Gündem

OHAL intiharları: 9 ayda en az 37 kişi kendini öldürdü

15 Temmuz darbe girişiminden bu yana meslekten ihraç edilen, açığa alınan ve hapse atılan en az 37 kişi yaşamına son verdi. Son olarak dün açığa alınan polislerden ikisinin intihar haberi geldi.

29 Nisan 2017 14:47

15 Temmuz darbe girişiminden bu yana çoğu Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkisi olduğu iddiasıyla 145 bin civarında kişi meslekten ihraç edildi ya da açığa alındı.

Açığa alınanlar arasında barış imzacısı (Barış İçin Akademisyenler bildirisi imzacısı) olan ya da muhalif sendikalara üye olan çok sayıda kişi de var.

20 Temmuz'dan bu yana basında yer alan haberlere dayanarak BBC Türkçe'nin elde ettiği verilere göre, açığa alınan, tutuklanan ya da meslekten ihraç edilen çeşitli meslek gruplarından -çoğu kamu görevlisi- en az 37 kişi intihar etti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba da bugün yayımlanan OHAL intiharları raporunda ise, 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana 35 intihar tespit ettiklerini açıkladı. Ulusal ve yerel basın yayın kuruluşlarında yer alan haberler, polis tutanakları ve resmi makamların açıklamaları derlenerek oluşturulan raporda, "Bu yalnızca bir durum tespitidir. Araştırmalar devam etmektedir" ifadeleri yer aldı.

Son olarak dün yapılan polislere yönelik operasyondan sonra iki intihar haberi daha geldi. Açığa alınan 9 bin 103 polis memurundan ikisi ikisi haberi aldıktan kısa süre sonra Ankara ve Osmaniye'de yaşamlarına son verdiler.

24 farklı ildeki bu intiharların neredeyse yarısında, devletin tahsis ettiği beylik tabancaları kullanıldı. 8 kişi ise tutuklu ya da gözaltında iken cezaevi ya da nezarethanede intihar ettiler.

Ayrıca Karabük'te polis memuru Zeki Cezayirlioğlu ve Trabzon'da başkomiser Fatih Ezber, suçsuzlukları ispatlanıp göreve iade edilmelerine rağmen, yaşadıkları bunalımdan çıkamayarak mesleğe döndükten sonra intihar etti.

Çorum'da bir okulda müdür yardımcısıyken açığa alındıktan sonra, 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde intihar eden Ergülü Yıldız'ın kardeşi Bekir Yıldız BBC Türkçe'ye yaptığı açıklamada, "Haksızlığa uğramış hissediyoruz. Biz memlekette dik duran insanlarız. O yüzden kimse bize FETÖ'cü diyemez" diye konuştu.

Hükümet ise ilk günden beri OHAL kapsamında çıkarılan ve birbirinden bağımsız pek çok konuda düzenleme getiren KHK'ların, Fethullah Gülen cemaatiyle mücadele konusunda gerekli olduğunu savunuyor.

Toplu olarak meslekten ihraçlara ilişkin hükümet yetkililerinden zaman zaman, 'At iz it izine karıştı', 'Sapla samanı iyi ayırmak gerekiyor', 'Kurunun yanında yaş da yanıyor' gibi açıklamalar gelse de, OHAL'de birbiri ardına yayımlanan 21 KHK'da ihraçlar devam etti.

15 Temmuz'dan sonra fiili olarak darbe girişiminde yer almayan, ancak cemaat üyesi olabileceği düşünülen binlerce kişinin de ihraçla 'cezalandırılmasının' ne kadar hukuka uygun olduğu da tartışılan konular arasında yer alıyor.

Bu konudaki sorularımızı yanıtlayan Sağlık Bakanı Yardımcısı Ahmet Baha Öğütken, "İhraç edilen kişiler her ne kadar 'Onlarla birlikte hareket etmiyorduk, elebaşları biz değiliz' deseler de, bu yapıda bir görev almışlardır ve artık devlette çalışamazlar. Diplomalarını da ellerinden alabilirdik, ama ekmekleriyle oynamadık" diyor.

TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu üyesi ve AKP Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan ise, bu tartışmaların 'mağduriyet yaratma çabasından' öteye gidemeyeceğini savunuyor:

"Kamuoyunda yaratılmak istenen, 'suçsuz yere mağdur edildik' rüzgarını iyi bulmuyorum. Halka alenen silah sıkmış, bizzat darbenin içinde bulunmuş kişiler arasında bile şu ana kadar suçunu kabul eden yok. Toplumda bir mağdur psikolojisi yaratılmaya çalışılıyor. Asıl mağdurlar şehitlerimiz, gazilerimiz ve hala travma yaşayan Türk milletidir."

