Gündem

Karşı mahalleden Adalet Yürüyüşü'ne, OHAL ihracından Kılıçdaroğlu'nun doktorluğuna...

Cihangir İslam: Yürüyüş iktidarı allak bullak etti

05 Temmuz 2017 03:00
Gonca Tokyol

Ankara - İstanbul karayolu

CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun ‘casusluk’ iddiasıyla 25 yıl hapis cezasına çarptırılarak tutuklanmasının ardından başlatılan Adalet Yürüyüşü’nün İstanbul’a varmasına 100 kilometreden az bir mesafe kaldı. Varış noktasına olan sürenin bir haftanın altına inmesi ve 19. gün itibariyle kilometre sayacının çift haneli rakamlara düşmesiyle birlikte, geriye sayım başladı. Arkada kalan günlere, katedilen mesafeye, tırmanılan tepelere ve kurulan dostluklara bakarak hafiften nostaljinin de çubuğunun tüttüğü bugünlerde, en başından beri yolda olanlar hem sona yaklaşmanın heyecanını hem de uzun, epey uzun bir yolu geride bırakmanın biraz hüzünle karışık mutluluğunu yaşıyor. Ankara Güvenpark’tan beri yürüyüşün parçası olan isimlerden biri de, hiç hesapta yokken kendisini CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yol boyu özel doktoru olarak bulan ve neredeyse ilk günden bu yana yürüyüşü en önden devam ettiren Prof. Dr. Cihangir İslam

Yürüyüşün 19. gününde, öğle saatlerinde verilen ana mola sırasında, karavanının önünde sohbet ettiğimiz İslamoğlu, hem ilk günden bu yana Ankara-İstanbul karayolunu adımlıyor hem de aynı güzergâhı birkaç yüz metre gerisinden takip eden Kılıçdaroğlu’nun sağlık durumunu kontrol ediyor. KHK’yla işinden edilen bir akademisyen olarak, her gece "Vatanı Kurtarma Meclisleri'ni yeniden kurarız" dediği İstanbul Üsküdar’daki Buhurdan Kafe’de birkaç arkadaşıyla otururken tesadüf eseri televizyondan duyduğu Kılıçdaroğlu’nun başlattığı yürüyüşe katılma kararı alan İslam, gece hiç uyumadan Ankara’ya varmasını ve devamında yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Pek televizyon seyreden bir ekip değiliz, tesadüfen kafeden içeri girerken CNNTürk açıktı, orada Kılıçdaroğlu’nun yürüyüş kararı aldığını duyduk 15 Haziran’ın ilk saatlerinde. Hemen ‘Buhurdan Kafe MKYK’yı topladık; bunun nasıl bir şey olduğunu, nereye gideceğini düşündük. Ben KHK’lı olduğum için genel eğilim en azından benim yürümemin doğru olacağı noktasındaydı." 

“Hayatımda ilk kez CHP Genel Merkezi’ne gittim”

"Son derece saf, masumane bir karardı yürüyüş, biz nasıl katılabiliriz diye düşündük. Çayımızı, kahvemizi içtik; eve gittim, kamp çantamı doldurdum, bolca siyah tişört ve pantolonla, sabaha karşı 05.30’da yola çıktım, hiç uyumadım, 08.30-09.00 gibi Ankara’daydım, hayatımda ilk defa CHP Genel Merkezi’ne gittim. 

Yürüyüşün nerede başlayacağını bilmiyordum, program hakkında da hiçbir bilgim yoktu. Ben genel merkeze vardığımda otobüsler daha yeni bantlanıyordu, CHP yazıları sökülüyordu; belli ki çok hızlı karar verilmiş ve tüm gece de çalışmışlar, öyle bir manzara… Sağolsunlar yakınlık gösterdiler, arabamı kapalı garaja koydular; çünkü arabayla gitmiştim, yürüyerek döneceğim, araba dert oldu.”

