Dünya

Suriye'de son durum: Türkiye'nin askeri harekât planı sahayı nasıl şekillendiriyor?

Gazeteci Fehim Taştekin Türkiye'nin Suriye'deki askeri harekât planının sahayı nasıl şekillendirdiğini yazdı

16 Kasım 2021 12:47
Fehim Taştekin

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye'ye yeni askeri harekât için hazırlıklara başlayıp tezkereyi Meclis'ten geçirmesinin üzerinden üç hafta geçmesine rağmen beklenen hamle gelmezken operasyon planının sahaya önemli yansımaları oldu.

10 Ekim'de Mare'da bir asker ve iki polisin hayatını kaybettiği saldırıdan sonra Fırat Nehri'nin batısında Menbic ve Tel Fırat, doğusunda Kobani, Ayn İsa ve Tel Temir'in hedefe konulduğunu gösteren açıklamalar sürerken belli yerlere askeri sevkiyatlar yapıldı.

Bu süreçte temas hatlarında "atış serbest" denildi. Fakat bu hareketlilik bir askeri harekâta dönüşmedi.

Rusya ve ABD yeni bir harekâta yeşil ışık yakmadıkları gibi sahada önleyici ya da caydırıcı pozisyonlara yöneldi. Müdahale hazırlıkları, ABD ile ortaklığı koruyan Kürtlerin liderliğindeki Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi'ni seçeneklerini yeniden değerlendirmeye itti.

Rus-Amerikan hamleleri ne anlama geliyor?

Bu kritik tırmanış karşısında Amerikan tarafı Kürtlere desteğin sürdüğünü hissettiren bazı adımlar attı.

2019'daki Barış Pınarı Harekâtı'ndan beri daha güneyde Deyr el Zor ve Haseke kırsalında varlık gösteren Amerikan güçleri M-4 yolunun doğu yakasını tutan Tel Temir'e asker konuşlandırdı. Bu hamle Türkiye'ye "Gelme" mesajı olarak algılandı.

13 Kasım'da ise Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Ethan Goldrich başkanlığında bir ABD heyeti bölgeye gitti. Heyet Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, Suriye Demokratik Meclisi Başkanı İlham Ahmed ve Yürütme Meclisi Eş Başkanları Berivan Halid ve Abdulhamid el Mehbaş'la görüşüp desteğin süreceğini teyit etti.

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie de Afganistan senaryosunun Suriye'de tekrarlanmayacağını göstermek için 10 Eylül'de Mazlum Abdi'ye konuk olmuştu.

Rusya ise İdlib'e karşı Kobani pazarlığı yaptığı iddialarına rağmen Kürtlere "Türkiye ile anlaşma olmadı" mesajı verdi. Daha önemlisi bununla yetinmeyip sahada caydırıcı kapasite artışına gitti.

Rusya, Haseke'nin kuzeybatısı, Tel Temir, Ayn İsa, Kobani, Menbic ve Halep'in kuzeyinde temas hatlarına doğru Suriye ordusu ile askeri tatbikatlar yaptı. Bu sırada Rusya, ABD'nin kontrol sahası olarak görülen Fırat'ın doğusundaki Kamışlı Havaalanı ile Rakka tarafındaki Tabka Hava Üssü'ne savaş uçakları indirdi.

Hatta Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne göre Tabka'ya S-300 füze savunma sistemi yerleştirildi.

Ayrıca Fırat'ın doğusu ve batısında Türk ordusu ve "Suriye Ulusal Ordusu" milisleriyle temas hatlarında Rus askeri polis güçlerinin sayısı artırıldı.

El Vatan gazetesine göre Suriye ordusu da Tel Rıfat ve Halep'in kuzeybatısında yeni sevkiyatlarla güçlerini tahkim ederken Kobani tarafında Türkiye sınırına yeni birlikler gönderdi. Bu durum Kürtlerin kontrol ettiği alanların peyderpey Suriye ordusuna bırakıldığı anlamına geliyor.

Bütün bu hamleler Rusya'nın artık Suriye ordusunun bulunduğu alanlara Türkiye'nin girmesini istemediği ve Fırat'ın doğusundan gelip Halep üzerinden Lazkiye'ye inen M-4 otoyolunu etkileyecek yeni bir saha gerçekliğine izin vermeyeceğini gösteriyor.

Rusya, Kürtleri nereye götürüyor?

Rusya, Türkiye'nin müdahale baskısını avantaja çevirdiğini gösteren iki şey yapıyor:

Birincisi sınır hatları başta olmak üzere Suriye ordusunun Fırat'ın doğusundaki varlığını artırıyor.

İkincisi ise Kürtleri Şam'la uzlaşmaya itecek koşulları olgunlaştırıyor.

2018'de Zeytin Dalı Harekâtı henüz başlamadan önce Kürtlerin Afrin'i Suriye ordusuna bırakması yönünde yürütülen pazarlıklar başarısız olmuş; Rusya sonunda Türkiye'ye yol vermişti. Ertesi yıl Barış Pınarı Harekâtı sırasında ise Kürtleri, Suriye yönetimine itme hamlesi kısmen sonuç vermişti.

Barış Pınarı Harekâtı'nı Ras'ul Ayn (Serê Kaniyê) ve Tel Ebyad (Grê Sipî) ile sınırlayan 22 Ekim 2019 Soçi Mutabakat Muhtırası, SDG'nin sınır hatlarını Suriye ordusuna bırakıp 30 km güneye çekilmesini temin ediyordu.

Ancak sahanın paylaşıldığı bu kısmi uzlaşıya rağmen özerk yönetim ve SDG'nin geleceğini belirleyecek müzakere sürecine geçilememişti.