Birkan, ayrıca kamudaki ihraçların geleceğe dönük idari önlemler olduğunu söylüyor:

"Bu terör örgütünün Türkiye'de hem sosyal hem siyasi hayata ciddi müdahaleleri oldu. 28 Şubat, Ergenekon ve Balyoz davaları, 17/25 Aralık süreci ve en son darbe girişimi... Hal böyleyken, hükümetimiz bir daha bunları yaşamamak için böylesine kompleks bir örgüte karşı mücadeleye girişti."

"Bunların ilk çıkardıkları derginin adı Sızıntı. Yani yaklaşık 40 yıldır devlete sızan bir örgüt mantığı var. Bununla ilgili önce devlette tasfiye başladı ve bunlar sürüyor. Her şeyi hukuk içinde yaparak bu örgütle mücadeleye çalışıyoruz."

"Hiçbir masumun mağdur olmaması için azami bir gayret gösteriyoruz. Ama bu örgüt öylesine bir örgüt ki, itirafçılık adı altında iftirada bulunan ve akla hayale gelebilecek her tür komployu kurabiliyor."

Çorum'un Sungurlu ilçesinde bir okulda müdür yardımcılığı yapan 21 senelik öğretmen Ergülü Yıldız, KHK ile açığa alınmasından sonra 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde evinde kendini asarak intihar etmişti.

Kardeşi Bekir Yıldız, abisinin, ölümünden kısa süre önce psikolojik sorunlar yaşamaya başladığını ve kimseyi tanıyamayacak kadar hafızasını kaybettiğini anlatıyor:

"Açığa alınmasını normalden fazla kafasına takıyordu. Maddi mavevi aile desteği haddinden fazlaydı ama aşamadı. Psikolojisi git gide bozuldu. 'Beni cezaevine atacaklar, size zarar verecekler' demeye başladı."

"Vefatından bir hafta önce aileden kimseyi tanıyamadı, çocuğa döndü. Hareketleri, bakışları değişmeye başlamıştı. Kendinde olmadığı bazı günler sokakta kaybolur, düşer kalır diye evde başında bekliyorduk. Açığa alındıktan 3-4 ay sonra intihar etti."

Yıldız, küçük bir ilçe olan Sungurlu'da abisinin açığa alındığı haberinin hızla yayıldığını ve hem abisinin hem de tüm ailenin sosyal yaşamdan dışlanmasına yol açtığını söylüyor:

"Abimin esas sıkıntısı insanların artık kendisiyle konuşmamasıydı. Artık abimin tanıdıkları sokakta yüz yüze gelince başını çeviriyordu. Aynı tavırları biz de hissediyoruz. Yani bir sürü kulp taktı bize insanlar. İlçede esnaf olduğumuz için her şeyi duyuyoruz."

Yıldız, abisinin ölümünden sonra ailenin tüm üyelerinin psikolojik destek alarak yaşadığını anlatıyor.

Bekir Yıldız abisinin iki nedenden ötürü açığa alındığını anlatıyor:

"Abim için bazı kişiler 'özel okulda ders veriyor' diyerek ilçe milli eğitime şikayette bulundu. Özel okul deyince de millet Fethullah'ın okulu sanıyordu. Bu kadar basit, hiç araştırma yoktu. Bu süreçte adalete gücümüzün yetmeyeceğini, bir şey tutturamayacağımızı bildiğimiz için üstüne düşmedik."

"Abim, itiraz için gittiği yerlere 'Ben Sağlık Koleji'nde ders veriyorum, Fethullah Gülen cemaatiyle alakası yok' dedi ama ispat edemedi. İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü 'Bir şüphe vardır, çık, çık' diyerek odasından kovdu."

"Bir de burada özel ilkokul olarak sadece bir tane okul var, o da Fethullah'ın. Abim de küçük çocuğunu, devletin ailelere özel okullar için verdiği maddi teşvik ile o okula gönderdi."

Yıldız, abisinin Çorum'da tüm resmi kurumlara gittiğini ama hepsinden 'OHAL dönemindeyiz, açıklanacak bir şey yok, süreç böyle ilerliyor' cevabı alarak kovulduğunu söylüyor.

Açığa alındıktan sonra intihar eden bir kişi de, İzmir Katip Çelebi Hastanesi doktorlarından Orhan Çetin.