“Sağolsun Genel Başkan 18 kilometreyi molasız yürüttü o güneşin altında”

Uzun seneler Türkiye siyasetinin zıt kutuplarında yer aldığı CHP’nin genel başkanının çağrısıyla yürüyüşe gelmesinin ardından otomobilini Ankara’dan İstanbul’a dönen akademisyen bir arkadaşıyla yolladığını gülerek ekliyor Saadet Partisi, Has Parti ve Mazlumder’in kurucuları arasında yer alan Prof. İslam. Otomobili İstanbul’a doğru önden giderken kendisi ise Güvenpark’tan başlamış yürümeye:

"Adalet yürüyüşü iktidarı zihnen allak bullak etti. Sokağın 15 Temmuz'u sarayınkinden farklı..."

“Saat 11.00’de Kızılay’daydık, toplandık, uyumadım yani o gece, yürüyüş başladı, sağolsun Genel Başkan 18 kilometreyi molasız yürüttü bizi güneşin altında. Güneş yağı da alamamıştım, açık renk olduğum için güneşte çok kötü oluyorum. O gün hakikaten yanacağımız kadar yandık, kıpkırmızı olduk. Ama değdi. İlk iki gün Ankara’ya dönüp yakın oteller bulup kaldık, sabahları ise erkenden yürüyüş alanına geldik. Biz de organize değildik çünkü. Çadırımı da alamadım, yüküm çok fazlaydı. Hatta çantamı sırtımda taşıyacağımı falan zannediyordum.”

“Doktor olarak kim takip ediyor diye konuşurken öyle biri olmadığı ortaya çıktı”

Türkiye’nin önde gelen ortopedi uzmanlarından olan, 1997-2002 yılları arasında ABD’de çalışan İslam’ın, uzun yürüyüş sırasında Kılıçdaroğlu’nun sağlığıyla bire bir ilgilenen iki kişiden biri (diğeri de CHP Aydın Milletvekili Metin Lütfü Baydar) olması, kendi ifadesiyle tamamen 'konjonktürel’ bir hadise olarak gerçekleşmiş:

Sayın Kılıçdaroğlu, Fatma Bostan Ünsal ve Ahmet Faruk Ünsal’ın da aralarında bulunduğu üç Mazlumderci arkadaşımızla birlikte bizi nazik bir şekilde iftara davet etmişti. O günkü sohbette, ‘Nasılsınız iyi misiniz’ demek için yanına çıktım. Kim takip ediyor doktor olarak diye konuşurken, o kadar hızlı bir şekilde organize olunmuştu ki ortada öyle biri olmadığı ortaya çıktı. Hemen tavsiyelerle işe başladık, buradaki doktor arkadaşlarla da koordine olduk.

Prof. İslam, yürüyüşün her etabından önce ve sonra kontrol ettiğini belirttiği ve ‘gözden kaçırılmasa maratoncu olabileceğini’ söylediği Kılıçdaroğlu'nun sağlığıyla ilgili günlük rutinini şöyle anlatıyor:

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun yanına günde 8-10 defa girip çıkıyorum. Tansiyonun ve genel olarak metabolizmanın takibi; gıdanın, elektrolitlerin, tuzunun düzenlenmesi ve bunun yanı sıra ayak sağlığı ve bakımıyla ilgilleniyorum. Kas dokularının yürüşe nasıl cevap vereceği hep bir soru işaretiydi bizim için. Ciddi bir spor geçmişi olmayan 69 yaşındaki bir insanın bu temmuz sıcağında yürümesinden bahsediyoruz."

