Gündem

Yeni Akit: Erdoğan, Hakan Fidan'ı oğlu gibi seviyordu, tıpkı Hakan Şükür gibi, Fidan'ın istifası paralelin ekmeğine yağ sürdü

Hasan Karakaya: Umarım bu Erdoğan'ı yalnızlaştırma operasyonu değildir

16 Şubat 2015 11:18

Hakan Fidan’ın milletvekili olmak için MİT Müsteşarlığından istifa etmesini değerlendiren Yeni Akit Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın istifa kararına  çok üzüldüğünü söyleyerek, “Hani, bir baba, evladından ‘beklemediği bir tavır’ görünce üzülür, perişan olur, yıkılır ya; ‘Hakan Fidan’ın istifası’ da, öyle üzmüş Cumhurbaşkanı’nı...” dedi.

Karakaya, sözler,n, “Çünkü, çok iyi biliyorum ki; ‘Erdoğan, Hakan Fidan’ı evladı gibi seviyor’du!.. Onu, sadece ‘sır küpü’ olarak değil, ‘evlâdı’ olarak görüyordu!.. Tıpkı, bir zamanlar; Hakan Şükür’ü de evladı olarak gördüğü gibi!.. Onu da çok severdi... Hakan Şükür’ün ‘milletvekili adayı’ olmasını çok istemiş, aday olunca da çok sevinmişti” şeklinde sürdürdü.

“İki Hakan’ da, çok üzdü Erdoğan’ı!.. Hayır, ‘yerleri doldurulamayacak insanlar’ oldukları için değil, ‘ümit ve sevgisini boşa çıkardıkları’ için” diyen Karakaya, “MİT Müsteşarlığı’ gibi çok önemli bir görevi bırakıp, ‘milletvekili’ veya ‘bakan’ olmayı düşünmesini, ben de yadırgadım... Hele de ‘Paralel İhanet Çetesi’ne karşı, adeta ‘Türkiye’nin istiklâl ve istikbal mücadelesi’ verilirken, Hakan Fidan’ın istifası, ‘Paralel’in ekmeğine yağ sürmek’ten başka bir işe yaramamıştır” ifadelerini kullandı.

Hasan Karakaya’nın Yeni Akit gazetesinin bugünkü (16 Şubat 2015) nüshasında yayımlanan yazısının “Hakan Fidan olayı” arabaşlıklı ilgili kısmı şöyle:

 

Hakan Fidan olayı

 

 

Öncelikle şunu söyleyeyim:

Kolombiya’ya giderken uçakta yaptığımız ve 10 Şubat Salı günkü Akit’te de yayınlanan sohbetimiz esnasında; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, “MİT Müsteşarlığı’ndan istifa eden Hakan Fidan”la ilgili çarpıcı bir sözü vardı...

Özetle dedi ki:

 “MİT sıradan bir kurum değildir. Sıradan bir insanı da kolay kolay getiremeyiz oraya.. MİT’in başında son derece güvenilir bir kişi olmalıdır. Nitekim ben oraya son derece güvenilen, hatta ‘sır küpüm’ olarak görebileceğim birini getirmiştim. Dolayısıyla bu makama gelmiş olan bir kardeşimizin milletvekili adayı olmak ya da onun ötesinde bazı görevleri kafasında planlamak gibi bir durumu olabilir. Ya da ona belki bu tür bazı vaadlerde bulunulmuş olabilirler, orasını bilemem. Ama ben kendisine açık ve net olarak “ayrılmanı doğru bulmuyorum” dedim. Senin göreve devam etmen gerekir, çünkü burası rasgele bir yer değil. Siz gidersiniz sizin yerinize bir başkası gelir, o ayrı mesele. Bunu normal bir memuriyet olarak görebilirsiniz. Ama bu öyle bir makam değil.

Dolayısıyla doğru bulmuyorum ama kendileri artık yorulduklarını söyleyerek, burada daha fazla devam edemeyeceklerini söyleyerek maalesef böyle bir adım atmayı kendileri için uygun buldular ve bu adımı attılar.

