Dünya

'Tanrıya küfür' tartışması

Charlie Hebdo dergisinin basılarak 12 kişinin katledilmesi, basın ve düşünce özgürlüğü tartışmalarını alevlendirdi. Paris saldırısı, unutulmaya yüz yutmuş bir kavramı da yeniden gündeme taşıdı.

20 Ocak 2015 13:21


Eski Yunanca kökenli Blasfemi kavramı aynı zamanda kutsal değerlere hakaret, dini inançları rencide etmek gibi geniş anlamlarda da kullanııyor. Kimilerine göre Hz. Muhammed'in karikatürlerinin çizilip, basılması dini değerlere hakaret anlamına geliyor. Peki dine hakaret veya Tanrıya küfür Avrupa'da suç kapsamına giriyor mu?

Hollanda'da iki yıl önce yapılan yasal değişiklikle blasfemi, yani dine hakeret suç olmaktan çıkarıldı. Oysa Hollanda'da 81 yıl boyunca söz konusu yasa yürürlükte kalmıştı. Ama 1968'den beri hiç kimse hakkında dine küfürden dava açılmadı. Bu durumu göz önünde bulunduran Holandalı vekiller de ilgili maddeyi tarihe gömdüler.

Durum Almanya'da da farklı değil. Alman Ceza Kanunu'nun "İnançlara, dini cemaatlere ve değişik dünya görüşlerindeki cemiyetlere hakaret" başlıklı 166'ıncı maddesi, hukuk dünyasının gündemini uzun yıllardır meşgul etmeyen, "modası geçmiş" bir yasa maddesine dönüşmüş vaziyette. Söz konusu maddeye dayanarak mahkemeye başvuranların sayısı uzun yıllardır yok denecek kadar az.

Almanya'da tanrıya küfür suç

Tanrıya küfrü suç sayan yasa Almanya'da 1871'de yürürlüğe girdi. Ancak yasa 1969'da yeniden düzenlendi. Son haliyle, sözlü, yazılı ya da resim yoluyla saldırının tek bir varlığa yani Tanrıya değil, onun devamı niteliğindeki uzantılarına yapılabileceğine karar verildi. Ayrıca eylemin küfür olarak tanımlanabilmesi için kamu huzurunu bozacak nitelikte olması gerektiği vurgulandı. Bu koşullar altında işlenen suçun karşılığında ise üç yıla kadar hapis ya da para cezası öngörülüyor.

Alman politikacılar 1960'larda Tanrı'ya hakaret suçunu hukuk ve siyaset gündeminden uzak tutarak, eylemin sadece toplumda infiale yol açabilecek olaylara sebebiyet vermesi durumunda hukuki yaptırımlar kapsamına alınmasını hedeflemişlerdi.

Hukuk Profesörü Johannes Kaspar Alman Ceza Kanunu'nun 166'ıncı maddesine göre toplum huzurunu bozmadığı sürece isteyen herkesin dilediği dine hakaret edebileceğini belirterek, "Söz konusu dini cemaat barışçıl insanlarsa hiç bir sorun yaşanmaz. Ancak dini cemaat ağır şekilde hakarete uğrama olarak algılarsa ve özünde biraz da militarist bir yapı varsa, o zaman toplum huzurunu bozma kriteri de hemen yerine gelmiş olur" diye konuşuyor.

Uzmanlar yasaya karşı

Prof. Dr. Kaspar, bu nedenle 166'ıncı maddenin tamamen yürürlükten kaldırılması gerektiğini savunuyor. Ona göre söz konusu madde yoruma açık ve dolayısıyla basın özgürlüğü için de gizli bir tehdit. Kaspar, "Eğer mizahçıları ya da karikatüristleri ele alacak olursak, üretmeden önce suç işleyip işlemediklerinden emin olmak isteyeceklerdir. 166'ıncı madde geniş şekilde yorumlandığında, sanatçılar bir ayaklarıyla sürekli suç mahalinde bulunuyorlar demektir. İşte bunu istemiyoruz. Sanatçıların itaat duygularıyla çekimser davranmalarını istemiyoruz. Basın özgürlüğünün amacı da bu zaten" sözleriyle konuya açıklık getiriyor.

Benzer bir durum Münster Bölgesi'nde yaşandı. Kur'an-ı Kerim ayetlerini tuvalet kağıdına basıp dağıtan emekli bir Alman, olayın İran'da duyulması ve tepkiye yol açması üzerine, tecilli hapis cezasına çarptırıldı. İran'ın protestosu üzerine mahkeme, emekli Alman'ın eylemenin toplum huzurunu bozacak nitelikte olduğuna karar verdi.

Tersi durumlar da yaşanıyor. Berlin'de üç camii derneği 2012'de yine Hz. Muhammed karikatürlerinin de taşınacağı bir gösterinin yasaklanması için mahkemeye başvurmuştu. Cami derneklerinin karikatürler aracılığıyla dine hakaret edildiği şeklindeki gerekçeleri ise mahkeme tarafından reddedilmişti.