Gündem

Oda TV davasında tutuklanan Barış Pehlivan: Dündar ve Gül gazetecilik yaptığı için hapistedir

''Cemaat’le mücadele AKP’ye bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir''

28 Ocak 2016 14:49

Ergenekon soruşturması kapsamında açılan Oda Tv Davası'nda tutuklanarak 19 ay cezaevinde kalan Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, dün Can Dündar ve Erdem Gül hakkında bir kez müebbet, bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez de 30 yıl hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianameyi yazdı. Pehlivan, iddianamede bir suça rastlamadığına değinirken, yazısını ''Can Dündar ve Erdem Gül gazetecidir ve gazetecilik yaptığı için hapistedir'' sözleriyle bitirdi.

Pehlivan'ın yazısının tamamı şöyle:

“Ben burayı okumamış mıydım?”, “Eee, yani?”…

Tutuklu gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül hakkında hazırlanan iddianameyi okurken, düzenli olarak bu sözler döküldü ağzımdan. 

Yaklaşık 7 saatimi aldı 473 sayfayı okumam. 

Sözü iddianame gibi uzatmayayım. 

İşte iki tutuklu gazeteci için hazırlanan iddianamenin Z Raporu... 

 

İlk sayfa

 

İddianamenin ilk sayfası çok şey anlatıyor. 

Şöyle ki… 

Kabul edilmesi için İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Bu seçim bilinçli, zira Selam Tevhid soruşturmasında usülsüzlük yapıldığına dair açılan dava söz konusu mahkemede görülecek ve iki gazetecinin davasının da bu dosyayla birleştirilmesi talep ediliyor. Talep eden, yani iddianameyi yazan isim, Terör Soruşturmalarından Sorumlu Başsavcıvekili İrfan Fidan. 

İddianamenin zamanlaması da önemli. Keza, “Selam Tevhid soruşturmasında usülsüzlük” davasının ilk duruşması 1 Şubat 2016’da başlayacak. Yani, daha ilk duruşma başlamadan mahkeme heyetinin önünde bir ek iddianame kondu. 

İddianamenin “müşteki” bölümünde birinci sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikinci sıradaysa kurum olarak Milli İstibarat Teşkilatı Müsteşarlığı (MİT) bulunuyor. 

Şüpheliler listesinde ise birinci sırada Erdem Gül, ikinci sırada Can Dündar var. 

 

Tutukluyken de ‘’suç’’ işliyorlarmış!

 

İki gazeteciye yapılan suçlamalar şöyle aktarılıyor: 

“Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen yada tamamen engellemeye teşebbüs etmek, silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek isteyerek yardım etme” 

Bu oldukça ağır suçlamaların gerçekleştirildiğinin iddia edildiği tarih ise oldukça tartışmalı. Zira Savcı Fidan bu “suçların” 3 Aralık 2013 - 11 Ocak 2016 tarihleri arasında işlendiğini ileri sürüyor. Bu tarihlerin ne anlama geldiğini iddianamenin içinde ararken şunları görüyoruz:

Can Dündar’ın 3 Aralık 2013 tarihinde Cumhuriyet’te yayınlanan “Siyasette Nasıl Geldiysen Öyle Gidersin” başlıklı yazısı ile “suç işleme” başlıyor… 

Yine Can Dündar’ın tutuklu olduğu Silivri Cezaevi’nde kaleme aldığı ve 11 Ocak 2016 tarihli Fransız Le Monde gazetesinde yayınlanan “Türkiye’de Erdoğan basını susturuyor” başlıklı yazısıyla “suç işleme” bitiyor. 

Evet, Savcı İrfan Fidan Cumhuriyet’in iki yöneticisinin tutuklanmalarına gerekçe gösterilen MİT TIR’larına dair yaptığı haberlerle başlatmıyor “suçun işlenmesini”. 17 Aralık 2013 tarihinde Cemaat tarafından gerçekleştirilen “yolsuzluk ve rüşvet operasyonu”ndan iki hafta önceye kadar götürüyor meseleyi.

Daha da çarpıcı olansa, gazetecilerin cezaevinde tutukluyken kaleme aldığı yazılarla da “suç işlemeye” devam ettiğini ileri sürüyor. 

