Gündem

Savaş, abluka, kolera ve açlığın pençesindeki Yemen

Yemen'in başkenti Sana'da düzenlenen bir hava saldırısında en az 35 kişi hayatını kaybetti. BBC muhabiri Nawalal-Maghafi, Yemen'de yıldır bitmeyen savaşın ve Suudi Arabistan tarafından uygulanan ablukanın yol açtığı göç. açlık, hastalık ve yokluklar içind

29 Nisan 2018 20:30

Yemen'in başkenti Sana'da düzenlenen bir hava saldırısında en az 35 kişi hayatını kaybetti. İsyancı Husiler saldırının Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçlerince düzenlendiğini söylüyor. Ülkede 2 yıldır süren savaşın yol açtığı gıda ve tıbbi malzeme sıkıntısı insanların günlük yaşamına damgasını vuruyor. BBC'den Nawal al-Maghafi ülkeyi bir baştan bir başa gezdi ve yıkımı gözlemledi.

Samira çocuğunu kurtarmak için geç kalmış olabileceğinin farkında olan bir annenin umarsızlığıyla, derme çatma bir kolera kliniğine dönüştürülmüş olan okul binasına doğru koşuyordu.

Buraya gelebilmek için kucağında çocuğuyla kilometrelerce yol yürümesi gerekmişti çünkü başka bir şekilde getirebilecek parası yoktu.

Sedyelerden birine koşarak 18 aylık kızı Orjowan'ı yavaşça yatırışını, sonra doktorlara onu kurtarmaları için yalvarışını izledim.

Gözlerinde sadece çaresizlik değil çok belirgin bir bitkinlik de vardı.

Samira bu son iki yıl boyunca hayatta kalabilmek için durup dinlenmeden, yorulmadan mücadele etmişti.

Solgun ve bitkin bebek Orjowan ise yaşıtlarının yarısı kadar kalmış, kaburga kemikleri tek tek sayılabiliyor.

Samira ve ailesi savaşın en büyük üç felaketini atlatarak buraya kadar gelebilmişti: Göç, açlık ve kolera.

Yemen'de savaş yüzünden yerinden yurdundan olan, evini terk eden 3 milyona yakın insan arasında Samira ve ailesi de var.

Evleri Suudi Arabistan'ın başını çektiği, bu savaşta Husi hareketine karşı Yemen hükümetini destekleyen çok uluslu güce mensup uçaklar tarafından bombalanmış.

Yemen'deki yaklaşık yarım milyon çocuk gibi Samira'nın çocukları da açlık ve aşırı yetersiz beslenme sonucu iyice zayıf düşmüş. Samira kendisi de yetersiz beslendiği için Orjowan'ı emziremiyor.

Ona sadece bulabildiği küçük miktarlardaki süt tozunu -kolera bakterisi taşıyan- suyla karıştırarak verebilmiş.

Kaygıyla sedyedeki bebeğe bakarken göz yaşlarına boğuluyor.

"Onun için elimden gelse herşeyi yaparım. Kardeşimden yardım isterdim, ama o da yardım edemiyor, o da çok çaresiz."

O anlatırken sedyede yatan Orjowan o kadar bitkin ki ağlayamıyor bile. Samira umarsız bir şekilde çocuğunun tükenmiş acı içindeki bedenine bakıyor.

Ne yazık ki Samira'nın anlattıkları müstesna olaylar değil. Yemen'deki seyahatim sırasında benzeri nice hikâye dinledim. Gittiğim her yerde çaresiz, acı çeken, savunmasız insanlarla karşılaştım.

Ülkenin Husi isyancıların kontrolündeki kuzeyinde, her biri koleraya yakalanmış hastalarla tıka basa dolu çok sayıda klinik gördüm. Bunlardan birinde aynı aileden 18 kişinin yattığına tanık oldum.

Söylediğim inanılmaz gibi gelebilir ama bu gördüklerim şanslı olanlardı çünkü en azından tedavi görebilecekleri bir yere erişebilmişlerdi.

Şu ana kadar koleradan ölenlerin sayısının 2 bini geçtiği ve hastalığa yakalananların sayısının ise 540 bine ulaştığı tahmin ediliyor.

Savaş yüzünden ülkedeki sağlık tesislerinin yarıdan fazlası ya kapalı ya da tam kapasite çalışamıyor ve bu da yaklaşık 30 milyon nüfuslu ülkede 15 milyon insanın sağlık hizmetinden yoksun olması anlamına geliyor.

Şehirlerden daha kırsal daha uzak köylere doğru gittiğinizde durum daha da kötüleşiyor.

En yakın sağlık hizmetine 4,5 saat mesafedeki bir köye gittik. Burada kolera belirtileri gösteren hastaların evlerinde ya da ortak alanlarda serilmiş yataklarda sıra sıra yattıklarını gördük.

Köy sakinlerinden Abdullah ile kız kardeşi Hind'e neden hastaneye gitmediklerini sordum. Cevap vermeye bile mecali zor yeten Abdullah "Bizi götürecek bir araç tutmaya paramız yok" dedi ve ekledi "Savaş herşeyimizi elimizden aldı."

Yemen hep yoksul bir ülkeydi ama Yemenliler için durum hiç bu kadar vahim olmamıştı.

2,5 yıldır devam eden savaş Birleşmiş Milletler'in artık resmen "dünyanın en büyük insani krizi" dediği felaketi yarattı.

