Gündem

Prof. Murat Belge: Akil İnsanlar Heyeti hep birlikte istifa etmek isteseydi ben karşı çıkardım

Akil İnsanlar Heyeti'nden istifa eden Prof. Murat Belge: Öcalan bence serbest olmalı ama Kürt bölgesinde durumu düzene koymaya çalışırken İzmir'de isyan çıkarırsan olmaz

30 Haziran 2013 16:01
Prof. Murat Belge, Gezi Parkı eylemleri nedeniyle Akil İnsanlar Heyeti'nden istifasına dair "Gezi parkında ortaya konan tavrın şahsıma olduğunu düşündüm ve harekete uğradığımı hissettim. Birlikte çözüm yapacağımız kişi bana hakaret etmeye başladığı zaman anladım ki birlikte çözüm yapamayacağız" dedi. "Eğer bütün Akil İnsanlar Heyeti hep birlikte istifa etmek isteseydi ben karşı çıkardım" diyen Belge, çözüm için özerkliğin Türkiye çapında kurulması gerektiğini belirtti. "Abdullah Öcalan bence serbest olmalı" diyen Prof. Belge, "benimle aynı fikirde olmayan biri sürü insan var" notu düşerek "Kürt bölgesinde durumu düzene koymaya çalışırken İzmir'de isyan çıkarırsan olmaz" ifadesini kullandı.
Murat Belge, Taraf'taki köşesinde de Başbakan Erdoğan'ın Gezi Parkı süresince kullandığı söylemi eleştirerek "Bu olayları “provoke eden” biri varsa, o biri bizzat Başbakan’dır" dedi. 
Prof. Murat Belge'nin Yeni Şafak'tan Büşra Sönmezışık'a verdiği söyleşinin ilgili kısmı şöyle: 
 

'Özerklik kurulmalı' 

 
Sizin çözüm öneriniz ne?
Risklerini göze alarak özerkliğin yapılması. Ama bunu tüm Türkiye için yapmalısınız. Sadece Siirt değil Uşak'ta bulunan halk da kendi valisini seçmeli. Ve bu özerkliği etnik temelli bir federasyon haline getirmeden yapılması gerekiyor. Türkiye'nin federatif devleti olmasından yana değilim. Federasyon sisteminin temeline etnikselliştirdiğinde uzun vadede farklılığı ve ayrılığı yeniden üreten bir temeldir. Etnitize ile tanımlanmayan 'vatandaşlık' temeli olabilir.
Yeni anayasa içeriği ne olmalı?
Benim için ideal anayasa kolektif değil bireysel hakların tam olarak karşılandığı bir anayasadır. Ben Kürdüm veya ben Türküm ayrımını sürekli akla gelmeyecek düzeyde olmasıdır. Bu nedenle anayasada Kürtlerin kurucu halk olma ibaresinin yer almasını önemsemiyorum.
 

'Öcalan bence serbest bırakılmalı ama...' 

 
Öcalan'ın serbest bırakılması isteği yerine getirilebilir bir istek mi?
Bence bırakılmalı. Tabi şöyle bir durum var: toplumda inançlar ve değerler var. Öcalan'ın serbest bırakılması öyle kolay istenebilecek bir şey değil. Benimle aynı fikirde olmayan biri sürü insan var. Bu kişileri hesaba katmadan aklına estiğini yapamazsın. Kürt bölgesinde durumu düzene koymaya çalışırken İzmir'de isyan çıkarırsan olmaz. Bunu Kürtlerin de hesaba katması lazım. Bunları hesaba katmadan konuşan çok insan var.
 

'Erdoğan, hakaret edince birlikte çözüm yapamayacağımızı anladım' 

 
Heyette bulunan kişilerle uyum sorunu yaşadınız mı?
Olmadı. Derin görüş ayrılığı benim akilliği bırakmam oldu.
Raporun verilmesine üç hafta kala akilliği bıraktınız. Neden?
Gezi parkında olanlardan dolayı Başbakanın gösterdiği anti demokratik tutum nedeniyle istifa etme kararı aldım. Gezi parkında ortaya konan tavrın şahsıma olduğunu düşündüm ve harekete uğradığımı hissettim.
Deniz Ülke Arıboğan köşe yazısında sizin için 'Biz de bu süreç içinde barış ve huzur için çok hakarete uğradık. Kendini demokrat bizi yandaş konumuna soktu' dedi…
Ama bu başka bir şey. Birlikte çözüm yapacağımız kişi bana hakaret etmeye başladığı zaman anladım ki birlikte çözüm yapamayacağız. Halk tepki gösterebilir, hakaret de edebilir. Kendimi demokrat yapma gibi bir niyetim yoktu. Öyle düşünseydim başında reddederdim. Ayrılma kararını çok zor verdim. Gezi parkı meselesi çıktığından beri kıvranıyorum. Birlikte rapor yazmak için toplandığımızda grup beni kalmaya ikna etti.
 

'Süreçten sonra ayrılmayı düşünemedim' 

 
Süreci sonlandırdıktan sonra ayrılmayı neden istemediniz?
Düşünemedim. Buna duygusal bir karar da diyebilirsin. Ben doğru yaptım herkes benim gibi yapsın gibi bir iddiam yok. Bütün o laflardan sonra orada oturmak bana anlamsız geldi. Gezi Parkı konusunu konuşmadan o işi yapmayı kendime yediremem. Protesto ettim.
 

'Tüm heyet istifa etmek isteseydi ben karşı çıkardım' 

 
Bu direk Başbakan'a yapılan bir protestoysa toplumu ilgilendiren bir meselede süreçte askıya almak daha doğru olmaz mıydı?
 
