Adnan Ekinci

26 Nisan 2023

Osman Kavala: Denizler Altında 20 Bin Fersah

T24’te dün Gökçer Tahincioğlu’nun Osman Kavala’nın yargılama sürecini anlattığı yazısını okuduktan sonra, hayal meyal hatırladığım Jules Verne’nin “Deniziler Altında 20 bin Fersah” romanı aklıma düştü

Osman Kavala, ancak masallarda rastlanabilecek bir olay örgüsü içinde 2003 gündür cezaevinde. Neyle suçlandığı hakkında düzenlenen iddianameden anlaşılmadığı gibi, mahkemenin verdiği karardan da neden ağırlaştırılmış müebbet cezası aldığı bilinmiyor.

Aynı şekilde, haklarında 18 yıl hapse mahkûm verilen Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman da benzer muğlaklık nedeniyle 365 gündür cezaevindeler.

Osman Kavala

T24’te dün Gökçer Tahincioğlu’nun Osman Kavala’nın yargılama sürecini anlattığı yazısını okuduktan sonra, hayal meyal hatırladığım Jules Verne’nin “Deniziler Altında 20.000 Fersah” romanı aklıma düştü. Çocuk dünyamızın hayal sınırlarını alt üst eden bu büyülü kitap hakkında internette bir tarama yapma gereği duydum.

Tanıtım yazılarına okurken, bilinç altımın Osman Kavala ile Kaptan Nemo arasında neden bağ kurduğunu anladım. Kitabı bugün okuyacak olsam, denizlerin 20 bin fersah (110 bin km’den fazla bir uzunluk) altında geçen olaylar, bu sefer tam tersi şekilde, bana Gezi Davası’nı hatırlatacağını düşündüm.

1868 yılında denizlerde bazı gemilerin çarpıp batmasına neden olan garip bir nesnenin varlığı tüm denizciler için büyük bir merak konusudur.  Olayı araştırmak üzere dev bir ABD savaş gemisi yola çıkar. Araştırmaya, Fransız bilim insanı Pierre Aronnax ve uşağıyla birlikte katılır. Dev bir yaratık olduğunu sandıkları şeyin bir denizaltı gemisi olduğunu görürler. Aronnax’ın içinde olduğu savaş gemisi denizaltıya çarparak büyük bir kaza geçirirler ve Kaptan Nemo’nun gemisine sığınırlar.  Kültürlü ve zengin biri olan Nemo, denizaltıyı kendisi yapmıştır. Kendisine benzeyen insanlardan oluşan mürettebatıyla gemide yaşayan Kaptan Nemo, macerasına Pierre Aronnax ile devam eder. Roman kahramanları köpekbalıkları ile çarpışmaktan, su altında volkan patlaması görmeye kadar birçok macera yaşar, Atlantis kıtasını ziyaret eder, Güney kutbunu keşfederler.

Kitabın minik özetini okurken bile sihirli bir elin beni karanlık bir derinliğe çektiğini hisseder gibi oldum.

Osman Kavala ve arkadaşlarının da ancak bilim kurgu romanları veya fantastik filmlerinde görülebilen bir kurguyu reel olarak yaşıyorlar. Şu anda benzer bir denizaltı gemisinde binlerce kilometre uzaklıktalar.

Ve üç vakte kadar ya onlar gün ışığına kavuşacaklar, ya da biz karanlık bir derinliğin içine doğru çekileceğiz.

***

Yanlış kapıyı çaldığı için vurulan siyahi çocuk

ABD filmlerinde olduğu gibi, oralardan gelen haberleri de Türkiye ölçeğinde bilgilerle anlamlandırmak zor.

Biz de olsa, 16 yaşındaki hiçbir genç kardeşlerini almak için arkadaşının evine gittiğinde kolay kolay yanlış bir zili çalmaz.

Hiçbir ev sahibi de biri yanlışlıkla zilini çaldı diye silahını çekip ateşlemez.

Kansas City’de ise 84 yaşındaki Andrew Lester adlı Amerikalı ise gözünü kırpmadan zilini yanlışlıkla çalan 16 yaşındaki Ralph Yarl’ı vurarak yaraladı. Hâkim karşısına çıkarılan Lester 200 bin dolarlık kefaletle serbest bırakıldı.

Kansas City’de 84 yaşındaki Andrew Lester tarafından vurulan Ralph Yarl

Bu arada genç Ralph’in siyahi olduğunu belirtmeyi gerek görmedim. Hangi ülke olursa olsun, ırkı, etnik yapısı, dil ve din farkı nedeniyle farklı kanun uygulamıyor.

Belki zilini çalan kişinin siyah derili olduğunu görünce silahını ateşlemek yaşlı Lester tarafından haklı bir neden olarak görülmüş olabilir, ama hiçbir hukuk sistemi tarafından himaye görmez.

‘Kefaletle serbest kalma’ konusunun uygulaması ise ülkeden ülkeye farklılık gösterebiliyor.

Bizim hukuk sistemimizde de ‘kefalet’le ilgili düzenleme var. Ceza soruşturması veya yargılama sırasında da yasal olarak uygulanması mümkün, ama öldürme, yaralama gibi konularda pek pratik alanı bulamıyor. Hatta, böyle bir talep de bulunmak akla dahi gelmiyor. Elbette herkes tutuksuz yargılanma talebinde bulunuyor ama bu isteği “Parası neyse ödemeye hazırız” şeklinde dile getirmiyor.

Bu anlamda ‘kefaletle serbest kalma’ konusu sadece mali suçlarda veya zararın para ile ölçülebilir olduğu davalarda gündeme gelebiliyor. Onun dışında ı-ıh, resmi olarak tanımlanmamış bir ‘ayıp’ olarak görülüyor.

Bizdeki kefaletle ilgili uygulamayı anlatmaya çalışırken, sanki bir eksiklikten söz ediyormuşum gibi anlaşılmasın.

Ceza yargılaması sırasında ‘kefaletle tutuksuz yargılanma’ konusunun şu an olduğu gibi devam etmesinde sonsuz fayda var.

Normal tutuklanma şartları bile göreceli uygulanırken, bir de parayla ölçülebilir bir seçenek haline gelmesi, konuyu daha da çapraşık hale getirecektir.