Dünya

NATO Suriye konusunda uzlaşamıyor

NATO Varşova’da Rusya kaynaklı tehditlere karşı kararlılık sergilerken müttefiklerin Suriye ile ilgili görüş ayrılıkları ittifakın güneye ilişkin karar almasını zora soktu.

10 Temmuz 2016 14:44


NATO ülkeleri Varşova’daki zirvede, doğu kanadında Rusya tehdidine karşı kararlık sergileyerek caydırıcılık amaçlı askeri birlikler konuşlandırmayı kararlaştırdı. Türkiye’nin güvenliği açısından büyük öneme sahip güney kanadında ise aynı kararlılığı sergilemeyerek konseptini “İstikrarı yansıtmak” olarak nitelendirmekle yetindi.

IŞİD ve Avrupa’yı hedef alan terör saldırıları, Suriye’deki savaş, mülteci akını NATO müttefiklerinin güvenliğini derinden sarsıyor.

Ancak güney kaynaklı tehditlerin NATO'nun konvansiyonel tehdit algısından farklı yeni unsurlar içermesi, müttefikler arasında hangi tehdidin öncelikli olduğu ve NATO'nun üstleneceği rol konularında mutabakat sağlanamaması caydırıcılık hamlelerini engelliyor.

IŞİD'e karşı AWACS ve eğitimli destek

Varşova'da IŞİD’e karşı atılacak adımlar konusunda NATO'nun AWACS erken uyarı uçaklarının görevlendirilmesi ve bölge ülkelerinin güvenlik güçlerinin eğitimine destek verilmesi kararlaştırıldı. AWACS'lar Türk ve uluslararası hava sahasında uçuşlar gerçekleştirerek, Suriye ve Irak’taki IŞİD hedefleri ile ilgili istihbarat çalışması yürütecek, verileri operasyonları yürüten uluslararası koalisyona verecek. Ayrıca bölge ülkelerindeki yerel güvenlik güçlerinin eğitimi sadece Ürdün değil aynı zamanda Irak’ta da gerçekleştirilecek. Ayrıca Libya ve Tunus’ta da askeri güvenlik yapılarının geliştirilmesi için işbirliği güçlendirilecek.

Batı hassasiyetinin nedeni

Gayet tabii ki dünyanın en güçlü askeri ittifakının IŞİD’e karşı yapabilecekleri bununla sınırlı değil. Ama geçmişte Afganistan ve Irak’ta yapılan hatalar tekrarlanmak istenmiyor. Varşova zirvesi kapsamında düzenlenen bir forumda konuşan Norveç Dışişleri Bakanı Borge Brenge de bunun altını çizdi.

Brenge, NATO’nun IŞİD’le mücadeleye hangi alanlarda katkı sağlayabileceğine yönelik arayışını sürdürdüğünü söylemekle birlikte şunları kaydetti: “IŞİD’e karşı NATO'nun yani tek başına Batının değil Arapların ve Sünnilerin yer aldığı daha geniş bir koalisyonlu mücadelenin yapılması gerektiği kanaati hâkim, doğru olan da bu. IŞİD ve El Kaide’nin ‘bu Müslümanlar ile Batı arasında bir savaş’ demesine yol açmamamız gerekiyor. Çünkü bu gerçekten hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar olarak hepimizin sahip olduğu evrensel değerler adına yürüttüğümüz bir mücadele.”

Düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu uzmanı Derek Chollet de Afganistan'daki ISAF örneğinde olduğu gibi IŞİD’e karşı mücadeleyi NATO’nun üstlenmesinin doğru olmayacağını vurgulayarak, “Bu El Kaide ve diğer terör gruplarının ‘medeniyetler çatışması’ propagandasını besleyebilir” dedi.

Güneyde caydırıcılık ihtiyacı

Bu arada IŞİD’in roket ve terör saldırılarına hedef olan, mülteci akınıyla karşı karşıya kalan Türkiye, müttefiklerinden yeterli desteği göremediği görüşünde.

NATO’daki foruma katılan Emekli Büyükelçi Ünal Çeviköz, ittifakın doğu kanadındaki caydırıcılık hamlelerine benzer adımların güney için de değerlendirilmesi gerektiğini, doğuda olduğu gibi güneyde de çok uluslu birliklerin görevlendirilmesinin de değerlendirilebileceğine işaret etti. Çeviköz, “Güneyde sadece mülteci akını ve terör kaynaklı tehditler yok. Rusya’nın, doğuda olduğu gibi Suriye'de, güneyde de varlığını güçlendirdiğini görmek zorundayız” diye konuştu.

