Dünya

Leman: Charlie Hebdo’yla mizah en sivri yerinden vuruldu

Fransa’da geçen yıl bugün saldırıya uğrayan mizah dergisi Charlie Hebdo’nun Türkiye’deki en yakın dostu Leman dergisinin yayın yönetmeni Tuncay Akgün: “Sanki biz öldük orada, biz de vurulduk gibi hissettik.”

07 Ocak 2016 10:40


Fransa’da geçen yıl bugün dünyaca ünlü mizah dergisi Charlie Hebdo’nun bürosuna yapılan silahlı saldırı, dünyayı şoke etmişti. Aralarında Georges Wolinski, Cabu imzasıyla tanınan Jean Cabut, Philippe Honore, Charb imzasını kullanan Stéphane Charbonnier ve eserlerini Tignous adıyla imzalayan Bernard Verlhac gibi, 3 farklı kuşaktan sanatçıların da aralarında bulunduğu 12 kişi yaşamını yitirdi bu saldırıda. 11 kişi de yaralandı.

Muhammed peygamberin karikatürünü çizdiği gerekçesiyle Cezayir asıllı Müslüman iki kardeş tarafından düzenlenen saldırıda Charlie Hebdo, uğradığı büyük kan kaybına karşın çabuk toparladı kendini. Hemen ertesi hafta dergi bu kez milyonlarca basılan bir sayıyla okurlarının karşısındaydı.

Aynı günlerde Charlie Hebdo’yla birlikte, özel bir sayı yapan bir başka mizah dergisi daha vardı, Leman dergisi.

Türkiye'nin önde gelen haftalık mizah dergilerinden Leman, Fransız dostu Charlie Hebdo dergisi için iki özel sayı yaptı tarihinde.

İlki, 2002 yılında İstanbul’da ağırladıkları usta çizerlerle birlikte geçirdikleri güzel bir 4-5 günün anısınaydı. İkincisi, geçen yıl tam bugün 7 Ocak'ta dünyayı şoke eden Charlie Hebdo saldırısının ardından ölen dostlarının anısına.

"Kendimize yapılmış gibi hissettik"

Beyoğlu’nda, İstiklal caddesini kesen sokaklardan birindeki Leman Kültür Kafe'de DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Leman dergisi Genel Yayın Yönetmeni Tuncay Akgün, Charlie Hebdo’ya yapılan saldırıyı, kendilerine yapılmış gibi hissettiklerini söylüyor.

“Bir kere bu insanlar bizim arkadaşımızdı, bazıları çok yakın arkadaşımızdı. En büyük etki burada oldu. Sanki bizim toplantı odamız basılmış gibi hissettik, sanki biz öldük orada, biz de vurulduk gibi hissettik. Duyduğumuz derin bir acı oldu.”

25 yıldır bağımsız yayın yapan Leman dergisinin deneyimli yayın yönetmeni Akgün, saldırıda yaşamını yitiren mizahçıları şöyle tarif ediyor:

“Boşluğu asla doldurulamayacak çok çok önemli insanlardı bunlar, çok önemli sanatçılardı. O ülkenin, o liberal dünyanın sınırlarını bile aşarak, çok açık, çok anarşist bir mizah yapıyorlardı. Mizah dünyası en sivri yerinden vuruldu. Fransa’nın birkaç kuşak çok önemli çizerini aynı anda öldürdüler.”

Çizer Akgün, mesleğe başladıklarından bu yana Georges Wolinski, Cabu imzasını kullanan Jean Cabut gibi çizerleri ve Charlie Hebdo ekolünü hayranlıkla takip ettiklerini, kendi mizahlarını yaparken çok yakın hissettiklerini belirtiyor.

Peki, aralarındaki dostluk nasıl başladı?

“Fransa’da yaşayan bir arkadaşımız aracı oldu ve onları buraya davet ettik 2002’de. Onlar da hemen kabul ettiler ve toplu bir şekilde İstanbul’a geldiler. Onları 4-5 gün misafir ettik ve çok güzel takıldık. Birlikte hem konferanslar, paneller yaptık, hem acaip eğlendik; Kumkapı’ya da, hamama da gittik, dansöz de oynattık. Öyle gece-gündüz takıldık. O arkadaşlığın temelinde bu var, çok güzel bir muhabbet yaşadık.”

Charlie Hebdo ile Leman dergileri arasındaki, Akgün’ün ifadesiyle “paslaşma”nın temeli de bu görüşmede atılıyor.

