Dünya

Uyumda top Almanlarda

Mercador Vakfı ve Bielefeld Üniversitesi’nin hazırladığı ’Aidiyet ve Eşit Değer’ adlı araştırma, uyum ve göç kavramlarını bu kez göçmenlerin çerçevesinden değil, çoğulcu toplumun çerçevesinden ele alıyor.

11 Eylül 2014 20:08


Bir göç ülkesi olan Almanya'da göç ve uyum politikalarıyla ülkeye gelen göçmenleri Alman toplumunun bir parçası haline getirilmesi hedefleniyor. Ancak araştırmalar söz konusu politikaların bir türlü hedefine ulaşmadığına işaret ediyor. Bundan yola çıkan Mercador Vakfı ve Bielefeld Üniversitesi, ‘Uyum ve göç' kavramlarına bu kez göçmenlerin çerçevesinden değil, çoğulcu toplumun eğilimleri çerçevesinden bakan bir araştırma hazırladı.

‘Aidiyet ve Eşit Değer' başlıklı araştırmayı yapan Bielefeld Üniversitesi'nden Prof. Dr. Andreas Zick, OECD raporlarında Almanya'nın eğitimde istenen başarıyı yakalayamadığına dikkat çekiyor. Özellikle göçmen çocuklarının başarı seviyesinin düşük olduğuna işaret eden Prof. Dr. Zick, bunun bile çoğulcu toplumda bir şeylerin ters gittiğine dair ipuçları verdiğini söylüyor.

‘Uyuma tek taraflı bakan yaklaşım başarısız'

Andreas Zick, şimdiye kadar uyuma sadece göçmenler cephesinden bakarak değerlendirmeler yapıldığını ve bir ilerleme kaydedilmediğini belirtiyor. Uzman bu nedenle, araştırmanın hedefinin çoğulcu toplumun uyum ve göç algısını ortaya koymak olduğunu aktarıyor.

"Uyum barometresi açık bir şekilde ortaya koyuyor ki çoğulcu toplumun uyum perspektifi, göçmen toplumunun objektif gerçekleriyle örtüşmüyor’ diyen Profesör sözlerini şöyle sürdürüyor: "Göçmenlerin elde ettikleri başarılar dahi, çoğu zaman çoğulcu toplum tarafından görülmüyor. Bu örnek bile göçmenlerin istendiği gibi, topluma ait ve toplumun eşit değerde bir parçası olarak algılanmadığını gösteriyor."

Prof. Dr. Zick, araştırmanın çok yönlü ele alındığını belirterek, bu kapsamda kamuoyunda sıkça karşı karşıya getirilen asimilasyon ve entegrasyon kavramlarının da araştırmaya dahil edildiğini kaydediyor. Zick, asimilasyonun, entegrasyonun aksine bireyin kimliğinden vazgeçerek, toplumun bir parçası haline gelmesi olduğunu vurguluyor. Uzman, araştırmada deneklerin büyük bir bölümünün kimliği koruyarak toplumsal katılımı onayladığını, ancak mesele söz konusu katılımı başlatma noktasına gelince ilk adımın göçmenlerden beklendiğini dile getiriyor: "Almanlar göçmenlerle uyum sağlamalı maddesi reddediliyor. 'Göçmenler uyum sağlamalı' talebi yüzde 55 onaylanıyor. Bu da çoğulcu toplumun asimilasyonun yerine uyumu koyan ılımlı algısını bir anda ters yüz ediyor. Yani uyum konusunda mesafe kat ettiğimizi düşünürken, yeniden başa dönüyoruz. Çünkü biliriz ki adım atmayı hep karşı taraftan beklersek, karşılıklı etkileşim eşit ve dengeli bir şekilde hiçbir zaman gerçekleşmez.”

‘Uyum somutlaştığında çifte standart yaşanıyor'

Araştırmanın koordinatörü Madlen Preuß da söz konusu araştırmaya dayanarak, toplumda eşitlik ve katılım konusunda pozitif bir algının olduğunu ancak iş uygulamaya gelince çifte standartlı bir yaklaşımın devreye girdiğini şu sözlerle ifade ediyor: "İlkesel ve soyut bir fikir olarak eşit haklar, eşit değerde kabul görme; oldukça yüksek oranda onaylanıyor. Ancak adı geçen katılım ve eşit değerde kabul görme somut bir talebe dönüştüğünde bunun gerçekleşmesi yerine şaşkınlıkla karşılandığını görüyoruz."

Madlen Preuß, deneklere kişinin kendini Alman toplumunun bir parçası olarak hissetmesi için gerekli kriterler sorulduğunda, pek çok deneğin öne sürülen resmi kriterlere rağbet etmediğini kaydediyor. Almanya'da doğmak, yaşamak ya da Alman vatandaşı olmak yerine Almanca bilme ve kendini buralı hissetme kriterlerinin daha fazla benimsendiğinin altını çiziyor. Andreas Zick araştırmada dikkat çekici bir başka noktanın ise toplumdaki düşman algısı olduğunu şöyle aktarıyor: ”Irkçılığı, antisemitizmi ve yabancı düşmanlığını ölçtük, elde ettiğimiz netice gerçekten şaşırtıcıydı. Çünkü mültecilere yönelik negatif tutum adı geçen diğer düşmanlık algılarından daha yüksekti. Ancak bunun da ötesinde araştırma, düşmanlığın en fazla ülkedeki işsizlere yöneldiğini gösteriyor. Buna bir de göçmen kimliği eklendiğinde durum daha kritik bir hal alıyor."