Ekonomi

Yorum: TTIP öldü, peki ya sonrası?

Almanya Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel görüşmeleri süren AB ile ABD arasındaki serbest ticaret anlaşması TTIP'in 'fiilen boşa çıktığını' açıkladı. DW editörü Henrik Böhme, bakanın tavrını eleştiriyor.

30 Ağustos 2016 17:50


17 Eylül'de başkent Berlin Avrupa Birliği'nin (AB) ABD ve Kanada ile hazırlamakta olduğu Atlantik Aşırı Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) ve AB –Kanada Ticaret ve Yatırım (Ceta) Anlaşması'nı protesto mitingi düzenlenecek. Sivil toplum örgütleriyle, sosyal yardımlaşma kuruluşları ve kiliselerin de organizatörleri arasında bulunduğu büyük mitinge Almanya için Alternatif (AfD) adlı siyasi parti de katılacak. Aslında zahmete değmez, göstericiler miting gününü başka türlü de değerlendirebilirler. Çünkü TTIP suya düştü. En azından önümüzdeki yıllarda yürürlüğe gireceği sanılmıyor.

Hükümet üyeleri arasında bu gerçeği ilk dile getirenin Almanya Ekonomi Bakanı olması, hangi partinin üyesi olduğuyla açıklanabilir.

Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel aynı zamanda Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin genel başkanlığı görevinde de bulunuyor. Partisinin sol kanadı TTIP ve Ceta'ya kesinlikle karşı. Gabriel, Kanada ile AB arasında hazırlanan anlaşmayı yürürlüğe sokacaklarını açıkladığı için TTIP'in mezarını kazarak parti tabanının gönlünü almak istiyor. Neden böyle davrandığını anlamak mümkün. Gabriel seçim retoriğiyle kendini kurtarmaya çalışıyor.

Tartışmalı istihdam bakanı

Sigmar Gabriel kendini istihdamı korumak için mücadele eden bakan olarak tanıtmıştı. Son olarak bütün anti kartel kurallarını hiçe sayarak Almanya'nın iki büyük süpermarket zincirinin birleşmesine onay vermesini sudan nedenlere bağlamıştı. Bu konuda son sözü Anayasa Mahkemesi söyleyecek. Dünyanın en önemli ihracatçı ülkelerinden Almanya'nın Ekonomi Bakanı sıfatıyla en önemli ortaklardan biriyle AB arasındaki serbest ticaret anlaşmasını doğmadan öldürürken anlaşmanın istihdam kısmını herhalde hiç hesaba katmadı. Bu ne yalancılıktır?

TTIP fiilen gündemden kalktıysa, başarı ne yıllardır canla başla TTIP'e karşı çıkanlara, ne de anlaşmanın suya düşmesinden Amerikalıların sorumlu olduğunu söyleyen Sigmar Gabriel'e aittir. Topu Amerikalılara atmakta haklı olabilir. Çünkü ABD seçim kampanyasına kilitlendi. Donald Trump TTIP'i istemediğini açıkça söylüyor. Hillary Clinton'dan da şimdiye kadar TTIP lehinde açıklama gelmedi. Aksine, Clinton TTIP'i istese bile Demokrat Parti'deki güçlü rakibi Bernie Sanders'i tutanların tercihini dikkate almak zorunda olduğunu biliyor.

Küreselleşmenin kurbanları

Bu noktada problemin özü gün ışığına çıkıyor. Sanders'in taraftarları gibi Trump da Amerikalıları küreselleşme kurbanı addediyor. Almanya'daki TTIP aleyhtarları da serbest ticarete değil, küreselleşmenin adaletsizliğine karşı çıkıyorlar. Çünkü küreselleşmeden kazançlı çıkan kadar kaybeden de oldu. Çoğu Batı ülkesinde kaybeden taraf kaderine terk edildi. Bundan popülistler kazançlı çıkarken, himayecilik eğilimi de güçlenmeye başladı. Teknolojik gelişme sayesinde bazı mallar ücret maliyetinin düşük olduğu ülkelerdekinden daha ucuza üretilebildiği için sanayi ülkeleri tesislerini geri getiriyor. Ucuza üretebilmek ise insan eli değdirmeden mümkün olabiliyor. Örneğin Adidas şirketi spor ayakkabılarını artık Vietnam'da değil, Almanya'daki tam otomatik sanayi robotlarıyla donattığı fabrikalarında üretiyor. Bu gidişatın sonunda nereye varacağını kestirmek mümkün değil.

Alternatifi var mı?

Dünyanın serbest ticarete veda etmesi ürkütücü bir düşünce olur. Ticaretin engellenmesi kalkınma halindeki ülkelerle sallanmaya başlayan genç sanayi ülkeleri açısından ne anlam taşır? Hele ihracata bağımlı olan Almanya'nın hali nice olur? Hillary Clinton bir konuşmasında, dünyanın en iyi işçisi ABD'deyken, hassas sanayi tesislerinin Almanya'da yapılmasının şart olup olmadığını, sormuştu.

TTIP mevta oldu! Anlaşmaya karşı olanlar sevineceklerdir. Ama alternatifi ne olacak? Zaten krizden kurtulamayan Avrupa'nın ticari anlamda dışa kapanması atılacak adımların en kötüsü olur.