“Şunu keşfettiler ve zaten yazdılar: ‘Dünyada bize en çok benzeyen insanlar ve dergi burada, Leman dergisi. Baştan biraz, hafif önyargıyla geldik ama’ diye çok güzel makaleler yazdılar, çizdiler orada. Sonra biz de burada özel bir sayı yaptık ve yayınladık. O sayı, birlikte ortak yaptığımız sayı burada çok ilgi gördü. Charlie Hebdo’nun orijinal nüshası İstanbul’da da satılmaya başlandı. Ondan sonra da muhabbet kalıcı hale dönüştü, karşılıklı gidiş-gelişler oldu. Wolinski’ye burada çok güzel bir sergi yaptık.”

"Çok benziyoruz"

Peki, bu iki dergi arasındaki benzerlikler neler? Akgün şöyle anlatıyor:

“Kendimizi ifade etmemiz açısından çok benziyoruz. Delirme noktalarımız çok benziyor. Anarşist çizgilerimiz çok benziyor. Bir de benim bir tanımım var; mizah dergilerinde uzun bir süre, senelerce süren bir yol arkadaşlığı var, o da çok benziyor. Ortak bir hikaye onlarca yıl sürüyor. Onların hikayesi de öyle, bizimki de öyle. Ve tabii bir duygu benzerliği de var, işimizi yaparkenki duygu benzerliği.”

Kuşkusuz, bu duygu benzerliğinin en yoğun olduğu nokta, Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı sonrasında kendini gösterdi. Charlie Hebdo pek çok değerli sanatçısını yitirmesine rağmen, saldırının hemen ardından özel bir sayı yayınladı. Leman da, Türkiye’de aynı tutumu izleyerek, ikinci Charlie Hebdo özel sayısını yayınladı. Üstelik kapakta, peygambere hakaret ettiği gerekçesiyle saldırıya hedef olan derginin usta çizeri Wolinski’nin İstanbul’daki Eyüp Sultan Camii'nin avlusunda başında namaz takkesiyle çizerken çekilmiş bir fotoğrafı vardı.

Peki, tehditlere neden oldu mu bu sayı ya da iki dergi arasındaki benzerlikler?

Akgün, “O zaman çok tehdit aldık biz de. Daha çok sosyal medya üzerinden geldi tehditler. Telefonlar da geldi. Bizim muhalefet etme biçimimize karşı kullanıldı bu” diye yanıtlıyor.

“Korktunuz mu” sorusuna yanıtı, “Korkmamak mümkün değil” Tuncay Akgün'ün, “Bir korku havasının burada dolaştığını hissettim. Ama, işimizi yaparken, yazıp çizerken korkarak bir şey yapmak mümkün değil. Hissetmeden de bir şey yapmak mümkün değil. O anlamda, korkunun, iş yapma biçimimize yansıdığını düşünmüyorum.”

"Korkunç tehditler geliyor"

Leman, Türkiye'nin en sert muhalefet yapan yayın organlarından biri. Üstelik, ulusal ve uluslararası pek çok hak örgütüne göre, basın ve ifade özgürlüğünün en çok baskı altında olduğu dönemlerden birinde.

“Bizim için en önemli konu bağımsız olmamız, ipimiz kimsenin elinde değil” diyor Leman dergisi yayın yönetmeni Tuncay Akgün, “Buraya (baskı amacıyla) telefon etmek isteyenlerin muhatap olabilecekleri kimse yok.”

Akgün ekliyor: “Ama, biz her zaman baskı gördük, uzun bir süreç bu, 30 yıldır bu işi yapıyoruz. Kendi tarihimizde yargılanmadığımız kanun maddesi yoktur, özellikle devletin ya da yöneticilerin manevi şahsiyetine yönelik hakaret türü maddelerden. Hapis cezalarına da çarptırıldık, ağır tehditler, saldırı tehditleri de aldık. Bazen telefonlarla, mektuplarla çok yoğunlaşan baskı tehditleri gördük. Şimdi de, aynı merkezden yönetilen bir trol baskısı var, oradan korkunç tehditler geliyor.”

Çizer Akgün, halihazırda bir davalarının sürdüğünü, kaybettikleri bir davanın da muhtemelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden dönmek üzere olduğunu söylüyor. Kaybettikleri davalardaki hapis cezası kararlarının, artık genellikle para cezalarına çevirildiğini belirtiyor.

“Ama” diyor, “5 yıl aynı suçu işlememe yaptırımı uygulanıyor, kafanda Demokles’in kılıcıyla dolaşıyorsun. Para cezaları da 15 bin, 25 bin lira gibi cezalar. Ama bizim için çok ciddi paralar bunlar.”