Bundan sonraki süreç Sayın Başbakan’a ait olan bir süreçtir. Yerine kim gelecekse sayın Başbakan teklif yapar. Biz de onar ya da onamayız.

Kimin geleceği çok önemli çünkü bizim Paralel Yapı’yla mücadele esnasında neler yaşadığımız, neler çektiğimiz her şey ortada. Böyle bir ortamda böyle bir tabloyla karşı karşıya kalmayı ben asla doğru bulmam.”

 

Değer miydi?

 

Evet, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “sözü” böyleydi, peki “özü” nasıldı?..

Görebildiğim kadarıyla;

“Son derece üzgündü... Özü acıyor, özü kanıyordu.”

Hani, bir baba, evladından “beklemediği bir tavır” görünce üzülür, perişan olur, yıkılır ya; “Hakan Fidan’ın istifası” da, öyle üzmüş Cumhurbaşkanı’nı...

Çünkü, çok iyi biliyorum ki; “Erdoğan, Hakan Fidan’ı evladı gibi seviyor”du!.. Onu, sadece “sır küpü” olarak değil, “evlâdı” olarak görüyordu!..

Tıpkı, bir zamanlar; Hakan Şükür’ü de evladı olarak gördüğü gibi!.. Onu da çok severdi... Hakan Şükür’ün “milletvekili adayı” olmasını çok istemiş, aday olunca da çok sevinmişti...

Açık ve net söyleyeyim:

Onun aday olması ve seçilmesinde hiçbir hesabı-kitabı yoktu... Sadece “sevgi”si ağır basmıştı... Onun içindir ki; onun, hele de “zehir-zemberek bir açıklama” ile “AK Parti’den istifa” etmesine çok üzülmüş, fena halde içerlemişti...

Şimdi de, bir başka Hakan!..

Bu defa da, Hakan Fidan!..

 “İki Hakan” da, çok üzdü Erdoğan’ı!.. Hayır, “yerleri doldurulamayacak insanlar” oldukları için değil, “ümit ve sevgisini boşa çıkardıkları” için!..

Evet; “Umduğu dağlara kar yağdırdıkları için!”

Yine açık ve net söyleyeyim:

2005’te Moğolistan yolunda tanıştığım Hakan Fidan’ı ben de çok sever, çok takdir ederdim... Ama, “MİT Müsteşarlığı” gibi çok önemli bir görevi bırakıp, “milletvekili” veya “bakan” olmayı düşünmesini, ben de yadırgadım...

Hele de “Paralel İhanet Çetesi”ne karşı, adeta “Türkiye’nin istiklâl ve istikbal mücadelesi” verilirken, Hakan Fidan’ın istifası, “Paralel’in ekmeğine yağ sürmek”ten başka bir işe yaramamıştır!..

Ayrıca; “Çözüm Süreci’ni, en ince ayrıntılarına kadar bilen ve süreci başarıyla yürüten bir insan”ın, tam da kritik bir aşamaya gelindiği günlerde görevi bırakması; öyle sanıyorum ki, “sürecin tarafları”nı da zor durumda bırakacaktır!..

Haa; “Hiç kimse, bulunmaz Hint kumaşı değil”dir!.. Herkesin bir alternatifi vardır ve herkesin yeri doldurulur... Mutlaka Hakan Fidan’ın yeri de doldurulacaktır... Ama, “sevgi” veya “vefa” kavramlarının yıpranmasını ne yapacağız?..

Bir “milletvekilliği veya bakanlık”, Erdoğan’ı bu kadar üzmeye değer miydi?..

Hakan Fidan’ın istifa sebebi, dilerim “yorgunluk”tur!.. Dilerim, “kafasına giren birileri” yoktur!..

Dilerim, bu işin içinde “Erdoğan’ı yalnız bırakma operasyonu” yoktur!..

Şimdilik diyeceklerim bu kadar!..