Belirgin bir örnek var. Başbakan 'Sayın Abdullah Öcalan'a özgürlük' diyen bir topluluğa karşılık, 'Terörist başının fotoğrafını neden koydunuz' gibi bir soru soruyor. Bu ikisini bir araya getirmek mümkün değil. Biz bu barışı Kürtlerle yapıyoruz. Kürtlerde Öcalan'a terörist başı dendiği zaman barış süreci biter. Kimseyi suçlamak gibi bir niyetim yok benimki tamamen bireysel ve duygusal alınmış bir karar. Şu var, eğer bütün akil insanlar heyeti hep birlikte istifa etmek isteseydi ben karşı çıkardım.
 

'Gezi'yi 'provoke eden' biri varsa, o bizzat Başbakan’dır'

 
Murat Belge, Taraf'taki " Oyuna gelmek" başlıklı köşe yazısı yazısında da Başbakan Erdoğan'ın söylemlerini eleştirdi. Belge'nin bugün (30 Haziran 2013) yayımlanan yazısı şöyle: 
Başbakan, “Samimi eylemciler oyuna alet oldu,” demiş. Oysa ortada oyun moyun yok. Klasik “komplo” mantığı içinde bir şeyleri bir şeylere bağlamak, örneğin başka ülkelerden öğrencileri yakalayıp bunları “casus” diye teşhir etmek gibi komikliklerden başka bir şey yok ortada. Büyük bir ihtimalle “interest group” lafının yanlış tercümesinden kaynaklanan esrarengiz bir “faiz lobisi”nin de ne olduğu, kimlerden teşekkül ettiği belli değil. Bu ülkede en çok kazananlar bankalar olmuş; onlar mı lobi? Onlarsa, on bir yıllık AKP iktidarında buraya gelmişler...
Varsa kanıt, çıksın ortaya. Bu kuru sıkı lakırdılar, nişan almadan atışlarla bir yere varılmaz.
Evet, Türkiye’de büyük bir olay oldu. Evet, orada kesilen az sayıda ağaçla bu olayın büyüklüğü arasında da bir orantısızlık var gibi görünüyor. Öyle göründüğü için yok “faiz lobisi”, yok “uluslararası komplo” gibi hayalî heyûlalar icat etmeye kalkarsanız, bunu yapan Başbakan’ın kendisi olabileceği gibi ne pahasına olursa olsun onu ve yaptıklarını savunmak zorunda olduğunu sananlar da olabilir, olmuş olaya tamamen yanlış bir teşhis koyarsınız, sonra da bu yanlışınızın üstüne yenilerini ekleye ekleye devam edersiniz.
Bu olayları “provoke eden” biri varsa, o biri bizzat Başbakan’dır. Belirli bir kültür içinde, belirli değerlerle yaşayan insanların bu değerlerine ve genel yaşama üslûplarına müdahale ederek onları provoke etmiştir. Bunun önemlice parçası sözeldir, bir konuşma üslûbunun sonucudur. “Bu ülkede isteyen içkisini içiyor. Kimse de buna karıştırmayacaktır” diyebilirsiniz. “İsteyen tıksırıncaya kadar içiyor” demeyi seçtiğinizde başka bir şey söylüyorsunuz. O iki cümle artık aynı anlama gelmiyor. Bu “tıksırma” işini daha önce konuştuğumuzda bazı AKP’li dostlarım, “Onun için özür diledi,” demişlerdi. Nasıl diledi bilmiyorum; Başbakan, pek öyle özür dileme yeteneğini geliştirmiş biri izlenimini bırakmıyor. Ama bu yeni evrede, “İki kadeh içen alkoliktir”, “İki ayyaşın yaptığı yasa” diyerek herhangi bir şey dilemediğini kanıtladı.
Tabii bunun ardında bildiğimiz liste var: kürtajdan “dindar nesil” yetiştirmeye, “ucube”den “AVM’li kışla”ya!
Ama bu sözel saldırılar somut edime de dönüşüyor, fırsat çıktıkça. Rektöre bizzat telefon edip “Orada içki mi satılıyor” diye soran vazifeşinas bir Başbakan’ımız var. Kanunlar çıkıyor bir yandan ya da ona gerek kalmadan kaldırımda masa toplanıyor. Mütehakkim bir eda, otoriter bir duruş, “Her şeyin en doğrusunu ben bilirim” tavrı... Gezi’de eyleme çıkanların değerleri var, dünya görüşleri var, bu arada bellekleri de var. Bu birikimi hep birlikte yaşayarak edindik.
Ve Topçu Kışlası inadıyla karşılaştık. Sabah karanlığı polis terörü, çadır yakma vb. Birçoğumuzun ayakları Taksim’e doğru yürümeye başladı. O aşamada her şey düzeltilebilirdi: zaten Gül, Arınç, Topbaş yumuşatma çabasına girmişlerdi. Ama Başbakan Tunus’tan ateşlenmiş bir havan olarak Gezi’nin ortasına düşmekten geri kalmadı. Bundan sonra her sözüyle insanları kışkırttığı gibi, “destan yazan” polislerine verdiği sertlik talimatlarıyla da gerilimi artırdı. Burada artırdığı gerilimlere kendi mitinglerini toplayarak cevap vermeye girişti.
Yapılmaması gereken ne varsa yaptı Başbakan. Sakinleşip de “Ben ne yaptım?” diye bakınca, görünen manzara iç açıcı ya da kıvanç verici değil. Onun için de şimdi bize “dış mihrak” gerek, “bira kutusu” gerek. Böyle şeyler gerek.
“Yanlış yaptım. Yanlış yaptık” demek kolay değildir, biliyoruz. Ama bari yanlış yolda yürümek üzere inat etmeyin.