Kılıçdaroğlu bir maratoncu olabilirmiş ama gözden kaçmış…”

"İlk günler oldukça tedirgindik fakat baktık gerçekten son derece yatkın bu işe, dokuları da çok dirençli. Yürümek mesela onun ayak tabanı dokularını çok fazla rahatsız etmiyor. Bugüne kadar sadece birkaç gün önce su toplamasıyla karşılaştık, onu da kuruttuk. Belki de Sayın Kılıçdaroğlu’ndan bir maratoncu çıkabilirdi erken yaşlarda yapsaydı, çünkü mental direnci de yüksek, fizik direnci de yüksek, vücut yapısı da çok fazla kalın kemikli değil, ince yapılı, atletik bir insan. Bir maratoncu olabilirmiş ama gözden kaçmış…"

Adalet Yürüyüşü öncesinde pek de spor yapmayan Kılıçdaroğlu’nun aksine kendisinin düzenli olarak tenis oynadığını ve yürüdüğünü, vakit buldukça yüzdüğünü belirten İslam için de yürüyüş çok zor geçmemiş, hatta şubat ayında KHK’yla işten çıkarılmasının ardından biraz ara verdiği spor yapma sürecine bu sayede yeniden geri dönme şansı bulmuş: 

Bütün parkuru yürüdüm ve devam etmeye de kararlıyım. Ufak tefek bir iki su toplaması dışında bir sorun yok. KHK’dan sonra spor, biraz hamlamıştık, kilo da almıştık, iyi oldu yani biraz spor ortamına dönmüş olduk. Bunu devam ettiririz inşallah.”

“Düşmesinin ardından özür dileyerek uyardık"

CHP liderinin sağlığıyla ilgilenmesinin yanı sıra, kortejin önünden ilerleyerek güzergâhı kontrol eden ve aslında bir nevi ‘önleyici/koruyucu hekimlik’ yapan İslam, Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşün ilk günlerinde geçirdiği ‘bayrak kazası’ ardından diğer doktorlarla birlikte “Özür dileriz sayın başkan ama parkur dışına çıkamazsınız” dediklerini aktarıyor ve ekliyor:

“Koruma güvenlik açısından olaya bakıyor, ben de spor hekimliği açısından olaya bakıyorum. Geçenlerde örneğin bir araziye girdik, korkunç bozuk bir zemin, orada ayağını burkabilirdi. Geçen gün de girişte baktım zemin çok kötüydü, bastığınız anda ayağınızın burkulabileceği çukurlar, kesilmiş fidan kökleri var; hemen geriye haber verip koruma müdürüne zemine dikkat etmelerini söyledim.”

"Sokağın 15 Temmuz'u sarayınkinden farklı"

Çocukluğu ve gençliğini geçirdiği Sakarya’dan çıkmamızdan birkaç saat sonra sohbet ettiğimiz İslam, hem aynı kentte Adalet Partisi Milletvekilliği yapan babası Nadir Latif İslam sebebiyle, hem de kendi kişisel politik geçmişinin birikimiyle siyasete hiç de uzak bir isim değil. Emek ve Adalet Platformu’na 2012 yılında verdiği bir söyleşide, “Kuran’da “peygamberleri ve insanlar arasında adaletle hükmedenleri öldürenler” diye bir ibare var. Peygamberliği ve adil yönetimi birlikte anar İslam. Bunun üzerine düşünmemiz lazım. Bir daha peygamber gelmeyeceğine göre adalet bizim temel meselemiz. Bunun pratiği üzerinde çalışmamız gerekiyor. Artık sloganlardan ziyade neyin adalet olduğunu ve nasıl uygulanabileceğini göstermemiz gerekiyor” ifadelerini kullanan İslam, CHP’nin çağrısıyla başlayan Adalet Yürüyüşü’nün "nevzuhur" bir durum olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek şunları söylüyor:

“Belli bir kesimin hayat tarzına müdahaleyi reddetmesiyle başlayan Gezi sürecinde, toplumun tamamını kapsama yeteneğinden uzak olsa da orada adaleti, özgürlüğü, eşitliği savunan bir tutum vardı. Bence birinci ayak budur. 
İkinci ayak, sokağın 15 Temmuz'udur. Sokağın 15 Temmuz'u sarayınkinden farklıdır. O akşam, bugün okuduğumuz, bize anlatılan arka plan gerçeklerinden uzak bir şekilde müdahaleyi duyan insanlar siyasi görüşlerine bakmaksızın sokakta en azından darbeye karşı durmaya çalışmışlardı. Ben de sokaktaydım; AKP’li, CHP’li, MHP’li, HDP’lisiyle birlikte o akşam bir protesto vardı. Bence bu da sanki çoğunluğu Gezi’ye katılmayan ama o ruhu farklı bir platformda devam ettiren bir anlayıştı. 

