Gündem

'Sığınmacı sorunu sadece Avrupa’da çözülemez'

Sığınmacı krizi ile Avrupa’nın mülteci politikaları bugün yine Alman basınından seçtiğimiz yorumların odak noktasında. Bir yorum da Fukuşima’daki nekleer facianın 5'inci yıldönümü ile ilgili.

09 Mart 2016 23:08

Üç Balkan ülkesinin daha sınırlarını mültecilere kapatmasıyla Balkan güzergahı fiilen kullanılamaz hale geldi. Süddeutsche Zeitung yorumunda konuya ilişkin şu görüşlere yer veriyor:  

“Başbakan Merkel’ın sürekli altını çizdiği Avrupalıların birlikte çözüm üretmesi değil, ulusal devletlerin tek başına aldıkları bariyerler ve dikenli teller gibi Merkel’ın hep eleştirdiği önlemler Orta Avrupa ülkelerine nefes aldırdı. Merkel birçoklarının hayran olduğu temiz politikacı imajını korurken, diğerleri kirli işlere soyunmak zorunda kaldı. Bunu da Almanya’ya yardım etme amacıyla değil, Avrupa konusunda hayalperest olmadıkları için yaptılar. Örneğin Idomeni’deki gibi çadır kamplarda yaşanan sığınmacı sefaletinden sorumlu olanlar, Birlik içinde sığınmacılardan başka paylaşılacak bir şey olduğunda hemen oraya üşüşen AB ülkeleridir.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung'un yorumuna geçiyoruz:

“Berlin’in bir yandan ‘tüm sığınmacıların sınırlardan kolayca geçmesine son verilmesi zamanı gelmiştir’ demesi, öte yandan sığınmacılar bunu denediklerinde eleştiri yöneltmesi çelişkili bir durum. AB Komisyonu Başkanı Tusk haklı. Balkan ülkelerinin sınırlarını kapatma girişimi AB’nin son kararlarıyla uyumlu ve bunlara Almanya da onay verdi. AB ülkelerinin son döneme kadar açık olan sınırlarını kapatmasıyla birlikte sığınmacıların
bir yerlerde tutulmasına ve kısmen buralardan sınırdışı edilmelerine karar verilmiştir. Bu işlemin şimdi transit güzergahın orta kısmında da gerçekleşecek olması Türkiye’nin Avrupalılara işbirliği elini uzatmasına sebep olmuştur. Zira Ankara kendi topraklarında da yığılmalar olacağından endişe etmektedir. Sonuçta Merkel belki de istediği şeyi kopartacaktır; çünkü Balkanlar’da da artık pazarlık başlamıştır.”
 
Volksstimme adlı Magdeburg kentinde çıkan gazetenin Avrupa’nın sığınmacı politikalarına ilişkin yorumunda ise şu satırları okuyoruz:

“AB belli bir konseptten yoksun olduğu sürece yasadışı göçle mücadeleyi Türkiye’ye bırakması akılcı olabilir. Ama uzun vadede Recep Tayyip Erdoğan’ın eline isteklerini kabul ettirmek üzere istediği zaman devreye sokabileceği önemli imkanlar geçmiş oluyor. Angela Merkel tamamen Türkiye’ye oynamamalı! Avrupa’nın sınırlarını güvence altına almada yeniden başına buyruk hale gelmesi gerekir. Schengen’in ilk başlardaki vaatleri bu yöndedir. Bu da aslında Erdoğan’ın yapacağı ‘kirli işi’ Avrupa’nın kendi başına yapması, yani tüm yasadışı ekonomi göçmenlerini derhal sınırdışı etme ve ülkelerine gönderme anlamına gelecektir. Bu aynı zamanda
sığınmacıların güvenli yollardan ve belirli bir zaman sınırlamasıyla Avrupa’ya gelmeleri anlamı da taşır. Ancak sığınmacı sorunu sadece Avrupa'da çözülemez. Çökmekte olan ülkelerde güvenlik bölgeleri ve kamplar oluşturulması BM’in, AB’nin ve ABD’nin ekonomik ve askeri görev alanı içinde bulunmaktadır.” 

Kölner Stadt-Anzeiger gazetesi ise farklı bir konuyu, Fukuşima’daki nükleer facianın 11 Mart’taki beşinci yıldönümünü yorum sütunlarına taşımış:

“Tüm Japonya’da dayanışma girişimleri olmasına rağmen Japonların çoğu 2011 yılındaki tüm bir kıyı şeridini etkisi altına alan nükleer kâbusu geride bırakmak istiyor. Radyasyona maruz kalmış olan tüm bir bölge, güvenliğe önem veren, kendisini hep en iyi kalite mallar üreten bir teknoloji toplumu
olarak görmek isteyen Japonya için hâlâ kanayan bir yara! Bu da Başbakan Shinzo Abe’nin normale dönüş çağrısında diretmesinin başlıca nedenlerinden biri. Abe, Japonların ülkeleri
hakkında yeniden gurur duymalarını istiyor. Bu nedenle de Japonya halkının büyük bölümünu radyasyon sızmış
Fukuşima’nın iyileştirilmesi pek de ilgilendirmiyor.”