Gündem

Sendikalı işçiler: Öncelik anayasa değişikliği mi, haklar mı?

16 Nisan'da yapılacak anayasa değişikliği referandumuna yönelik tutumlarını öğrenmek için sendikalı işçilerle bir araya geldik. İster taşeron işçiler ister tekstil sektörü çalışanları ya da metal işçileri olsun, çoğu sendikalı işçi, Türkiye'deki siyasi si

05 Nisan 2017 17:24

16 Nisan'da yapılacak anayasa değişikliği referandumuna yönelik tutumlarını öğrenmek için sendikalı işçilerle bir araya geldik.

Türkiye'de sigortalı işçilerin sadece yüzde 12.18'i sendikalı.

Resmi Gazete'de Ocak 2017'de yayımlanan verilere göre Türkiye'deki işçi sayısı 12.6 milyon. Sendikalı işçi sayısı ise 1.5 milyon.

Türkiye'de 100'ün üzerinde sendika var.

Bu sendikaların bağlı olduğu konfederasyonlardan biri olan Türk-İş (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu) anayasa değişikliği referandumunda takınacakları tavır hakkında bir açıklama yapmadı.

'evet'ten yana tavır alırken DİSK (Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) ise 'hayır' diyor.

Gerek konfederasyonlara gerek bağımsız sendikalara üye işçilerle konuştuğumuz zaman ise hem 'evet' hem 'hayır' yanıtını duyabiliyoruz.

Ancak ister taşeron işçiler ister tekstil sektörü çalışanları ya da metal işçileri olsun, çoğu sendikalı işçi, Türkiye'deki siyasi sistemden bağımsız olarak benzer hak taleplerini dile getiriyor.

İlk durağımız Bakırköy Belediyesi. DİSK'e üye taşeron işçilerle konuşuyoruz.

Çoğu referandumda 'hayır' diyeceğini söylüyor.

Belediye'de şoför olarak çalışan 38 yaşındaki bir DİSK'li, 'hayır' gerekçesini şöyle açıklıyor:

"İş güvencesinin olmadığı, kuralsız, sendikasız, güvencesiz çalışma devam ediyor. Avrupa'da, dünyada iş kazalarında öndeyiz. Açlık sınırının altında bir asgari ücretle çalışmaya mahkum ediliyoruz. Çalışma koşullarının yasal dayanaklarıyla ilgili geri gidiyoruz. Bunun bize yarar değil, kıdem tazminatlarımıza müdahale ile zarar olacağını düşünüyoruz."

Taşeron işçisi Hasan Arslan ise "İki yıl önce bize vaat edilen taşeron yasasında 'Size kadro vereceğiz' sözlerinin hiçbiri gerçekleşmedi" diyor ve ekliyor:

"Ekmek, özgürlük, eğitim istemek teröristlik ise biz de teröristiz, o yüzden hayır diyoruz."

Yalova'da düzenlenen bir eğitim konferansında ise Hak-İş'e bağlı işçilerle bir araya geliyoruz.

Burada genel olarak 'evet' cevabını işitmek mümkün.

38 yaşındaki Tuğrultan Çağdaş, Kocaeli Belediyesi'nde çalışan bir işçi.

Çağdaş, koalisyon dönemlerini ve kriz zamanlarını gördüğünü, yeni gelecek sistemle bu dönemlere göre büyümenin daha iyi olacağı gerekçesiyle 'evet' diyeceğini açıklıyor.

Çağdaş, yeni sistemden çözülmesini istediği taleplerini ise iş cinayetlerinin önlenmesi, çalışanların gelir vergisi adaletsizliğinin ve kıdem tazminatı uygulamasındaki mağduriyetlerin giderilmesi olarak sıralıyor.

Kocaelili Çağdaş, taşeron işçilere dair sorunların da çözülmesi gerektiğini vurguluyor:

"Yan yana çalıştığımız arkadaşlarımızın ücret farklılıkları var, bu bizi rahatsız ediyor. 'Eşit işe eşit ücret' sendikaların genel prensibidir, bu gerçekleşmiyor. Taşeronların da bizlerin olduğu gibi toplu iş sözleşmesi hakkı ve iş güvencesi olsun istiyoruz. Kanala beraber girdiğimiz, beraber kaynak yaptığımız arkadaşlar. O da emekçi, ben de emekçiyim."

Kocaeli Derince Belediyesi'nde çalışan işçi Mustafa Polat da "Ben kadrolu işçiyim, benim yanımda çalışan arkadaşım da aynı şartlarda çalışsın. Aynı işi yapıyorsun ama ikramiye geldiği zaman arkadaş sana az da olsa yan bakıyor. Onların da ailelerine huzurlu bir şekilde ikramiye götürmesi lazım" diyor.

Polat, referandumdaki tavrını ise, "Evet, evet, evet! Çünkü biz Cumhurbaşkanı'mıza güveniyoruz. Sonuna kadar yanındayız. 15-16 yıldır yaptıkları ortada. Herkes elini vicdanına koysun ya! En basitinden şu Kocaeli'ni bir örnek alsınlar" diyerek açıklıyor.

Bir diğer durağımız Aksaray'daki İşçilerin Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (İŞÇİ-DER).

