Dünya

İnsanî yardımın önünde hukuki engel yok

Esad yönetimi, Suriye'ye gelen insanî yardım sevkiyatlarını denetlemeye çalışıyor. Ancak devletler hukuku alanında hazırlanan bir rapor, Esad’ın bu kontrol isteğinin hukuki dayanağı olmadığını gösteriyor.

07 Mayıs 2014 14:05


Yoluna devam etmesine izin verilmeyen, kamyonlar dolusu yardım malzemesi, kontrol noktalarında saatlarce alıkonulan sürücüler, hükümete ya da muhalif güçlere bağlı birliklerin müdahalesi yüzünden bir bölgede belli bir süreden uzun kalamayıp yer değiştirmek zorunda kalan doktor ekipleri, militanların eline geçerse kayıp büyük olmasın diye düşük miktarda tutulan tıbbi donanım…

Uluslararası yardım örgütlerinin Suriye'deki tabloyu tarif ederken saydıkları sorunlardan sadece bazıları bunlar. Ayrıca insani yardımın temel ilkesi olan, sivillerin korunması ve siyasi tarafsızlık prensibi, çatışan taraflarca fazla saygınlık görmüyor.

Şam izni şart koşuyor

Bu nedenle birçok yardım örgütü, sivil halka komşu ülkeler üzerinden destek olmaya çalışıyor. Örgüt görevlileri, Lübnan, Ürdün, Irak ve Türkiye üzerinden Suriye'ye giriyor. Ancak bunu yaparken her seferinde Esad hükümetinden izin alınmaması Şam'ı kızdırıyor. Zira hükümet tüm yardım faaliyetleri için izin alınmasını şart koşuyor, bu faaliyetler artık Şam'ın denetiminde olmayan bölgelerde olsa bile. Bu şarta uymayan yardım örgütleri ise, Şam üzerinden farklı bölgelere yardım götürülmesinin engellenmesi ile tehdit ediliyor.

Ünlü hukukçulardan açık mektup

Uluslararası alanda isim yapmış bir grup hukukçunun kaleme aldığı bir açık mektup ise, Esad rejiminin tavrının devletler hukuku ile bağdaştırılamayacağını gösteriyor. Uluslararası sivil toplum örgütü "Crisis Action" öncülüğünde yazılan bu mektubun dayandığı kaynaklardan biri de Frankfurtlu devletler hukuku uzmanı Michael Bothe'nin hazırladığı rapor. Raporda özetle, ülkenin bütünü üzerinde kontrole sahip olmayan Esad'ın yardım nakliyatlarının tümünü denetleme hakkına sahip olmadığı vurgulanıyor. Bothe, "yardım faaliyetleri, eğer bir tarafın kontrolünde olmayan bir bölgede gerçekleşiyorsa, bu tarafın bir söz hakkı yoktur ve hukuki açıdan da onayı gerekmemektedir.“ diyor.

Hukukçu Bothe, ayrıca yardıma muhtaç insanların yardım alma hakkı olduğuna dikkat çekiyor ve herhangi bir tarafın keyfi bir şekilde bu yardımı engelleyemeyeceğini vurguluyor: "Bir hükümet, belli bir bölgenin denetimini kaybettiyse ve buna rağmen söz konusu bölgeye yardım çalışmalarını kendi iznine bağlı tutmaya çalışıyorsa, bu keyfi bir uygulamadır. Hükümetin buna hakkı yok, bu böyle olmaz.“

"Hukuki tartışmalar, siyasi baskı potansiyelinin bir parçası"

Bothe, kaleme alınan açık mektubun, altında imzası bulunanların Suriye'deki insani trajedi konusunda endişelerini dile getirdiğini ama aynı zamanda da hukuki bir çağrı olduğunu ve Birleşmiş Milletler Acil Durumlar Koordinatörü Valerie Amos'un yasal açıdan daha cesur bir tavır sergilemesini sağlamayı amaçladığını belirtiyor. Bothe, bu çağrının somut bir etkisi olabileceğini kaydediyor ve ekliyor: "Hukuki tartışmalar, siyasi baskı potansiyelinin bir parçası. Tabii ki Esad'ın hukuki açıdan doğru bir çizgiye uyarak kararını değiştirmesini beklemiyoruz. Ama bu şekilde çizilen hukuki çerçeve, Birleşmiş Milletler'de gündeme getirildiğinde Esad'a ve Suriye'deki çatışmaların diğer taraflarına yönelik siyasi baskının artırılmasına yardımcı olabilir."

Bothe'ye göre açlığın bir silah olarak kullanılmasının savaş suçu olduğunun, Suriye'de giderek daha fazla yetkili tarafından anlaşılması, bu siyasi baskının da büyümesini sağlayacak. Zira bu suç, sorumlu kişiler için şahsi sonuçlara yol açacak. Hukukçu Bothe, örneğin Suriyeli bir yetkili Almanya topraklarına ayak bastığında, federal savcılığın bu kişiyi tutuklamakla yükümlü olacağını belirtiyor.