Peki, NATO üyeleri neden Türkiye’nin güneyde beklediği caydırıcılık hamlelerine yanıt veremiyor? Norveçli Bakan Brenge şu dikkat çekici değerlendirmeyi aktardı:

“Şimdi odadaki devasa boyuttaki fil konusu hakkında ayrıntılı konuşmak istemiyorum, değinmekle yetineceğim. Suriye söz konusu olunca NATO için çok çetrefilli bir hal alıyor. Çünkü her zaman öncelikler üzerinde mutabakat sağlayamıyoruz. Norveç için öncelik IŞİD’den kurtulmak. Sonra El Kaide ve El Nusra var. Ama aramızda başka öncelikleri olanlarımız var. Önceliklerimizi uyumlaştırdığımız takdirde NATO rolünü de daha net bir şekilde ortaya koyacağız.”

Bu noktada söze giren Büyükelçi Çeviköz, “Çok diplomatik konuştunuz Sayın Bakan, Türkiye demediniz ama sizi anladım. Ama konu çok zor çünkü Türkiye sadece IŞİD tehdidiyle değil PKK terörüyle de karşı karşıya kalıyor ikili tehditle karşı karşıya kalan tek ittifak üyesi” dedi. Çeviköz, Türkiye’nin değişen Suriye politikaları ışığında çok daha güçlü bir uzlaşı yolunun açılabileceği görüşünü sözlerine ekledi.

Ege operasyonu yük mü işlevsel mi?

NATO'nun güneye yönelik oluşturduğu stratejinin bir diğer halkasını mülteci krizi ve Ege operasyonu oluşturuyor. Bu konuda müttefikler arasında son dönemde görüş ayrılıkları bulunuyordu. Ege misyonuna gönderilen gemiler nedeniyle diğer bazı operasyonların sınırlandırılmak zorunda kalınmasını eleştiren bazı müttefikler mülteci akınının durdurulduğunu, gemilerin asıl askeri operasyonel faaliyetlerine yönelmesi gerektiğini savunuyor.

Ege misyonu ekim ayına kadar sürdürülecek ancak Ekim ayında yapılacak savunma bakanları toplantısında konu gözden geçirilecek. Varşova zirvesinde, Orta Akdeniz'de görev yapacak Deniz Muhafızı (Sea Guardian) olarak adlandırılan yeni bir görev gücünün oluşturulması kararlaştırıldı. Bu daha önceki Active Endeavor görev gücünün yerini alacak, daha da güçlendirilecek. Üst düzey NATO yetkilileri Akdeniz’de bundan sonra oluşturulacak yeni Sea Guardian gemilerinin Ege görevini devralabileceğini söylüyor.

Bu konu NATO zirvesi kapsamında forumda tartışan uzmanların da gündemindeydi. Elcano Kraliyet Enstitüsü uzmanı Felix Artega, “NATO askeri operasyonlar mı yoksa insani yardım misyonları mı yürütecek? NATO Avrupa güçlerine özel operasyonlar için katkı sağlayabilir. Bence özellikle Portekiz'den Türkiye'ye, güneydeki ülkelere, bir Avrupa gücü oluşturulması için liderlik üstlenmek görevi düşüyor” diye konuştu.

Batı değerlerine tehdit sadece dışardan mı?

Bu arada Batı, demokratik ve özgürlükçü düzenine karşı dış tehditlere karşı koyma arayışında NATO’nun rolünü tartışa dursun hem ABD’de hem de Avrupa ülkelerinde artan sağcı popülizm ve korumacılık karşı karşıya olunan tehdidin salt dış kaynaklı olmadığını gözler önüne seriyor.

“İstikrar ihraç etmemiz gerekirken istikrarsızlık ithal ediyoruz” diyen Norveç Dışişleri Bakanı Borge, 1945 öncesi Avrupa’nın bugünün Ortadoğu’su olduğunu söyleyerek şu çarpıcı değerlendirmeyi aktardı:

“Biz bu filmi izledik. BM, NATO ve AB ile oluşturduğumuz düzen ve değerler sayesinde en barışçıl bölgeye dönüştürdük. Şimdi bu değerler hedef alınıyor. Brexit sonrasında çok daha net görülüyor, geçmişte yaşadıklarımız tekrar yaşama ihtimalimiz var. Milliyetçilik ve popülizmin yayıldığını görüyoruz. Gerçekten değerlerimizin arkasında durmalı onlar için mücadele etmeliyiz. Çünkü gerçekten de tehlikede olan demokrasimiz ve özgürlüğümüz.”