Herhangi bir sendika çatısı altında mücadele etmek istemedikleri için dernek kurduklarını açıklayan İŞÇİ-DER Başkanı Adnan Kondak, üyelerinin siyasi tercihleri hakkında konuşmadıklarını belirtiyor.

Ancak Kondak mevcut hükümete işçilerin haklarını korumak adına hiçbir yasa yapmadıkları eleştirisini de yöneltiyor.

Dernek üyeleri ile sohbetimiz sırasında Avukat Cemre Aşkar işçilerin sorunlarını şu şekilde sıralıyor:

Tekstil sektöründe çalışan emekçilerin bağlı olduğu Bağımsız Tekstil ve Deri Işçileri Sendikası'nın (Bağımsız-Sen) Merter şubesine sabah saatlerinde gidiyoruz.

Kimi işçiler gece vardiyasından çıkmış, yorgun argın sabah çaylarını yudumluyor.

Kahvaltı eşliğinde referandum hakkında konuşuyoruz. Aralarında MHP'li (Milliyetçi Hareket Partisi) olup 'hayır' oyu verecek olan da var, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın icraatlarını beğendiği için gönül rahatlığıyla 'evet' diyen de...

'Hayır' diyeceğini söyleyen Sazak Demir, anayasadaki değişikliklerin gelir adaletsizliğine yönelik olmadığını söylüyor.

Demir aynı zamanda, "Hak-İş gibi hükümete yakın sendikaların üye sayısı artarken muhalif sendikaların üye sayısı azalmış. Türkiye'de muhalefet edilemeyecek bir vaziyete düşüyoruz. Patronla pazarlık yapıp patronun şartlarını kabul eden sendikaların üye sayısı artıyorsa sıkıntı var. Ya işçiler kandırılıyor, ya da işçiler inandırılmak zorunda bırakılıyor" açıklamasında bulunuyor.

Yıllardır tekstil sektöründe çalışan Sıdıka Kılıç ise "Sayın Cumhurbaşkanımız ne demişse hepsini gerçekleştiriyor" diyerek 'evet' diyeceğini açıklıyor.

Kılıç sohbetimiz sırasında anayasa değişikliğinin yanı sıra Türkiye'de 'neden hep zenginin zengin, hep fakirin fakir' kaldığının konuşulması gerektiğini de ayrıca vurguluyor.

20 yıldır tekstil sektöründe çalışan Aşkın Koca ise 'hayır' diyen kadın işçilerden.

Anayasada çocuk ve kadın hakları lehine değişiklik yapılması gerektiğini söyleyen Koca, sendikalı olmanın yararlarını ise şöyle anlatıyor:

"Dört yıldır Bağımsız-Sen'deyim. Baktım ki bizim çok hakkımız varmış. Buna rağmen biz kadın işçiler olarak hala istediğimiz yerde değiliz. Patron işyerinde yaptığı tadilatı göstererek vergisinde düşüş gerçekleştirebiliyorken ben bir işçi olarak evimdeki tadilatı vergimden düşüremiyorum."

DİSK'e bağlı Birleşik Metal İşçileri Sendikası'nın (Birleşik Metal-İş) Kartal şubesine gidiyoruz. Burada da hem 'evet' hem 'hayır' yanıtlarını duymak mümkün.

Referandumda 'hayır' diyecek işçilerden 39 yaşındaki Dilek Turan da kadın işçilerin taleplerine değiniyor:

"Kadın istihdamının önünü açtıklarını söylüyorlar ama esnek çalışma saatlerinden çok bizim istediğimiz kreş. Kadın istihdamı ancak kreş ile olur."

Turan aynı zamanda şirketindeki grev kararının 20 Ocak tarihinde engellendiğini sözlerine ekliyor.

37 yaşındaki Çiğdem Köklü, "İşçi hep geri planda, işçinin hakkı hiç verilmiyor" diyerek kadın işçiler açısından çalışma saatlerinin çok uzun olmasının sıkıntı yarattığını anlatıyor.

'Hayır' diyecek işçilerden 26 yaşındaki Can Yıldız ise "Mevcut sistemde örgütlendiği takdirde işçi sınıfının en azından bir mücadele alanı var. Başkanlık sisteminde bunun olabileceğini hiç düşünmüyorum" diyor.

44 yaşındaki işçi Mustafa Er ise 'evet' diyeceğini söylüyor; ancak kıdem tazminatı ile ilgili sorunların çözülmesinden yana.

Birleşik Metal-İş'te işçilerin sıraladığı sorunlar arasında vergi kesintileri, emeklilik yaşının yüksek olması, sistemin sermayeden yana bir seyir izlemesi, işçiye bankaların kredi vermemesi, ekonomik büyümeden işçi sınıfının pay almaması yer alıyor.

Özellikle iş cinayetlerinin önüne geçilmemesi, herkesin hemfikir olduğu önemli bir sorun.

Can Yıldız'a göre işçilerin sorunlarına çözümün meclisten geleceğine dair artık inançları kalmamış:

"Bunu ancak toplumsal bir muhalefet oluşturarak sağlayabiliriz. Şu an koltuklarında hiçbirisi tedirgin değil, ne muhalefeti ne iktidarı. Bunu rahatsız edecek örgütlülük önemli."