Geçtiğimiz Ekim ayında Türkiye yeniden "Bir gece ansızın gelebiliriz" ayarına geçince Kürt temsilciler, Rusya'nın rolüne vurgu yapan ve çözümün adresinin Şam olduğunu belirten müzakereye daha istekli açıklamalar yaptı.

Bir süreden beri Amerikalılar, Türkiye'nin itirazlarını geriletmek ve Suriyeli rakip Kürtler arasında birliği sağlamak için SDG'nin PKK'li kadrolardan ayrışmasını, özellikle Türkiye'den gelenlerin bölgeyi terk etmesini istiyordu.

Ne var ki özerkliğin güçle çökertilmesi ihtimali karşısında Rusya'nın rolü ve Şam'la çözümün önemi öne çıktı. Bu iki kanala yönelik diyalogu sürdürmek için SDG'de görev değişimi gündeme geldi. Bu çerçevede teyit edilmese de birkaç sefer Mazlum Abdi'nin yerine Mahmud Reş'in adı geçti.

Mazlum Abdi'nin ABD'yle yakın mesaisinin Şam ve Moskova nezdinde sorun teşkil etme ihtimali bu değişiklik arayışının bir yüzünü; "general" ödülüyle yıldızlaştırılmasının örgüt içinde yol açtığı endişeler de öteki yüzünü oluşturuyor.

Nihayetinde Türkiye'nin operasyon tazyikine paralel olarak Kürtlerin Ruslarla toplantıları sıklaştı.

Kürtler Türkiye'nin müdahale planının önlenmesi konusunda ABD ve Rusya'ya umut bağlarken Şam'la yeni bir diyalog girişimine peşinen "Evet" dedi. Hatta Şam'da görüşmelerin başladığına dair haberler geldi. Fakat Ankara'nın PKK çizgisindeki Kürtlerin denklemde kalmasını sağlayan bu tür bir sürece de tahammülü yok.

Rusya ve ABD arasındaki gelgitler nereye kadar?

Zor zamanlarda özerk yönetimdeki aktörler, ABD ile Rusya arasında denge gözeten siyasette ayar tutturmakta zorlanıyor.

Kürtlerin Ruslara yöneldiği bir sırada ABD'den gelen bölgenin terk edilmeyeceği ve Türkiye'nin olası askeri harekatlarına karşı yeşil ışık yakılmadığı yönündeki mesajlar Şam'la diyalog arayışının biraz tavsamasına yetti.

Hatta yerel kaynaklara göre Eylül'de önce Moskova sonra Washington'da görüşmelerde bulunan İlham Ahmed, Moskova'ya planlanan ikinci geziyi Türkiye'ye karşı Rus-Amerikan pozisyonlarının sonuçlarını görmek için biraz sürüncemeye bıraktı.

Bununla birlikte Rusya ile ABD arasında sıkışan Kürtlerin tercih yapmasını kolaylaştıracak yeni bir durumdan söz edilebilir.

ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 16 Haziran'da Cenevre'deki ilk görüşmeden sonra Suriye özelinde Rus-Amerikan diyaloğu Moskova'nın izlediği stratejinin önünü açacak şekilde ilerliyor.

Rus hava unsurlarının Fırat'ın doğusuna taşınması karşısındaki Amerikan sessizliği Suriye dosyasının Rusya'ya bırakılma eğilimini teyit ediyor. İlham Ahmed başkanlığındaki heyetin Washington'dan Şam'la diyalog fikrine destek alarak dönmesi de bunun bir diğer teyidi.

Şarkul Avsat gazetesine göre Biden yönetimi Suriye'de önceliklerini nihayetinde belirledi. Buna göre yeni strateji Donald Trump döneminin aksine İran'ın Suriye'den çıkarılması hedefini kapsamıyor.

ABD'nin Suriye'nin kuzeydoğusunda kalmaya devam ederek Irak-Şam İslam Devleti'yle (IŞİD) savaşı sürdürmesi, insani yardım geçişinin garantilenmesi, ateşkesin korunması, insan haklarının desteklenmesi, kitle imha silahlarının önlenmesi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı karar uyarınca çözüm sürecinin ilerletilmesi yeni öncelikler olarak sıralanıyor.

Hedeflerle ilgili profili düşüren bu yaklaşım kaçınılmaz olarak Rusya'nın oyun kuruculuğuna daha fazla alan açıyor. Biden'ın yeniden Suriye Özel Temsilcisi atamayıp dosyayı verdiği Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk, Arapların Şam'la normalleşmesini bloke etmek yerine bu adımların koşullara bağlanmasından yana.

Kürtlerin statü arayışını Şam'a taşıması da bu yaklaşımla çatışmıyor. Ve McGurk bu diyaloğu Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Verşinin ve Suriye Özel Temsilcisi Aleksander Lavrentyev ile yürütüyor.

Erdoğan'ın McGurk'u doğrudan hedef almasının nedeni Kürtlere yakın görülen bir bürokrat üzerinden Suriye dosyasının Amerikan-Rus sahasına dönmüş olmasıydı.

Erdoğan 13 Kasım'daki son açıklamasında "Sınırlarımızın üzerine kurduğumuz güvenlik hatlarını birleştireceğiz" diyerek Fırat ile Dicle arasındaki bölgeyi tamamen kapatma hedefinden vazgeçmediğini vurgulamış oldu.

Mevcut koşullar buna izin vermese de müdahale planının sürekli gündemde tutulması sahayı şöyle ya da böyle şekillendirebiliyor.