Gündem

Prof Dr. Adem Sözüer: Terörist tanımı ceza hukukuna tecavüz eden bir kavramdır

Adalet Komisyonuna danışmanlık yapan Prof. Dr. Adem Sözüer, 'terörist' tanımının içeriğinin belirgin olmaması nedeniyle ceza hukukuna tecavüz eden bir kavram olduğunu öne sürdü

21 Ocak 2013 10:24

 

Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun hazırlnmasında Adalet Komisyonu'na danışmanlık yapan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı  Prof. Adem Sözüer, Radikal gazetesinden Ezgi Başaran'ın sorularını yanıtladı. ÇHD üyesi avukatların kapılarının kırılarak gözaltına alınmasını eleştiren Sözüer, İstiklal mahkemelerinden 12 Eylül yargılamalarına kadar geçen sürece işaret etti ve "Türkiye’deki hiçbir hâkim ve savcı normal ortamda yetişmedi" dedi. Bu hafta meclsi gündemine gelecek olan terörizmin finansmanına yönelik yasa tasarısı ise Sözüer'e göre 11 Eylül hukukunun sonucu.
 
İşte Adem Sözüer'in Ezgi Başaran'ın sorularına verdiği yanıtlardan bir bölüm
 
Cuma günü sabaha karşı 16 avukat gözaltına alındı. ÇHD avukatlarından Taylan Tanay’ın evine kapı kırılarak girildi. Ne düşünüyorsunuz?
 
Her yerde arama yapılabilir. Fakat bunun belli kural ve usulleri var. Suçüstü gibi, olağandışı bir durum varsa, bir evde A, B’yi öldürüyorsa o noktada arama iznine gerek yoktur. Normal bir saatte gelip arama emrini göstererek işinizi yaparsınız. Aksi halde kişilerin evlerine sabaha karşı girmek, kapıyı kırmak, hem hukuka hem de usule aykırıdır.
 
Hukuka aykırıysa neden sıklıkla yapıldığının açıklaması nedir?
 
Kişiyi korumak için konulmuş bazı kurallar dolanılarak salt kişiyi rahatsız etmek için kullanılabilir. 
Yaptığınız iş kanunun kelimelerine uygun olsa bile, öyle yaparsınız ki tam aksi sonuç verir. Örneğin yeni CMK’ya göre hâkim kararı olmadan arama yapamazsınız. Hâkimden karar alırsınız ama aramanın belirli usullerine uymazsınız. Olağandışı bir durum olmamasına rağmen kapı kırarsınız. Bir kişiyi gözaltına almak için elinizde delil olmalı. Delil varsa, o kişiyi evine gidip gözaltına almanız da gerekmez. Davet edersiniz, gelir. Gelmezse, zorla getirmek söz konusu olur. Sadece bu yakından tanıdığım avukat arkadaşlarla ilgili değil, ne zaman bir vatandaşa sabaha karşı arama-gözaltı uygulansa hukuka uygun olmadığını düşünürüm.
 
Siz yeni CMK’yı hazırlayan Adalet Komisyonu’na danışmanlık ederken bu halleri öngörmemiş miydiniz?
 
Biz çok baskınlar görmüştük. İnsanların evlerine polis köpekleriyle girildiği, yataklarından zorla alındığı dönemleri biliriz. İşte bu olağandışılıklar bitsin diye yeni CMK yapılmıştı. Son bulmadıysa sorun kanunlarda değil, başka yerde. Bazı alışkanlıkların devam etmesinde. Örneğin, hangi suçun örgütlü olup olmadığına hâlâ kolluk karar veriyor. Ve örgütlü suç tanımına soktuğunuzda tüm soruşturma kuralları değişiyor. Telefon dinleme, teknik takip mümkün hale geliyor.
 
Bu, kanunla engellenemez miydi?
 
Bunu engelleyecek kişi savcıdır, mahkemedir, Yargıtay’dır, HSYK’dır. Şu ana kadar bu kurumların hiçbiri kolluğa dönüp “Burada örgütlü suç olmamasına rağmen siz bu soruşturmayı niye böyle yaptınız” demedi. İkinci mesele tutuklama. Türkiye’deki tutuklamaların yüzde 99’u hukuka aykırıdır. 
3. Yargı Paketi’nde tutuklama için gerekçenin gerekliliği maddesi konduğu zaman daha önce yapılan gerekçesiz tutuklama kararlarının kanuna uygun olduğu algısı oluştu ve o güne kadar alınmış gerekçesiz kararlar bir bakıma aklandı. Halbuki hepsi mevcut kanuna aykırıydı. Ama HSYK bunların hiçbiri için gerekçesiz tutuklama kararı veren hâkime ya da savcıya soruşturma açmadı. Ya da Yargıtay kurulduğundan beri hangi tutuklama kararı gerekçesizdir diye bir eleştiri yazdı?
 
