Gündem

Suudi Arabistan'da yeniden açılan sinemalar ve sosyal dönüşüm

Riyad yönetiminin son 35 yıldır ilk kez ülkede bir sinema açma kararı, aslında Suudi Arabistan'daki daha geniş kapsamlı bir dönüşümün işareti. Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'tan Jane Kinninmont'a göre, Suudi kraliyet ailesi petrol bağımlıs

29 Nisan 2018 20:30

Suudi Arabistan, Black Panther filminin gösterildiği ilk seansla, son 35 yıldır ilk kez bir sinema açacak. Onyıllar süren yasağın ardından, sinemaya gidilmesine şimdi neden izin veriliyor?

Suudi Arabistan'ın sinema yasağını kaldırma kararı, toplumdaki daha genel bir değişimin yansıması.

Tahttaki Suud hanedanı 20. yüzyılda gücünü iki kaynaktan alıyordu. Büyük petrol zenginliği ve muhafazakâr din adamlarıyla gayriresmi uzlaşma.

Ancak şimdi ülke, artık petrol zenginliğinin kamu harcamalarına ve istihdam yaratmaya yetmediği, din adamlarının kraliyet ailesinin yeni liderleri üzerindeki nüfuzunun eskiye kıyasla azaldığı 21. yüzyılya uyum sağlamak zorunda.

Suudi Arabistan'ın nüfusu, diğer Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi büyük ölçüde genç. 32 milyonluk nüfusun büyük kısmı 30 yaşın altında.

Kral Salman, en ufak oğullarından birini, 32 yaşındaki Muhammed bin Selman'ı, kısmen bu genç nüfusla bağ kurabilmek için veliaht prens yaptı.

Ancak kısaca MBS diye tanınan veliaht prensin önünde zor bir görev var.

Genç Suudiler'in, büyük ihtimalle anne ve babalarınınınkiyle aynı standartlarda yaşayamayacağı, daha az petrole bağımlı bir ekonomiye geçişe nezaret etmesi gerekiyor.

Gençlerin kamuda garanti işleri olmayacak ve özel sektörde de daha sıkı çalışmak zorunda kalacaklar.

Barınma masraflarındaki artış genel bir şikayet, sağlık ve eğitim de özelleştirilmeye başlanıyor.

Batılı gözlemciler uzun süredir Suudi Arabistan'ın en nihayetinde halka dağıttığı ekonomik yardımları kesmek zorunda kalacağını ve bunun da daha fazla siyasi hak verilmesi baskısını beraberinde getireceğini söylüyor.

Ancak MBS, farklı bir model öneriyor gibi görünüyor.

Uygulamada "Daha sıkı çalışın, sistemi eleştirmeyin ama daha fazla eğlenin" diyor.

Komşu Dubai'deki gibi, daha fazla siyasi özgürlük yerine daha fazla sosyal özgürlük öneriyor.

Sinemalar da bunun bir parçası.

Ama Suudiler gerçekten daha liberal bir toplum istiyor mu?

Suudi yetkililer, uzun yıllardır halkın muhafazakâr olduğunu, şimdiyse daha açık, dinamik ve teknoloji teknoloji meraklısı bir toplum izlenimi verdiklerini söylüyor.

Aslında, Suudi Arabistan'daki sosyal tutumlar çok çeşitli.

Büyük bir toprak parçasına yayılmış insanların çok farklı yaşam deneyimleri ve gelir düzeyleri var.

Bir milyondan fazla Suudi ülke dışında eğitim görürken, diğerleri yoğun biçimde geleneksel kültürlerini yaşıyor.

Özellikle kadınların yaşamları birbirinden çok farklı. Çünkü eğitim görme, seyahat etme ve çalışmalarına erkek vasileri, evli değillerse babaları, evlilerse kocaları karar veriyor.

Hükümet, kadınların otomobil sürme yasağına son verir ve yıllardır yasaklanan konserleri ve filmleri teşvik ederken, değişimin hızı ve ülkenin geliştirmesi gereken kültür türleriyle ilgili bir tartışma yapılıyor.

Bu tartışma, konu kadın haklarına geldiğinde özellikle yoğunlaşıyor.

