Onun yapılanı yinelemek veya kimilerinin dediği gibi sırf Amerikan propagandasına alet olmak için yola çıktığı düşünülebilir mi?

Nitekim karşımızda gayet önemli ve başarılı bir film var. Hikâye 1960’larda başlıyor. Irk sorunlarıyla boğuşan, Vietnam Savaşı’na bulaşmış bir ABD’de, Sovyetlerin kimi zaman büyük kazalara neden olsa da uzaya gemi yollamaktan vazgeçmemeleri ve öne geçmeleri, ABD hükümetlerini bu alana eğilmeye zorluyor.

Unutulmaz Başkan John Kennedy 1962’deki nutkunda açıkça söylüyor: “Biz tüm güçlüklere karşın aya gitmeyi seçtik” diyerek...Ve ünlü NASA hem teknolojiyi geliştirmeye, hem de yeterli eleman yetiştirmeye çabalıyor.

Neil Armstrong baştan beri işin içinde. Sakin ama

güçlü, pek konuşmayan ama ilkeli, duygusal bir aile babası. Tam o sıralarda iki yaşındaki kızının kanserden ölmesi özellikle onu sarsıyor. Ve karısı ve oğluyla birlikte bir matemi yaşıyorlar. Öyle ki, kendisini o tehlikeli misyona öylesine adaması sanki bir teselli alanı arar gibi....

Film uzay alanındaki ilerlemeleri ‘yıl be yıl’ izliyor. Ama bu ilerleme kolay olmuyor. Birçok kaza oluyor, birçok adam ölüyor. Onlar da vatan uğruna ölen kendi şehitlerini veriyorlar. 

Filmin belki en başarılı yanı tüm bunları koşut biçimde ve özenle, titizlikle anlatması. Kendilerini bir davaya adamış bu erkekler topluluğu, aradaki rekabet çekişmelerine karşın eşsiz bir dostluk kurarken, kadınlar da itildikleri geri planda az sorun ve az dram yaşamıyorlar!.. Öte yandan, kazalar ve ölümler kamuoyunu galeyana getiriyor. Ve bu bitmez-tükenmez Gemini yolculukları ciddi protestolara uğruyor.

Ama aynı ölçüde ilginç olanı, işin teknolojik yanı ve onunla birlikte psikolojik yanının da çok iyi verilmesi. Uzay yolculuğunun sakin, romantik, rüyaya benzeyen anları var. Aya yaklaşmak başlı başına bir güzellik, bir heyecan.

Ama aynı biçimde korkunç ve dehşet verici anları da var. O daracık mekanlarda uyanan klostrofobi duygusu. O pamuk ipliğine bağlı gözüken dünyayla iletişim...

Birden alev alan kablolar, patlayan bir yangın, tutuşan bedenler. Ve ölüp giden yoldaşlar. Sanki kıyamet günleri...

Fransız-Kanadalı kökenli Damien Chazelle’in sanki Spielberg (yapımcılar arasında), Robert Zemeckis, Christopher Nolan gibi yönetmenlerin izinden giden bu filminde, andığım filmleriyle ortak bir tavır var: Bir kahramanın belli bir amaç uğrunda inatla, dirençle yürümesi.

James Hansen imzalı kitaptan uyarlanmış film, ayrıca kimi unutulmaz sahneler içeriyor. Yalnızca aya yolculukla ilişkili olarak değil. Ama kimi aile sahneleri de... Örneğin Neil’in asıl büyük yolculuğuna çıkmadan önce çocuklarıyla vedalaşmaktan kaçınması ve bunu eşinin zoruyla yapma çabası gibi. Zaten karı-kocayı oynayan Ryan Gosling ve Clare Foy’un son derece başarılı olduğunu söylemek şart. Onları çevreleyen özellikle erkek karakter oyuncularının da...

Birçok açıdan görülmesi gereken, ilginize değer bir film.