Atilla Dorsay

11 Ekim 2019

Almodovar’ın kendisine 70. yaş armağanı

Antonio Banderas uzun yıllardır yüklendiği Almodovar’ın ‘alter ego’su olma işlevini burada da yürütüyor

ACI VE ZAFER
(Pain and Glory/ Dolor y Gloria)
X  X  X  ½

Yönetim ve senaryo: Pedro Almodovar
Görüntü: Jose Luis Alcaine
Müzik: Alberto Iglesias
Oyuncular: Antonio Banderas, Asier Etxeandia, Leonardo Sbaraglia, Penélope Cruz, Nora Navas, Julieta Serrano, César Vicente, Asier Flores, Cecilia Roth

İspanyol filmi

Büyük İspanyol ustası Pedro Almodovar’ın (1949 doğumlu olduğuna göre şimdi tam 70 yaşında) Julieta’dan beri (2016) ilk filmi olan Acı ve Zafer, onun büyüleyici duygusallığından izler taşıyor; eski filmlerinin etki gücüne ulaşamasa da...

Sanatçının bu 22. filmi, bir dönemin ünlü yönetmeni, şimdi köşesine çekilmiş yaşayan Salvador Mallo’nun Madrid sinemateğinden aldığı öneriyle yeniden canlanmasını anlatıyor. Bu onun Sabor adlı filminin sinematek tarafından onarılmış olması ve bir galayla da sunulması haberidir.

Özel hayatından sağlığına çeşitli sorunlarla boğuşan Salvador/ Salvo, dirilmeye çabalıyor. İlk yapacağı şey, tam 32 yıl önce o filmde birlikte çalıştıkları, ama o zamandan beri görüşmedikleri baş oyuncusu Alberto’yu bulup ikna ederek galaya götürmektir. Ama bu kolay olmayacaktır; çünkü ikili özellikle Salvo’nun aktörün yorumunu beğenmemesi nedeniyle dargın ayrılmıştır.

Bu arada Salvo sürekli çocukluk hayalleri görür. Güzel annesinin, silik babasının, eğitim sorunlarının anılarını yeniden yaşar. Köyden göç edip yerleştikleri Valencia kentinde yoksulluktan yeraltında, mahzendeki sözüm ona evlerde yaşamaktadırlar. Güzel sesi ve müzik yeteneği sayesinde bir papaz okulunun korosunda yer almasına, kendine özgü zekasına tanık oluruz. 

İlginç bir sahnede ise önemli bir şey anlatılır. Kanepede kestiren küçük Salvo, mahzen duvarlarına çeki-düzen vermeye çalışan genç bir emekçinin soyunup duş almasına tanık olur: Yarı aralık gözleriyle... Bu onun gelecekteki eşcinselliğinin ilk adımı olmalıdır. Yani olasılıkla eşcinselliği bilinen Almodovar’ın da bu alana girişi. Kendi türünde çok etkileyici bir sahne...

Sonrası yine geçmişle bugün arasında gelip gider. Salvo bir diğer ilişkisiyle, Federico ile de buluşur. Ve geçmiş romantik biçimde anılır. Öte yandan Salvo, Alberto’nun hayatının ayrılmaz bir parçası olduğu anlaşılan uyuşturucuya iyice tutulur: Hem de o yaşta...Filmin en az inandırıcı ögelerinden biri.

Böylece karşımıza önemli bir yönetmenin kuşkusuz kendi hayatından derlediği anılara dayalı, özgün ve yer yer hayli dokunaklı bir özyaşam öyküsü geliyor. En dokunaklılarından bir bölümü, Salvo’nun yakın zamanda kaybettiği annesiyle, onun ileri yaşındaki konuşmaları. Burada yönetmenin ‘olmazsa olmaz’ oyuncusu Penelope Cruz’un gençliğini canlandırdığı Jacintha’yı artık o değil, Julieta Serrano adlı bir hanım oynuyor. Cruz’u hatırlatan hiçbir yanı olmayan...

Ne yapalım, güzel kadınlar da kötü yaşlanabilir... diyorsunuz. Allahtan hepsi değil!...

İlginç bir bölüm de filmin gala gecesi. Son dakikada gelmekten vazgeçen Salvo ve Alberto, meraklı sinemasever seyirciyle ancak telefon aracılığıyla diyalog kuruyorlar. Gerçekten özgün bir sahne. Bize ayrıca Sinematek kavramını ve önemini de hatırlatan...

Antonio Banderas uzun yıllardır yüklendiği Almodovar’ın ‘alter ego’su olma işlevini burada da yürütüyor. Onunkine benzer bir ince sakalın da desteğiyle...Genelde gayet inandırıcı. Ama kimi sahnelerdeki biraz ‘dalgın’ hali sanki hikayeden kopmuş izlenimi vermiyor da değil!..

Böylece 70 yaşını bu gayri-resmi de olsa biyografik filmle kutluyor Almodovar... Özellikle Bağla Beni’den Yüksek Topuklar’a, Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar’dan Annem Hakkında Her Şey’e, Konuş Onunla’dan İçinde Yaşadığım Deri’ye tüm o guzel filmleri sevenler mutlaka görmeli. Sanatçının yaşlandığını da hissetmek pahasına...


YARIN:  SAKLAMBAÇ