BM şu anda 7 milyon Yemenlinin gıdaya erişiminde ciddi sıkıntı olduğunu söylüyor.

Yemen'in 27 milyon nüfusunun dörtte üçü şu anda bir tür insani yardım olmadan yaşamını sürdüremez durumda.

Ama durumu anlamak için bu istatistiklere de ihtiyaç yok. Gittiğim her yerde sokaklar daha önce bu ülkede hiç görmediğim sayıda dilenen insan doluydu.

Hudeyda'dan geçerken durduğum bir kavşakta aracımın çevresini onlarca dilenci kuşattı.

İçlerinden yaşlı bir kadın camdan gözünü gözüme dikmiş bana bakıyordu.

Arabanın camını indirdiğimde kadın bana "Hayat bizi böyle çaresiz bıraktı işte. Oğullarım işsiz kaldı. Ben de hayatımın son günlerinde onları beslemek için böyle dileniyorum" dedi.

Kamu çalışanlarının bir yılı aşkın süredir maaş alamadığı ülkede, bu kadının anlattıkları, trafik polislerinden öğretmenlere kadar kendilerini ve çocuklarını doyurabilmek için dilenmek zorunda kalan milyonlarca Yemenlinin dramını yansıtıyor.

Suudi Arabistan ve müttefikleri tarafından 2015 yılında Yemen'e uygulanan abluka ülkeye gıda, uluslararası yardım ve yakıt girişini büyük ölçüde engelledi.

Ülkeye deniz yoluyla ulaşabilen küçük miktardaki ihtiyaç ise haftalarca gemilerden karaya indirilemiyor çünkü bir zamanlar Yemen'in en işlek limanı olan Hudeyda'daki vinçler bombardıman sonucu kullanılamaz hale gelmiş.

ABD hükümetinin geçen yıl Aralık ayında BM Gıda Programına hibe ettiği vinçler ise, deniz yolundan ülkeye girecekken ablukayı sürdüren Suudi koalisyonu tarafından engellendi.

Hudeyda'yı ziyaretim sırasında karşılaştığım Dünya Gıda Programı Başkanı David Beasley yardımları denetliyordu.

Bana "Gıda ve diğer yardımlar savaşın silahı haline getirilmemeli, barışın aracı olmalı" dedi ve kaygıyla ekledi:

"Eğer bu vinçler ablukayı geçemez ise yüzbinlerce Yemenli çocuk ölecek."

Ülkeye giren gıda ve yardımını azaltmasının ötesinde, bu abluka dağıtım maliyetini de o kadar yükseltti ki dükkanlara erişebilen gıda ve ihtiyaç maddeleri Yemenlilerin büyük çoğunluğunun gücünün yetmeyeceği kadar pahalı satılıyor.

Yardım kuruluşları bile gıda yardımını ihtiyacı olanlara ulaştırmakta zorluk çekiyor çünkü ulaşım maliyetleri iletilecek gıdanın değerini aşmaya başlıyor.

Krizin dev boyutları ve aciliyetine rağmen BM'nin 2 milyar 900 milyon dolarlık acil yardım çağrısının sadece yüzde 30'u toplanabildi.

Bu arada Yemen sağlık bakanlığı isyancıların elindeki başkent Sana'nın havalimanının kapanmasının 10 bin civarında kişinin sağlık hizmeti alabilecekleri yerlere ulaşamadıklarından, tedavi edilebilecek durumdayken ölmesine yol açtığını bildirdi.

Suudi Arabistan ve müttefikleri ablukayı, Yemen'e silah sokulmasını engellemek için koyduklarını söylüyor ve savaşta kasten sivilleri hedefledikleri suçlamalarını reddediyorlar.

Yemen'de nereye giderseniz gidin inanılmaz boyutlarda bir gıda ve ilaç sıkıntısı var.

Buna rağmen savaşın politik realiteleri nedeniyle ülkenin kendi kendine bu insani krizle başetmesi mümkün görünmüyor.

Bütün bunlar isyancı Husiler ve müttefiklerinin Yemen'in yaşadığı bu trajedide sorumluluğu olmadığı anlamına gelmiyor.

Onlar da insan hakları grupları tarafından zaman zaman sivilleri öldürmekle, savaş hukukunu çiğnemekle ve yardım dağıtımına engel olmakla suçlandılar.

Seyahatimin başlarında karşılaştığım Samira ve bebeği Orjowan'a, daha sonra köylerinde görüştüğüm Abdullah ve kız kardeşi Hind'e ve komşularına ne olduğunu bilmiyorum.

Koleranın trajedisi hem çok kolay tedavi edilebilmesi ama hem de tedavi edilmezse hızla ölüme yol açabilmesi.

Yemen'in karşı karşıya bulunduğu insani felaketin en can yakıcı tarafı da bunun tamamiyle ve hiç lüzumu yokken tamamen insan eliyle yaratılmış bir kriz olması.

Tanık olduğumuz bütün acılar ve çileler, aslında savaşın tarafları ve dış destekçilerinin siyasi iradesi olsa birkaç gün içinde dindirilebilir.

Durum buyken, uluslararası diplomasi Yemenlilerin acılarına son vermeyi başaramadığı sürece, onların yaşam koşulları hayal etmesi bile güç boyutlarda kötüye gidecek.