Yargıtay ve HSYK bugün mü böyle yoksa hep mi böyleydi?
 
Cumhuriyet kurulduğundan beri böyle.  Önce İstiklal Mahkemeleri ve Tunceli Mahkemesi vardı. Sonra Yassıada Mahkemeleri’ni kurduk. Ve bir linç yargılaması yapıldı. Bir nesil ‘Böyle de yargılama yapılırmış’ diye yetişti. Sonra 12 Mart mahkemeleri geldi. Son nesil de 12 Eylül yargılamalarıyla yetişti. Yani Türkiye’deki hiçbir hâkim ve savcı normal ortamda yetişmedi.
 
Terör örgütü üyesi olmaktan yargılanan öğrenci, gazeteci ve avukat sayısının bu kadar çok olması ülkeyle ilgili ne diyor?
 
Anormallik olduğunu.  Bunu anormal bulmak onların darbe hazırlığı yapıp yapmadığıyla ilgili bir fikir içermez. Zaten terörist tanımı ceza hukukuna tecavüz eden bir kavramdır çünkü içeriği belirgin değildir. O yüzden de gücü elinde bulunduranların farklılıkları tasfiye etmek için kullandığı bir araca dönüşür. Ve bugün çok önemli bir eşikteyiz.
 
Nedir?
 
Terörizmin finansmanı diye bir kanun yapılmaya çalışılıyor. Ve bu kanunun yapılması için dünyadaki büyük güçler Türkiye’ye baskı kuruyor. Sonucu son derece vahim olabilir. Çünkü eğer bu kanun çıkarsa, o büyük devletlerden birinin istihbarat örgütleri bir kişi ya da şirketle ilgili bilgi verdiğinde, ortada hiçbir suç şüphesi, hâkim kararı olmaksızın o şirketin ya da kişinin tüm malvarlığı dondurulacak. Bunun için yabancı bir istihbarat kurumunun “A kişisi/kurumu terörü finanse ediyor” demesi yeterli olacak. Böylelikle hoşa gitmeyen her firma batırılabilir. Türkiye bu kanunu çıkarmamak için çok direndi ama daha ne kadar direnir bilmiyorum. Önümüzdeki perşembe günü Adalet Komisyonu’nda görüşülecek. Tüm parlamentonun buna dur demesi lazım. 11 Eylül hukukudur bu.
 
Her an herkesin bir örgüt üyeliğinden ya da terörist suçlamasıyla hapse düşebileceği gibi bir endişe var. Haklı bir endişe mi?
 
Aynı DGM’de olduğu gibi elimizde yüzlerce, binlerce örgüt davası var şimdi. Bir toplumda bu kadar çok örgüt davasının olması bir anormalliğin göstergesi. Ve bu anormalliği kanunu değiştirerek çözemezsiniz. İlla da bu yöntemle çözmek istiyorsanız, çok daha açık yazarsınız: ‘Salt örgüt üyeliği nedeniyle tutuklama yapılamaz.’ Bu tek maddeyle Türkiye’de binlerce insan serbest kalır.
 
Sizce bu uygun bir madde mi?
 
Bu gidişata dur demek istiyorsanız ve hukukçuların kanunları doğru uygulanmasını sağlayamıyorsanız, bunu yapabilirsiniz. Ama yarın öbür gün basın kalkar ‘Adam örgüt üyesi, elini kolunu sallayarak dolaşıyor’ diye manşetler atar. Bana göre eğer kişi şiddete bulaşmadıysa, yeri yurdu belli bir kişiyi tutuklamanın anlamı yok. Bakın benim bir öğrencim var, şu anda tutuklu. Ben bu çocuğu yurtdışında bilimsel araştırmalara götürdüm. İstanbul Üniversitesi’ndeki tüm öğretim üyeleri tanıyor. Hiçbir olayla ilgisi olmayan bir çocuk. Bir gün hastaneye tedavi olmaya giderken, bir gösteriye denk geliyor. Kendi ifadesiyle gösteriye katılmıyor, velev ki katılsın. Orada yakalanıp tutuklanıyor. Neden? Örgüt üyeliğinden. Çantasında simidi ve özel hastalığıyla ilgili hastaneden aldığı reçetesi bile var.
 
Bu günlerde öğrenciler için çok tanıdık bir hikâye…
 
Bu çocuk dava açılıp derdini anlatana kadar bir sene geçecek. Daha hâkimin bu dosyaya bakma fırsatı bile olmamıştır. Şimdi bizim bu kadar yatırım yaptığımız bir insanın hayatından çalınan günlere bakın. Her gece bu öğrencimi düşünüyorum.