Gündem

Tolga Çevik: İnsanların birbirini üzdüğü dünyada güldürmek görevim

Komedyen Tolga Çevik, Ayşe Arman'la bir araya geldi. Arman'ın kılığına girip Cem Talu'ya poz verdi

27 Aralık 2015 10:04

İnsanları sürekli güldürmenin zaman zaman sinir bozucu olabileceğini söyleyen komedyen Tolga Çevik"Ama bu benim hayatım, bu benim varlık sebebim. Meslekten öte, artık benim için görev. İnsanların dünyada birbirini bu kadar üzdüğü bir dönemde, bunu görev olarak yapmam gerektiğine inanıyorum. Üstelik bu sadece benim için değil, komedi yapan pek çok insan için geçerli" diye konuştu.

Hürriyet'ten Ayşe Arman'a konuşan Tolga Çevik, "Herhangi biri, bir devlet dairesinde işini hallederken sinirlenirse kimse ciddiye almaz. Ben sinirlenirsem, baş sayfaya düşerim! Dolayısıyla biraz daha az sinirleniyorum ya da garajda sinirleniyorum, kimse yokken" dedi.

Ayşe Arman'ın Tolga Çevik'le yaptığı söyleşinin bir kısmı şöyle:

Eddie Murphy, ‘Çatlak Profesör’de sekiz ayrı karakteri canlandırdı diye kıyamet koptu. Sen aynı reklam filminde 30 farklı karakteri canlandırdın. Bu nasıl bir şey? 

- Güzel ve eğlenceli bir şey! Hele benim gibi tip yapmayı seven adamlar için bulunmaz bir fırsat. Üstelik her şey dört gün içinde oldu bitti.

Yorulmadın mı?

- Tabii ki yoruluyoruz, bütün ekip yoruluyor. Manyak bir tempoyla çalışıyoruz. Ama güzel bir şey çıkacağını bilince, o yorgunluğu çok da dert etmiyor insan.

Sadece fizik değişimi de değil seninki, çok daha ötesi. N’apıyorsun? İnsanların ruhuna mı giriyorsun?

- Benimki bir hastalık! 40 senedir sokakta kimi görsem, mimiklerini, jestlerini, beden hareketlerini kafamda bir yere yazıyorum. Bilinçli bir şekilde olmasa da yapıyorum. O tiplemeleri canlandırırken, bazen cepten bir jest, bir mimik çıkarıp, “Şuna şöyle bir şey ekleyeyim!” diyorum. 

Peki herkesin ‘hopi’si nasıl oluyorsun? Tıpkısının aynısı...

- O da gözlem. Gülüşünü, gözünü kısışını, dudak hareketini, bir jestini kapıveriyorsun. O anda o oluyorsun. Canlandırdığım tiplerden birinin yanağında gamze vardı, bende yok ama kim tutar beni gamzesini bile canlandırdım.

Bir de sen bütün bunlar sanki çok kolay yapılabilirmiş gibi bir hava içindesin...

- E çünkü eğleniyorum. İş gibi yapmıyorum ki. Annem seyrederken diyor ki, “Ay çok eğlenmişsin!”

“Yorulmuşundur”dan önce “Eğlenmişsin” diyor. Bu hissin izleyene geçmesi çok önemli...

Senin bu farklı tipleri canlandırman sadece makyaj, peruk ve diş takviyesi gibi şeylerle açıklanabilecek bir şey değil. Çünkü sen, bir şekilde o kişinin, enerjisini yüklüyorsun o tiplemelere.

Mesela demin bayağı kadın gibiydin. Benden daha seksi bir ben oldun!

- Senin dublendim de o yüzden! Elimden geldiği kadar Ayşe Arman olmaya çalıştım. Sen ya da başkası, o enerjiyi de transfer etmeye çabalıyorum. Senin bir duruşun varsa, onu alıyorum, bazen hoş olmayan bir duruşunu da bir bacak hareketini de... O da komedyen yanımın işine 
yarıyor. Sonra senin ikizin olarak  dolanıyorum ortada.

Bu stüdyoya girdiğimde tırnaklarına French oje sürdürüyordun. Benim dolma parmakların tırnaklarını  bile taklit ettin...

- Estağfurullah dolma demeyelim onlara! İşin gereği bu. Yapacağım tabii. Biz böyle titiz çalışıyoruz. Her ayrıntıya dikkat ediyoruz.

Beden hâkimiyetin de müthiş. Sen bir şey yapmadan sadece beden hareketlerinle bile güldürebiliyorsun...

- Çocukluğumdan beri komedyenleri seyrediyorum. Jerry Lewis, Walter Matthau, Jack Lemmon, Jim Carrey. Fiziksel komedi üstatları hastası olduğum insanlar. Sadece izlemek bile öğretici. Ama bence ‘geliştirmek’ diye bir şey yok, var olan bir şeyi çalışmak var. Malzemen yoksa bu işi yapamazsın. Ama varsa kim tutar seni, utanma duygusunu attığın zaman da önün açık. Mesela French yapmaktan utanmıyorum ben, hiçbir kılığa, kişiliğe bürünmekten utanmıyorum.

 

Hiçbir yerde sinirlenmeye hakkım yok!

 

Komedi Dükkânı’na ne oldu?

- 11 sezonda tatile yolladık. Uyuyor. Güzel, huzurlu günler geri geldiği zaman uyandıracağız.

Senin aslında ‘deha’nı en çok orada görüyoruz öyle değil mi?

- Estağfurullah! ‘Deha’ pek iddialı oldu. Deha demeyelim de dünyada, böyle yüzde yüz karşılıklı doğaçlama yapan ben ve Fırat’tan başka kimse yok. Nevi şahsına münhasır tipleriz. 

Fırat seni karından daha mı iyi tanıyordur?

- Yok sanmıyorum. Öyle olsaydı, o French yapardı!

Peki sürekli birilerini güldürmeye çalışmak sinir bozucu değil mi?

- Zaman zaman olabilir. Ama bu benim hayatım, bu benim varlık sebebim. Meslekten öte, artık benim için görev. İnsanların dünyada birbirini bu kadar üzdüğü bir dönemde, bunu görev olarak yapmam gerektiğine inanıyorum. Üstelik bu sadece benim için değil, komedi yapan pek çok insan için geçerli. 

Hep güldüren adam olarak, evde birdenbire ciddileşip, çocuklarına, “Ben sana ödevini yap demedim mi!” filan diyor musun?

- Babayım ben, elbette diyorum. Ama bir muziplik yaparak söylüyorum. Çünkü muhatap olduğum veletler benden 30 yaş küçük, e bir arasını buluyorum, tatlı sert oluyorum. 

Peki senin herkes gibi devlet dairelerinde filan sinirlenme hakkın oluyor mu?

- Yok, görünmezliğin elinden gittiği zaman hayat zorlaşabiliyor, belli şeylere hakkın olmuyor. Benim için de durum biraz böyle. Herhangi biri, bir devlet dairesinde işini hallederken sinirlenirse kimse ciddiye almaz. Ben sinirlenirsem, baş sayfaya düşerim! Dolayısıyla biraz daha az sinirleniyorum ya da garajda sinirleniyorum, kimse yokken!

Ayşe Arman'ın yaptığı söyleşinin tamamını okumak için tıklayın