 

‘’Görev vermiş diyorsam, vemriştir’’ iddianamesi

 

Girişi dışında ilk 72 sayfa boyunca Can Dündar ve Erdem Gül’ün adını dahi görmek mümkün olmuyor iddianamede. Zira, Savcı Fidan uzun uzadıya Selam Tevhid soruşturmasını anlatıyor. Okurken AKP-Cemaat arasındaki dershane krizinden Ekrem Dumanlı’nın köşe yazılarına, Fethullah Gülen’in açıklamalarından Erdoğan’ın danışmanlarının Selam soruşturmasında iddia edilen Kudüs Ordusu Terör Örgütü üyesi olmakla suçlanıp nasıl dinlendiklerine kadar sonu olmayan bir labirentin içinde gezdiriliyorsunuz. “Eee, yani?”leriniz ilk burada başlıyor. Nasıl bağlanacak Dündar ve Gül’e derken, 72. sayfada isimleri karşınıza çıkıyor. 

Ve Savcı başlıyor iddialarına… 

- 17 / 25 Aralık sürecinde iki gazeteciye görev verilmiş!

- MİT TIR’larının durdurulması sürecinde iki gazeteciye görev verilmiş!

- Reyhanlı ve Cilvegözü terör saldırılarında iki gazeteciye görev verilmiş!

Peki, kim vermiş bu görevleri?

“FETÖ / PDY Terör Örgütü!”

Nasıl mı vermiş? 

İkinci “Eee, yani?”leriniz tam da bu sorunun yanıtını ararken başlıyor. 

Zira iddianamede uzun uzadıya yine Selam Tevhid soruşturmasında yapılan usülsüzlük iddiaları anlatılıyor. 

Ve bu sırada yine birçok kez “Ben burayı okumamış mıydım?” sorusunu kendi kendinize sorarken buluyorsunuz. 

Zira, iddianame yazılırken “Ctrl+V” yani “yapıştır” komutunun takıldığı hissine kapılıyorsunuz. Öyle ki, onlarca satır sık sık birebir aynısı olarak karşınıza çıkıyor. 

Haksızlık etmeyelim, büyük çoğunluğu Can Dündar’ın olmak üzere yine onlarca köşe yazısına “bakın gördünüz mü, suç delillerini nasıl bulduk” havasıyla iddianamede yer veriliyor. 

Evet, iki kez müebbet hapsi istenen gazetecilerin tek "suç delili" olarak haberleri, röportajları ve köşe yazıları gösteriliyor. 

Ve sahi, neydi sorumuz?

Savcının “FETÖ / PDY Terör Örgütü” diye tanımladığı Cemaat’in, Can Dündar’a ve Erdem Gül’e görev verdiğinin kanıtı ne?

Yanıt: Yok!

“FETÖ / PDY Terör Örgütü'nün verdiği görevi yerine getirmektedir” deniyor, başka da bir şey denmiyor. 

Cemaat iki gazeteciye nasıl görev vermiş, nerede vermiş, ne zaman vermiş; yok bu soruların yanıtı. 

Bu nedenledir ki iddianamenin 211. sayfasında iki tutuklu gazeteciye itham edilen “FETÖ / PDY Terör Örgütü'nün, aracılar vasıtasıyla ellerine tutuşturduğu görüntüler” sözü havada kalıyor. Zira MİT TIR’ları görüntülerini Dündar ve Gül’ün “ellerine tutuşturulmasına” vasıta olan aracılar kim, 473 sayfalık iddianamede yazmıyor.  

 

İtiraf mı, bilinçaltı mı?

 

Tam da burada... 

Dündar ve Gül’ün oldukça zoraki bir biçimde Cemaat’le ilişkilendirilmeye çalışılmasını okurken, beni gülümseten bir yönü yazmasam olmaz. Savcı Fidan, özelde Recep Tayyip Erdoğan’ı genelde hükümeti hedef aldığını belirttiği Selam Tevhid soruşturmasının ne kadar hukuksuz olduğunu anlatmaya çalışırken, sık sık “ilgisi olmayan” ve “bilinçli olarak” ifadelerini kullanıyor. 

Ve düzenli olarak mealen diyor ki iddianamede Savcı; “Bu Cemaat’in yürüttüğü Selam Tevhid soruşturması o kadar boştu ki, içini doldurmak amacıyla ilgisi olmayan her şeyi bilinçli olarak koymuşlar ve böylece Erdoğan ve AKP’yi kriminalize etmeye çalışmışlar!” 

 

Casusluk ülkesi yok; hayır, İsrail var!

 

Yazının başında belirttik, Can Dündar ve Erdem Gül’e yapılan suçlamalardan biri de casusluk. Casusluk iddiası varsa, “hangi ülke için yapmışlar casusluğu” sorusu tam da burada yanıt bekliyor. 

