Dünya

Medyayla kavga ülke sınırlarını aştı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedefindeki son medya kuruluşu ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times oldu. Medyayla kavga ülke sınırlarını aşarken, Türkiye’de ise gazeteciler otosansürün artık normalleştiğini belirtiyor.

26 Mayıs 2015 21:54


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York Times gazetesinde yayımlanan “Türkiye üzerindeki kara bulutlar” başlıklı makale nedeniyle gazeteye dün sert tepki gösterdi. "Adeta ABD'ye talimat veriyor. Niye duruyorsunuz diyor. Ya sen bir gazetesin haddini bileceksin" diye konuşan Cumhurbaşkanı, sözlerini “Bir defa sen bunu yazmakla böyle bir haberi yapmakla kendi özgürlük alanının dışına çıkmakla Türkiye'ye müdahale ediyorsun" diye sürdürdü. Makalede, Türkiye'de medyanın durumu ele alınmış ve Hürriyet gazetesi ile yaşanan gerginliğe değinilmişti. Yazının sonunda “Erdoğan doğruların söylenmesine giderek daha fazla düşman oluyor. ABD ve NATO müttefikleri onu bu zararlı yoldan geri döndürmeli” ifadelerine yer verilmişti.

Hürriyet ile gerginlik

Erdoğan Türkiye içinde de son günlerde medyaya karşı tutumunu sertleştirdi; bunun son örneğini ise Hürriyet gazetesi ile yaşanan polemik oluşturuyor. Erdoğan'ın avukatları, Mısır'ın devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi hakkında verilen idam kararını internet sitesinde, “Dünya şokta! Yüzde 52 oy alan Cumhurbaşkanı'na idam” ifadeleriyle haberleştirmiş, bu sözlerle kendisine gönderme yapıldığını öne süren Erdoğan ise avukatları aracılığıyla Hürriyet gazetesi, web sitesinin yetkilileri, Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin ve Sorumlu Müdür İzzettin Doğan hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Gazeteciler endişeli

Türkiye'de giderek daha fazla sayıda gazeteci, medyanın kamu yararına denetim işlevini kaybedeceği endişesini taşıyor. Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Uğur Güç, Türkiye'de halkın çoktandır demokratik bağımsız haber alma kaynaklarına sahip olmadığı eleştirisinde bulunuyor. Güç, “21 gazeteci hapiste. Gazetecilerin çoğu enerjisini haklarında açılan ve açılmaya hazırlanan davalar kapsamında savcılara ifade vermekle harcıyor” şeklinde konuşuyor. Güç, özellikle sosyal medyada Hitler Almanyası ile yapılan karşılaştırmaların gözle görülür biçimde arttığını ve bunun anlaşılır olduğunu belirtiyor. Güç, “O dönemde de siyasi anlamda farklı düşünenler, propaganda ve korkutma mekanizmalarıyla susturulmuştu. Bugün de benzer girişimler olduğunu gözlemliyoruz” diyor.

Öte yandan Güç çok sayıda holdingin ekonomik faaliyetlerini güvence altına almak ve şanslarını artırmak için devlet ihalelerine girmeyi tercih ettiği bir ortamda bağımsız gazetecilikten söz etmenin mümkün olmadığına da dikkat çekiyor.

Gazeteci-yazar Prof. Mehmet Altan ise şu anda anayasanın pratikte askıya alınmış olmasının ve ‘sivil bir darbe' yapılmış olmasının kabul edilebilir olmadığını söylüyor. Altan, ülkesinin ‘hukuksuzluk' dönemini atlatacağı ve ‘demokratik restorasyon dönemine' geçiş yapacağı umudunu taşıdığını vurguluyor.

"Otosansür normalleşti"

Ancak o günlere daha çok vakit var. Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülkeden 159'uncu sırada yer almıştı. Erdoğan, basın özgürlüğüne ilişkin eleştirileri, “Dünyanın hiçbir yerinde basın Türkiye'deki kadar özgür değil” sözleriyle geri çevirmişti.

P24 platformundan gazeteci Yavuz Baydar ise “Otosansür Türkiye'de zamanla normal bir hal aldı, artık meslek kültürünün bir parçası ve kendi kendini hapse atmanın en korkunç şekli” yorumunda bulunuyor. Baydar, bu kurallara uymayanların işten atıldığına dikkat çekiyor.