Gelelim üçüncü ayağa. Referandumda tehlikenin ve huzursuzluk yaratan değişimin farkına varan çok farklı insanların ‘hayır’ noktasında buluştuklarını gördük. Mesela İstanbul’da çok sayıda noktada Saadet Partisi ve CHP birlikte referandum çalışması yaptı, sinerjik bir biçimde çalıştılar. Bu, Türkiye’de zihinsel dönüşümü anlatması açısından önemli bir noktadır. Üçüncü nokta da referandumdaki hayır ortak kanaati olmuştur."

“Bu hareket taş atana gül, küfredene selamla karşılık vermektedir”

"Adalet Yürüyüşü de bence artık hem Gezi’den hem sokağın 15 Temmuz'undan gelerek referandumda toparlanan kesimi, yüzde 49’u yüzde 100’e götürmenin kapılarını, yollarını açan bir yürüyüştür. İlke son derece basittir, adalet. Hiçbir insan bunu reddedemez. Bu hareket taş atana gül atmaktadır; küfredene hakaret etmemekte, selam deyip geçmektedir; çıta çok yüksektedir.

İktidar kanadına baktığınızda işin özüne yönelik bir eleştiri göremiyorsunuz. Zihnen onları allak, bullak etmiştir. Adalet yollarda aranmaz diye cevap alıyoruz. Aslında bu cümleyi biraz analiz edersek, adaletin yokluğu burada zımnen kabul ediliyor. Adalet vardır demiyor, tamam yok ama kardeşim, bunu yollarda bulamazsın demek istiyor. E biz de bulana kadar kâh yürüyeceğiz, kâh başka şeyler yapacağız. Bence bunun da devamı gelecek.”

Cihangir İslam, son olarak KHK'yla çıkarılması öncesinde de 1990'lı yıllarda 3 kez görüşleri nedeniyle üniversiteden uzaklaştırılmış, sonrasında yargı kararıyla geri dönmüştü. İslam, aynı zamanda da 18 Nisan 1999 seçimlerinde Fazilet Partisi İstanbul Milletvekili olarak girdiği parlamentoda başörtüsüyle yemin etme girişimi üzerine milletvekilliği ve vatandaşlığı düşürülen Yeni Akit gazetesi yazarı Merve Kavakçı ile 2010 yılında yaptıkları ve bir sene önce de karşılıklı olarak anlaşarak bitirdikleri evliliğin ardından kamuoyunda yaygın olarak duyulan bir hekim. Eski Aile Bakanı Ayşenur İslam'ın eşi olan kardeşi Dr. Bahadır İslam da, Gazze'ye yardım götürürken İsrail'in kanlı saldırısına uğrayan Mavi Marmara gemisinde bulunuyordu. 

Adalet Partisi ikliminde, Milli Görüş çizgisinde siyasete ilgi duyan Cihangir İslam, cumhuriyet tarihi boyunca bu iki geleneğin de tam karşısında yer alan CHP'nin ana muhalefet partisi olarak düzenlediği Adalet Yürüyüşü'nün umut ve kısmen inşa ettiği "koalisyon"a dair en çarpıcı isimlerden biri.

Afrikalılar der ki; hızlı gitmek istiyorsan yalnız git, uzağa gitmek istiyorsan birlikte.
Adalet Yürüyüşü devam ediyor...