Bekliyor beklemesine de, yok. Zira savcının da kafası karışık. Uzun uzadıya anlattıktan sonra “casusluğun” ne menem bir şey olduğunu, “kanaatimizce” deyip şöyle yazıyor iddianameye: 

“Kanaatimizce, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları ile ilgili olup da gizli kalması gereken her bilginin korunması ve hukuka aykırı şekilde temin edilmemesi gerekir. Failin siyasal veya askeri casusluk maksadını taşıyıp taşımadığı, suçun gerçekleşmesi bakımından yabancı bir devletin varlığını gerektirmez.”

Yani diyor ki mealen; “Adamların ruhunda casusluk var, casusluk yapacak devletleri olmasa da olur!” 

Hemen umudu kesmek de olmaz, Savcı İrfan Fidan iddianamenin 395. sayfasında büyük ve boldlanmış harflerle bir keşifte bulunuyor: 

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ YARARLARI ALEYHİNE, 

BAŞTA İSRAİL OLMAK ÜZERE; 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ MENFAATLERİNİN ÇATIŞTIĞI ULUSLARARASI 

GÜÇ ODAKLARI LEHİNE OLDUĞU AÇIKTIR.”

 

Erdoğan ile savcının çelişkisi

 

Biliyoruz ki, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün bugün Silivri Cezaevi’nde olmasının sözde “hukuki” süreci Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şikayet dilekçesiyle başladı. 

Ama tam da burada çarpıcı ve bir o kadar da önemli bir detay var. 

Zira, iddianamenin müştekisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği şikayet dilekçesinde Cumhuriyet’te yayınlanan MİT TIR’ları görüntüleri için “sahte” ve “gerçeğe aykırı” ifadeleri kullanılıyor. 

Gelin görün ki; Savcı İrfan Fidan’ın kaleme aldığı iddianamede ise, Cumhuriyet’in yayınladığı görüntülerin gerçek olduğu ama TIR’larda gizli yardım malzemesi taşındığı ileri sürülüyor. 

Yani… 

Yanisi şu: 

Cumhurbaşkanı’nın sahte olduğunu iddia ettiği görüntüleri Savcı doğru kabul ediyor; “ama yayınlayamazsınız” diyor. 

 

40 sayfalık alıntı

 

İddianamede göze çarpan 2 ayrı noktayı da not düşüp, sona gelelim. 

Birincisi, bu uzun iddianamede yaklaşık 40 sayfa “terör örgütü” kavramının tarihçesinden bugüne kadar ayrıntılı bir incelemesi de yer alıyor. 

Tam da “Savcı Bey çok çalışmış” derken, söz konusu 40 sayfanın Galatasaray Üniversitesi Kamu Hukuku bölümü Araştırma Görevlisi Faruk Turinay’ın Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nde 2015 yılında yayınlanmış  incelemesi olduğunu farkediyoruz Google sayesinde. 

Savcı Fidan’ın gözünden kaçmış olsa gerek, kaynak vermemiş. 

Ve…

Soruşturma kapsamında devlet yetkililerinin ulusal ve uluslararası görüşme kayıtlarının dosyada bulunması gerekçe gösterilerek, yargılamanın tamamının kapalı oturumda yapılması isteniyor. Yani basından, dolayısıyla kamuoyundan gizli bir yargılamanın yapılması talep ediliyor mahkemeden.

 

Sonuç

 

İçinde X-1’den X-12’ye kadar mahlas verilmiş MİT mensuplarının ifadelerinin de yer aldığı, ekseriyetinde Cemaat’in ne kadar kötü olduğunu anlatan 473 sayfalık bir iddianame bu. 

Savcı İrfan Fidan iddianamede 107 kez “özetle” kelimesini kullanmış ve sürekli “açıkça ortadadır” diyerek iddialarına inandırıcılık kazandırmaya çalışmış. 

Halbuki özet de olmamış, Dündar ve Gül için açıkça ortada olan bir suç da yok. 

Bu satırların yazarı, yaptığı haberlerden dolayı AKP-Cemaat ortaklığıyla kumpasa uğramış ve Silivri zindanını görmüş biri. Bundandır ki, “damdan düşen” olarak, bu iddianamenin ruhu bana hiç de yabancı değil. 

Acı olansa… 

Cemaat’in suçlarını sözde yargıladığını iddia edenlerin, Cemaat’in kopyası olmaya çalışmaları. 

Bu iddianameyle bir kez daha anladım ki; Cemaat’le mücadele AKP’ye bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir. 

Can Dündar ve Erdem Gül gazetecidir ve gazetecilik yaptığı için hapistedir. 

Nokta.