Çetin'in beraber büyüdüğü çocukluk arkadaşı Muhammet, Çetin'in zorluklar içerisinde okuyarak doktor olduğunu ve hayatının hiçbir döneminde cemaatle ilişkisi olmadığını söylüyor:

"Biz birlikte büyüdük, 20 senedir arkadaşız Orhan'la. Ne bizim, ne ailelerimizin cemaatle işi olmadı. Evet hepimiz inançlı insanlarız, namazında niyazında, ibadetlerini yerine getiren insanlarız. Ama cemaatlere ihtiyaç duymadık."

"17 Şubat Cuma günü hastane tarafından açığa alındığı tebliğ edilmiş. Karar hastaneye Çarşamba günü verilmiş olmasına rağmen hastane yönetimi Orhan'a söylemek için Cuma iş çıkışına kadar beklemiş. Orhan da açığa alındığını öğrendikten sonra mesai bittiği ve araya haftasonu girdiği için hiç bir yetkiliye ulaşamamış."

Orhan Çetin, açığa alınmasını takip eden Pazar günü, yani iki gün sonra hastaneye giderek, 10. katta sigara içmek için kullanılan odanın penceresinden atlayarak intihar etti.

Çetin'in ölümünden sonra Muhammet bazı sosyal medya paylaşımlarında, 'FETÖ olmasaydı zaten doktor olamazdı' şeklinde yorumlara denk geldiğini, ancak tam tersi Çetin'in doktor olabilmek için küçük yaştan itibaren hem çalışıp hem okuduğunu anlatıyor:

"Orhan babasını hiç tanımadı. Ortaokuldan beri Antalya merkezdeki evlerinde abisiyle ikamet ediyordu. Hiçbir özel ders almadan ve dershaneye gitmeden Antalya'da Metin Nuran Çakallıklı Anadolu Lisesi'ni kazandı. Antalya'da yazları otellerde çalıştı, kendi kendine para kazandı. Otelden kazandığı parayı bir kuruş harcamadan üniversite harçlarını kendisi ödedi."

"Orhan'ın okumak için aç kaldığı günleri, kışın hem okuyup hem ayakkabısız terlikle işe gittiği günleri iyi bilirim. Bu çocuk Fethullah Gülen cemaatinin sıcacık kaloriferli evlerinde uyuyup, beş kuruş para vermeden, oradan buradan gelen yardımlarla her gün et yiyerek doktor olmadı."

Muhammet, Çetin'in açığa alınmasına neyin sebep olmuş olabileceğine dair tek bir tahminleri olduğunu söylüyor:

"Orhanların yeni satın aldıkları evin sahibinin hesabı Bank Asya'daydı ve evin parasını Bank Asya'daki bu hesaba yatırmasını istedi. Orhan da ev sahibinin istediği gibi öyle yaptı. Fethullah Gülen cemaati ile bağlantı kurabilecekleri tek şey bu."

Sağlık Bakanlığı Bakan Yardımcısı Ahmet Baha Öğütken ihraçların hangi kriterlere göre yapıldığı konusunda sorularımızı yanıtlarken, en az bir kaç kriter uygulandığını söyledi.

Öğütken, ihraçların kişilerin banka hesabı, Bylock kullanımı ve mensubu olduğunu sendika gibi bilgilerin toplandığı bir yazılımla yürütüldüğünü anlatıyor:

"O gece darbe gerçekleşseydi, bunlar bizim bir tanemizi sağ bırakmayacaklardı. Türk milletine karşı o kadar kinlenmişlerdi. Biz de bu yapıyla bütün bağlantılarını resmi olarak tespit ettiklerimizi görev dışı bıraktık."

"Bulundukları hastanede araştırmalarını yaptık, 7 kişi ile görüşüp en az 5'inin beyanı üzerine ihraç ettik. Ayrıca polisten ve MİT'ten aldığımız bilgilerle Bylock bağlantılarını inceledik. Bunları tamamen adil olarak incelediğimizi, işlemleri hukuk bazında sürdürdüğümüzü düşünüyorum."

Öğütken, ihraç konusunda hiçbir kriterin tek başına belirleyici olmadığını söylüyor:

"En önemli kriter, kişilerin 17/25 Aralık'tan sonra yeni açılan sendikaya bilerek ve kasten üye olmalarıdır. Ayrıca o tarihlerde FETÖ başının 'Bu bankaya para yatırın' demesiyle, gücü olan yüksek meblağlarla gücü olmayanın 200 liralık hesaplar açtıranları tespit ettik. Sadece Bank Asya'da parası var diye kimse işinden olmadı. Bunu destekleyen mutlaka ya istihbarat ya Bylock gibi başka koşullar vardı."