Mesele filmlere geldiğindeyse, teknoloji zaten sinema yasağını bir saçmalığa dönüştürmüştü.

2014'te yapılan bir ankete göre Suudi kullanıcıların üçte ikisi her hafta bir kez internette film izliyor. Her 10 Suudi'den 9'unun akıllı telefonu var.

Suudiler, Bahreyn ve Dubai'ye yapılan ucuz uçak seferleriyle oradaki sinemalara gidebiliyor.

Devlet havayolu şirketi Suudi Havayolları uçuşlarında film gösteriyor. Ancak çıplak kollar ve şarap şişeleri gibi "uygunsuz" görüntüler çoğunlukla buzlanıyor.

Ülkede spontane film festivalleri bile yapılıyor.

Ayrıca Suudiler film yapmaya da başladı. Wadjda filmi Cannes'da Altın Palmiye ödülü aldı. "Barakah Barakah ile buluşuyor" adlı bir romantik komedi de çekildi.

Suudi hükümetinin bir araştırmasına göre, halk geçen yıl diğer Ortadoğu ülkelerinde eğlence ve konaklamaya 30 milyar dolardan fazla para harcadı.

Bu rakam, Suudi Arabistan'ın Gayrisafi Yurtiçi Hasılası'nın yüzde 5'ine yakın.

Petrol geliri düşer ekonomide yeni sektörler canlandırılmaya çalışılırken, eğlence sektörünü açıp, istihdam yaratabilecek bu parayı ülke içinde tutmak gibi gayet açık bir ekonomik argüman var.

Aslında Suudi Arabistan'da açılan ilk sinemaların sahibi de uluslararası zincir AMC ile ortaklığa giden Suudi varlık fonu.

Hükümet sadece sinema açmıyor, bunlardan kâr elde etmeyi de umuyor.

Aslında doğru soru "Neden şimdi?" yerine, "Neden bu kadar uzun sürdü?" olabilir.

Aslında yasağın hiç kamuoyunun tutumuyla ilgisi yoktu. Muhafazakâr sosyal politika, kısmen nüfuzlu din adamlarını tatmin etmek için tasarlanmıştı.

Bu gayriresmi pazarlıkta din adamları otoriteye boyun eğilmesini vaaz ediyor, karşılığında sosyal yaşam ve aile hukukunda büyük bir etkiye sahip oluyorlardı.

Bu din adamlarının siyasi ve sosyal rolleri değişiyor.

Evet, devletin atadığı din adamları hala görevlerinde, hala muhafazakâr görüşlerini vaaz ediyorlar ancak siyasi liderlerin kararlarına saygı gösteriyorlar.

2017'de ülkenin baş müftüsü, sinameların "utanmazca ve ahlakdışı" filmler gösterebileceğini ve iki cinsiyetin bir arada olmasını teşvik edebileceğini söylemişti.

Eskiden böyle bir karar tartışılırdı, ancak artık durum bu değil.

Din adamları ülkenin kuruluşundan beri, otoriteye sosyal onay ve boyun eğişe yardım eden önemli kanaat önderleri olarak görülmüştü.

Ama din adamlarının sosyal nüfuzu aynı zamanda, bir şeye karşı çıktığında halkın önemli kesimlerini peşlerinden sürükleyebilmeleri anlamına da geliyordu.

Ülkenin mevcut lider kadrosu, aşırılık yanlısı İslamcılara ilham verseler de, siyasi gücü paylaşmak için daha barışçıl talepler dile getirseler de din adamlarının güçlenmesinin siyaseten tehlikeli olduğunu düşünüyor.

Hükümet, din adamlarının geçmişe kıyasla daha az güç ve nüfuza sahip olacaklarının işaretlerini veriyor.

Riyad'daki sinemada yapılan ilk gösterim de, eğlence ve dinlence sektörünün, derin siyasi, ekonomik ve sosyal hareketliliği gözler önüne serebileceğini gösteriyor.

Bu makale BBC'nin isteğiyle kurum dışından bir uzmana yazdırıldı.

Jane Kinninmont kendisini bağımsız bir siyasi enstitü olarak tanımlayan Chatham House'un Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı'nın Başkan Yardımcısı.