Gündem

Türkiye'deki laiklik tartışması Alman basınında

TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın laiklik ilkesinin yeni anayasada yer almaması gerektiği çıkışı Alman gazetelerinde de geniş yer buluyor. Gazeteler Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecini sorguluyor.

27 Nisan 2016 01:17


Frankfurter Allgemeine Zeitung Türkiye'de İslami bir anayasanın çoğunluktan destek bulmadığını vurguluyor, yorumunda:

“Kahraman'ın müslüman bir ülke olan Türkiye'nin İslami bir anayasaya sahip olması gerektiği yönündeki çıkışı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iktidardaki AKP'sini şüpheyle izleyenlerin, AKP'nin Türkiye'yi önce yavaş yavaş sonra geri döndürülemez şekilde İslamlaştırma gibi bir ‘gizli gündemi' olduğu şeklindeki, uzunca süredir var olan kuşkusunu besliyor. Kahraman'ın açıklamasına gelen hızlı tepkiler, laiklik ilkesinin anayasadan çıkartılamayacağına dair bir kesinlik yaratıyor. Tüm muhalefet partileri bu çıkışı öfkeli bir biçimde geri çevirdi, hatta AKP'li siyasetçiler bile meclis başkanıyla aralarına mesafe koydular. İslami bir anayasa için çoğunluk böylece ihtimal dışı kaldı.”

Magdeburg'da yayımlanan Volksstimme gazetesi yorumunda, Türkiye'ye AB üyelik müzakerelerinde hukuk faslının açılmaması gerektiği görüşünü savunuyor:

"Bu girişim AKP'nin yönelimi açısından şaşırtıcı değil: Partinin kurucusu Cumhurbaşkanı Erdoğan görünüşe göre Türkiye'yi tekrar bir Osmanlı saltanatı olarak yeniden kuruyor. Atatürk'ün ilkelerini atın gitsin! Temel yapı taşı olan yeni anayasa Cumhurbaşkanı'na yeni din devletinde mutlak iktidarı sağlamalı. Erdoğan'a karşı direniş, Kürt bölgelerinin dışında yok denecek kadar az. Atatürk'ün vasiyetinin koruyucuları olarak eskiden benzer girişimleri darbeyle engelleyen generalleri, Cumhurbaşkanı uzun süredir disipline etmiş durumda. İnanç konusunda bile dar sınırlar var: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 20 milyon Alevi'nin haklarının ihlal edildiğini tescil etti. Sırf bu bile Türkiye ile Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinde hukuk faslının açılmasına izin vermeyecek bir durum."

Nürnberger Zeitung'un konuyla ilgili yorumu da benzer:

“Dini siyasete alet ederek Erdoğan belki Müslüman dünyasında daha fazla takdir kazanacaktır. Ancak böyle bir anayasa değişikliği, Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinde kapıyı açan bir rol oynamayacaktır. Adeta Erdoğan'ın uzun süredir ülkesine dair tamamen farklı planları varmış gibi görünüyor."

Münchner Merkur yorumunda TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın sözlerini AKP'nin yönelimi içerisinde değerlendirmek gerektiğini vurguluyor:

"2008 yılında başörtüsü yasağının kaldırılmasıyla başlayan süreç uzun süredir yavaş yavaş ilerleyen bir erozyon sürecine dönüştü ve Meclis Başkanı'nın İslami anayasa talebiyle doruğa çıktı. Bu, Atatürk'ün anladığı anlamda dinle devletin birbirinden ayrılmasının sonu olur. Müslüman dev ülkeye ihmalkar ve düşüncesizce AB'ye üyelik vaadinde bulunan Avrupalıların bu rahatsız edici senaryoyu artık bitirmek için iyi bir nedenleri var. Ancak en sonunda, AB ile Ankara arasındaki mülteci paktıyla kendilerini şantaja açık hale getirdiler. Ankara'daki hükümet, sanat ve ifade özgürlüğü konusundaki bakış açısını yurtdışında gittikçe saldırgan bir biçimde uygulamaya çalışıyor. Bunu yaparken de AB ülkelerinin yüz binlerce çaresizden duyduğu korku üzerinde yükselen yeni gücünün bilincinde. Avrupa'nın günün birinde burkayı ve Şeriatı da ‘keşfedebilecek‘ olan böyle bir partneri küçük bir sorun olarak değerlendirmesi mümkün mü?"

Dresden'de yayımlanan Sächsische Zeitung yorumunda Türkiye'nin Avrupa'dan ışık yılları kadar uzak olduğunu ifade ediyor:

"Aslında Meclis Başkanı Kahraman'a içtenliği nedeniyle müteşekkir olmak gerekir. Avrupa Birliği ve Alman hükümeti Ankara'da gerçekte kimin yönetimde olduğunu şimdi öğrendi. Ülkenin bir AB'ye üyelik perspektifi taşıyor olması ise grotesk bir etki yaratıyor. Temel haklar ayaklar altına alınıyor, azınlıklar ayrımcılığa uğruyor, ifade ve basın özgürlüğü umursanmıyor. Bunlar, Erdoğan AKP'sinin temsil ettiği otoriter iktidar isteğine uyuyor. İslami olarak şekillenmiş bir anayasayla kombinasyon içinde ortaya Arap despotizmlerini andıran ve Avrupa'dan ışık yılları kadar uzaklaşan bir devlet modeli ortaya çıkıyor."